Mayruk: Sokakta elinizi sallasanız modacıya çarpıyorsunuz!

Mayruk: Sokakta elinizi sallasanız modacıya çarpıyorsunuz!
Mayruk: Sokakta elinizi sallasanız modacıya çarpıyorsunuz!
Türkiye'nin en iyi moda tasarımcılarından Yıldırım Mayruk, 'yamağı' Barbaros Şansal ile dam görmeyen bir köy evinde yaşama hayalini gerçekleştirmek için Kıbrıs'a yerleşme kararı aldı. Ve gitmeden önce aralarında Zonaro'nun 'Dervişler' tablosu da bulunan 528 parçalık koleksiyonunu müzayede ile sattı. Acaba tüm gemileri yakıyor mu? Mayruk'un Tempo dergisine konuştu...
Haber: BURAK TATARİ - btatari@doganburda.com / Arşivi

İçlerinde yok yok. Yağlıboya tablolar, gümüş şamdanlar, altın varak kaplı koltuklar... En pahalı parça Fausto Zonaro’nun ‘Dervişler’ tablosu duvarda asılı. ‘Yıldırım Mayruk Anılar Müzayedesi’ için hazırlanan Dedeman Otel İstanbul ’un salonundayız. 50 senede topladığı 528 parça eşyanın ortasında, vakur, sakin, her zamanki ciddi edasıyla Yıldırım Mayruk duruyor. Veda etmek hiç kolay olmasa gerek ama o halinden memnun görünüyor. Çünkü KKTC’de dinlenmeye daha fazla zaman ayıracağı farklı bir hayata gidiyor. İstediği, kendini dinlenceye çekmek, daha keyfi işler yapmak. Barbaros Şansal ile üç tarafı orman, çam ağaçlarıyla kaplı bir bahçede hayatın tadını çıkaracak. Türkiye ’yi hâlâ seviyor ama bozulduğunu da düşünüyor: “Sokakta elinizi sallasanız modacıya çarpıyorsunuz. Çoğu modaya merak saran amatörler. Oysa herkesin bu işi yapmak için ehliyeti olması lazım geldiğine inanıyorum. Şimdi heves etmek kafi geliyor.”

Daha önce de hep işi bırakacağınıza dair söylentiler çıkmıştı. Bu kez kararınız kesin mi? Yaz sonunda emekliye mi ayrılıyorsunuz?
“Yarı emekli” diyelim. Öyle bir karara vardım. 50 senedir çalışıyorum. Ev tekstili tasarımlarıyla ilgili bir şirketle anlaşma yaptım. Bu nedenle bir ayağım yine burada olacak.

Moda tasarımcılığını bırakıyor musunuz?
Buna haziranda karar vereceğim. Belki ufak bir atölyeyle işimi devam ettirebilirim. Şimdiki kadar yoğun olmadan, daha keyfi ve daha az parça çalışarak tabii…

Ama İstanbul’dan taşınıyorsunuz.
Doğrudur. Kıbrıs’a yerleşeceğim.

Bu kararı nasıl aldınız?
35-40 senedir böyle bir arzum var. Sakin bir yerde, dam görmeyen bir köy evi istiyorum. Bu bir türlü olmadı.

Kıbrıs’ı seçmenizde ne etkili oldu?
Uzun zamandır birkaç defa hariç Kıbrıs dışında tatil yapmadım. Oradaki sükûneti seviyorum. İnsanların başkasıyla alakadar olmaması hoşuma gidiyor. Ayrıca İstanbul’a ulaşmak da kolay. Türkiye’nin başka bir şehrinden gelmekten farkı yok.

Hemen hemen tüm eşyalarınızı müzayedeye soktunuz. Hayatınızın bu dönemine yeni eşyalarla gireceksiniz yani.
Evet. Gördüğünüz gibi daha sakin bir hayat yaşamaya gidiyorum. Elden çıkardığım eşyalar varak. Yeni taşınacağımız eve gidecek eşya ahşap olur. Yine klasik bir evim olacak.

Yine de bunları elden çıkarmak kolay olmuyordur herhalde...
İnanın en ufak bir “Ah” demedim. Kolay oldu. Bu eşyalar 50 senede toplandı. Benim için çok değerliydi. Bundan 20 sene evvel bana “Evinden bir parça çıkarır mısın?” deseler katiyen böyle bir şey yapmazdım. Şimdi gönül rahatlığıyla satıyorum. Çünkü yepyeni bir hayata başlamak istiyorum.

Türkiye’nin vasatlaştığını düşünen çok. Sizde de böyle bir düşünce var mı?
Tabii ki. Ben kendi işimden örnek vereyim. Bu işe İstiklal Caddesi’nde başladım. Benim apartmanımda Enver Baki, Necmi Vardar, Madam Füryo ve Şapkacı Emilya vardı. Hepsinin atölyesi çok büyüktü. Her apartman böyleydi. Dikiş bilmeyen bir insanın atölye açması söz konusu değildi. Şimdi sokakta elinizi sallasanız modacıya çarpıyorsunuz. Dışarısı yan yana atölye dolu… Oysa atölye açan kişinin o işin ehli olması lazım.

Söyleşinin tamamı Tempo dergisinin mayıs sayısında...