Meclis'e hayat katacak bir şey lazım

Meclis'e hayat katacak bir şey lazım
Meclis'e hayat katacak bir şey lazım

Bu yıl LGBT onur yürüyüşüne katılan Okur, eşcinsel hakları için yasa tasarıları hazırlayacağını söylüyor. Toplumun eğilimlerini değiştirmek için ilkokuldan itibaren nefret suçunun ne olduğunun anlatılması gerek diyor. FOTOĞRAF: MUHSİN AKGÜN

Meclis yemini sırasında çekilen fotoğrafıyla dikkat çeken CHP'nin yeni yüzü Melda Onur'la CHP kadınından eşcinsel haklarına, sohbete oturduk. Pek yakında 'Bayan Yanı' dergisinde Meclis'ten bildirebilir mizahın diliyle. Beklemede kalın
Haber: BERRİN KARAKAŞ - berrin.karakas@radikal.com.tr / Arşivi

Artık Meclis’tesiniz. Heyecanlı mısınız?
Değilim. Çevrem daha çok heyecan yaptı sanıyorum. Ben bunu geçici bir görev, bir iş değiştirme, dört yıllığına bir şirkette mukavele imzalama gibi görüyorum. Profesyonel gibi çalışıp profesyonel gibi terk etmek diye düşünüyorum siyaseti.
Uzun zaman STK’larda (Sivil Toplum Kuruluşu) siyaset yaptınız. Meclis’le karşılaştırırsanız…
Bir atalet var tabii Meclis’te. Ağır işleyen, farklı kuralları olan bir yer. Tezkere görüşmelerinde gözlemlediğim kadarıyla çok sıkıcıydı. Bir milletvekili çıkıp Ortadoğu, Filistin, tarih hocalığı yapar gibi uzun bir makale okudu. Bunun manası yok. Kimse dinlemiyor. Hayat katacak bir şey lazım Meclis’e. Volkan Bozkır konuşurken bir barkovizyon hayal ettim mesela. Powerpoint sunum açılsa, öyle anlatsa, biz interaktif soru sorabilsek... 

Belki Meclis açılınca gerekli insanlara açarsınız bu hayallerinizi.
Birkaç kişiyi işlersem gerçek olabilir. Bir de gördüğüm kadarıyla kulisler içeriden kalabalık. Her parti kendi kulisinde. Bahçeleri bile farklı. Bu uzlaştırıcı, sorun çözmeye müsait bir ortam değil. Meclis’in daha canlı, interaktif, iç içe çalışması lazım. Mümkünse ortak kulis oluştursak. Birlikte kahve içsek. Böyle iktidar kendi başına çalıyor oynuyor, muhalefet de zaten ‘Bu iktidar bizi takmıyor’ ruh halinde. İlk gözlemlerim böyle. Ekimde kendime yandaş bulmam lazım Meclis’te her partiden. 

Üniversiteye ilk girdiğinde insan çevreye şöyle bir bakar ya kimlerle arkadaş olsam diye. Siz de ilk gün bu gözle bakındınız mı etrafa?
Hiç aklıma gelmedi. Oraya gelmiş 550 adam, 80 milyon içinden. Hepsiyle arkadaş olmalıyız, yoksa nasıl olacak... 

Meclis de Türkiye’ye benziyor işte. Hep bir kardeşlik muhabbeti ama herkes kendi evinde.
Hiç kardeşlik içinde yaşamıyoruz. Giderek de tahammülümüz düşüyor. Değerler Araştırması’ndan da çıkan sonuç bu. Mesela ‘Kimleri komşu istemezsiniz?’ sorusu tüylerimi diken diken etti. Şöyle bir şık var mıydı acaba; ‘Kim olduğu önemli değil, insan olsun yeter’. Eşcinselleri başa koymuşlar. Birlikte yaşayanlar, evsizler, şeriatçılar gibi şıklar var. Mutlu toplum çıkmışız ama sadece kendi mutluluğumuzu istiyoruz. 

Eşcinseller deyince, bu yıl LGBT Onur Haftası’nda da yürüyüşteydiniz. Meclis’te eşcinsel hakları için de gerekeni yaparsınız sanırım.
Önerileri çerçevesinde yasa tasarıları sunacağım tabii. İş bulma, kamuda çalışma, mağazalara, kurslara almıyorlar… İnsan hakkı sonuçta. Yürüyüşe katılmak başka şey, sorunları dile getirmek başka. O noktada insanlar çok cesaretli olamıyor. Niye, işte sonucu ortada. Kimse eşcinsel komşu istemiyor. Yasal düzenleme yaparsınız ama toplumun eğilimleri kolay değişmiyor. Kökten değiştirmek lazım. Mesela ilkokuldan itibaren nefret suçu nedir, öğretilmesi lazım. Kanaat önderlerinin, medyanın, kullandığı dile çok dikkat etmesi lazım. 

Bir gün Meclis eşcinsel bir vekile hazır olur mu dersiniz?
Olur, neden olmasın. Bir de kimin evinde ne yaşadığını biliyor muyuz? 

Ekolojik anayasa talep eden Melda Onur bu konuda neler yapacak?
Ekolojik anayasa sadece çevre kaygısı taşıyan bir anayasa modeli değil. Gıda güvenliği, temiz suya ulaşma, herkesin iyi sağlığa ulaşması. Somali’de 12 milyon açlıktan ölüyor. Hem de bu kadar zenginin dolup taştığı dönemde. Sadece bizde değil, bütün anayasalar olaya ekolojik bakabilse bu insanlar ölmez. Doğanın bir hakkı olduğu kavramını sokmak orada amaç. Bunu dediğinizde sonraki yasalara, yönetmeliklere temel teşkil edebiliyor. Doğa, hakkını talep ettiği zaman çok ağır ediyor. 5.2’lik deprem mesela, doğanın bir talebi. 

‘Ciddi anlamda septik olduk’
Siz yemin krizini nasıl yaşadınız?
Genel başkanımızın da ifade ettiği gibi biz ‘Arkadaşlarımızı burada görelim’ demiyoruz. Hükümetin bir irade göstermesini istiyoruz. Bu talebimizle bir hafta bütün kanallar tutukluluk süreleriyle ilgili program yaptılar ve çok ciddi bir farkındalık yaratıldı. Ben iyi bir metne imza atıldığını düşünüyorum. Başbakanın sonrasında çıkıp çok sert bir üslupla konuşması bile bu metinden rahatsız olduğunu gösteriyor. 

Hatip Dicle de olabilirdi o metinde. Neden yok mesela?
Vakası farklı anladığım kadarıyla ama olabilirdi tabii. Hepsini kucaklayan bir şey olmalıydı belki de. Son maddelerini tam hatırlamıyorum. 

Seçimlerden önce Taha Akyol sizi, Oya Eronat’ı ve Meral Akşener’i programına konuk etmişti. Orada Eronat’a “Bizim medyada gördüğümüz Diyarbakır başka bir Diyarbakır mı?” diye sormuştunuz.
Evet çünkü o kendi parti bakış açısıyla bambaşka bir Diyarbakır anlatıyor. Sokaklarda da birileri var ve bir şeyler talep ediyorlar. Bu insanlar 36 kişiyi Meclis’e sokabildiler. Biraz bu cepheden de bakmak lazım. Hükümet BDP’yi marjinalleştirmeye çalışıyor olabilir ama bu da çözüm için Güneydoğu’da doğru bir yol değil. 

Son durumda Cemil Çiçek “Herkes safını belirlesin” diyor. Bu mudur?
Çok sert tabii. Sürekli saf tutma halindeyiz. Tek bir kesim de değil bu. Septik olduk ciddi anlamda. Karşı parti, karşı taraf doğru bir şey de yapsa müthiş bir şüphe içindeyiz. O şüphecilikten nasıl kurtulacağız? 

Oya Eronat’ın Hatip Dicle yerine Meclis’e girmesine ne diyorsunuz?
Eleştirilmesine üzüldüm ama kendi hür iradesiyle verdiği bir karar değil. Parti kararıdır bu. AKP yönetim iradesi dışında bir milletvekilinin mazbatasını alıp almamasının şahsi kararı olabileceğini düşünmüyorum. 

CHP ’de de işler öyle değil mi?
Yoo, hâlâ yemin etmeyen bir milletvekili var gördüğünüz gibi. 

O kadar milletvekilinden bir tane olması enteresan değil mi?
İsa Gök ilk çıkışı yaptığı için… Başbakan da doğrudan ona seslendiğinden haklı olarak “Sözümün arkasında duruyorum” dedi belki. Ayrıca susabilirsiniz. AKP’de susuluyor da bizde susunca mı suç oluyor? Herkes kendi kararını uygular. 

Genelde lider izin verirse tabii...
Biz otoriter başkan seviyoruz. Yine Değerler Araştırması’ndan da bu sonuç çıkıyor. Otoriter baba, otoriter dayakçı öğretmen, eşini döven koca, askerini döven komutan, azarlayan patron, azarlayan başbakan… 

‘Kadınlar Meclis’e’ diyerek başlatılan ‘Hedef 275’ kampanyasında siz de vardınız. Sonuç hedefin dörtte biri. Neden sizce?
Yukarıda erkekler yoğunlaştı. Kendi bölgelerinde alt sıralarda olan iyi milletvekili adayları vardı oysa. Erkeklerin kulisi daha iyi. Kadınlar daha çok çalışıyor, daha hedefe odaklı, daha detaycı. Ama işler sürüncemede kalınca genelde bunalıyorlar. Daha önce bulunduğum siyasi platformlarda da bunu gözlemledim. İlk kadınlar terk ediyor, ‘Konuşuyoruz, konuşuyoruz, bir yere varmıyor’ diyorlar. 

Ana sayfa güzeli…
Leman’ın çıkardığı, kadınların yazıp çizdiği dergi Bayan Yanı’nda nasıl yazmaya başladınız?
Tuncay Akgün, 8 Mart’ta çıkacak ilk sayı için bütün siyasi liderlere istek göndermiş. “Kemal Bey’le sen ilgilenir misin?” dedi, sonra “Sen de yazar mısın?” dedi. Birinci sayıya yazdım ve devam ediyorum. Bundan sonra Meclis’teki enteresan olayları esprili olarak bildirebilirim. Orada mizah dergisine girecek çok malzeme var. Geçenlerde Meclis’te tezkere görüşmeleri sırasında sıkıldım, önümdeki bilgisayar tabletten Leman okurken çekmişler beni. İkinci vakam da Yeni Harman ve Bayan Yanı okurken ‘yakalanmak’. Bence bu tip dergileri herkes okumalı. Siyaset için mizahın sunduğu bakış açısı çok önemli. 

Habertürk’ün yaptığı haberi görünce ne hissettiniz?
Fazla geldi bana. Önce şok geçirdim ve hemen Facebook sayfamı kapattım. Orada bir sürü birikmiş yazışma var. Ben de hepsini açık bırakmışım. İtiraf edeyim, huzursuz oldum. Ben partinin celebrity’si değilim ki. Ana sayfa güzeli gibi baş köşede. 

Milletvekili olunca da daha bir dikkat etmek özel hayata galiba…
Tabii. Bir noktadan sonra örnek olmanız gibi bir misyon yükleniyor. Facebook’u yeniden düzenleyip açacağım şimdi. Zaten değiştirmem gereken bir hayat tarzım yok. Gittiğim yerler, arkadaşlarım aynı kalır. Yine emekli maaşımı gider PTT’den alırım. En güzel para o benim için. 

Nereden emekli oldunuz?
En son Uluslararası Nakliyeciler Derneği’nde çalıştım. 2007’de emekli oldum. ‘Tırcı kız’ diyorlardı bana. 

Facebook’ta fotoğrafınıza yapılan bir yorumda ‘İşte Atatürk’ümüzün kızı. Gerçek bir CHP, Türkiye Cumhuriyeti kadını’ deniyordu. Nasıl bir şey gerçek T.C. kadını?
Bilmem. O seçmen öyle görüyor demek. Kimseyi görmek istediği, modellemek istediği için eleştiremem. Bence çok şeker. Kendisinden görüyor. Doğru, yanlış yargısına gitmek istemiyorum. O da öyle düşünsün. 

‘CHP kadınına döndün’ gibi bir geyik de var. İzmirli kadınlar mesela, çok acayip protestolar yapıyorlar. Evlere kuaför götürüp kadınları güzelleştiriyorlar vs...
Aşılması lazım tabii ama böyle münferit şeyler olabilir. Toplum 80 milyon, neler yok ki! AKP’de, MHP’de yok mu? CHP bu zamana kadar iyi bir iletişim yapamamış, en eski, köklü parti olmasına güvenmiş. Bu algıyı oluşturmak uzun bir süreç. CHP’li kadın imajı tamamen partinin eksik iletişim yöntemlerinden kaynaklı. CHP kadın kollarını örnek gösterip elit demek de yanlış. Bana kalırsa Meclis’teki herkesi elit saymak lazım. Bu noktada Meclis’in halktan kopuk olduğunu düşünüyorum. 

Kılıçdaroğlu da çözemediğimiz bir lider. Nasıl eleştirirsiniz liderinizi?
Eleştirisini yaparız ama yanlış olan benim bunu medya önünde yapmam. Eleştiriyi Genel Başkanı’ma yaparım ki yapmışımdır, herkesi dinler, raporlar alır. Sadece şunu söyleyebilirim; partimiz daha iyi bir iletişim yöntemi kurabilir. Benim iletişimci olarak görevim CHP’nin yarattığı algıyı değiştirmek. Zamanımız iletişim çağı ve algı her şeyin önüne geçiyor. ‘Algının kapılarını kırdığınızda her şey olduğundan farklı görünür’ diye ünlü bir laf vardır. 

The Doors diyorsunuz yani; ‘Algının Kapılarında’...
Aldous Huxley’in ‘Algı Kapıları’ diye bir kitabı vardır. 

Evet, meşhur. Meclis’te herkese dağıtılsa bu dönem mesela bu kitap…
Okuma kitabı olarak versek mi? Öyle bir şey olsa hakikaten güzel olur. Tavsiye edilen kitaplar…

Melda Onur kimdir
1964, Eskişehir doğumlu. Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler
Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu. İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde master yaptı. Fransa’da Uluslararası Ekonomi İlişkileri okudu. Bir süre gazetecilik ve iletişim danışmanlığı yaptı. 2007’de Uluslararası Nakliyeciler Derneği’nden emekli oldu. Farklı sivil toplum kuruluşlarında çalıştı. CHP Genel Başkan Yardımcılığı görevinde de bulunan Onur, TBMM 24. Dönem İstanbul Milletvekili.