Medyanın şiddetle imtihanı

Medyanın şiddetle imtihanı
Medyanın şiddetle imtihanı
Medya şiddet haberlerini verirken benzer bir dil kullandıkça cinayet, tecavüz ve işkence de bir anlamda yeniden üretilmiş oluyor. Kayseri'de öldürülen çocuklarla ilgili haberler son örnek...

Kayseri’de yaklaşık bir buçuk yıl önce kaybolan üç çocuğun cansız bedenlerinin bulunması üzerine yapılan haberler , yaşanan şiddeti dille yeniden üretti, acıyı kanırttı. Zanlının polise verdiği ifade kriminal dosyada kalmadı ve gazete sayfalarına editoryal bir eleme gözetilmeden taşındı. Zanlının Facebook sayfasında arkadaşlarının çocuklarının fotoğrafları için yaptığı yorumları ve kurbanların fiziksel özelliklerini tüm ayrıntılarıyla, olay anındaki tepkilerini oradaymışçasına okuduk.
‘Şeker ambalajı’, çocukların bir zamanlar mutlulukla gülümserken çekilmiş fotoğrafları, zanlının ‘kurban seçimi’, cinayeti tarifi gibi dehşet verici ayrıntılar gerekli miydi? Bu ifadeler medyanın haber verme sorumluluğunu aştı mı? Çocuk istismarı, tecavüz ve cinayet gibi, aktarılırken herhangi bir vakadan daha fazla titizlenilmesi gereken bu haberlerde ayrıca cinsiyetçi bir şiddet dili kullanıldı mı? İletişim ve ruhbilimi uzmanlarına sorduk.



ADLİ RAPORLARIN kamuoyuyla paylaşılması gereklİ değİl
İstanbul Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı

Medya yaşadığımız olaylarda şiddetin olumsuz yanlarını göstermeye ve önlemeye odaklanmak yerine kendisi de şiddet içeren bir dile başvuruyor. Kullanılan pornografik bir dildir ve toplumun pornografik ihtiyacına dönüktür. Olanlara bir hekim olarak baktığımda ise kişinin sağlık durumu ve bedeniyle ilgili bir raporun mahremiyet ilkeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu raporların kamuoyuyla paylaşılması gerekli değil. Özellikle avukatların dosyadaki raporları basınla paylaşma alışkanlığı var. Bu konuda baroların duyarlılık gösterip birtakım temel ilkeler oluşturması lazım.

Yaşadığımız, medya tecavüzüdür
İzmir Ekonomi Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı
Prof. Dr. Sevda Alankuş

Bundan beş sene önce tecavüze uğrayan 17 aylık bebeğin haberi basında yine çok yanlış bir şekilde verilmişti. Bu olay sonrasında medya çok eleştirildi, çok konuluşldu haberciliğin bu şekilde yapılmaması gerektiği ama yine bir medya tecavüzüyle karşı karşıyayız. Bu konuda hiçbir ders çıkarmışa benzemiyoruz. Yine mağdur kız çocuklarının fotoğraflarından albümler yapmakta hiçbir sorun görmüyor medya. Olay zaten çok vahşet içeriyor; bir de daha çok satmak, daha çok izlenmek için, ‘Üçü de parça parça doğrandı’ gibi detaylar kullanılarak insanların her türlü merakını kamçılıyor, zanlı ne dediyse olduğu gibi yazıyor ve suça meyilli insanlara rol modeli oluşturuyorlar. Haberin içini doldurmak için Adli Tıp raporunun bütün detaylarıyla verilmesi de çok yanlış.
Dün çıkan dokuz yaşındaki çocuk cinayetinde de Gürcü üvey anne ötekileştiriliyor üvey anne oluşu üzerinden. Faili, zanlıyı savunacak halim yok elbette ama bu kadar ucuz bir şey üzerinden nefret söyleminin gündeme getirilmesi, toplumsal linç kültürünü besliyor. Her türlü ideolojik muhafazakârlığı geri çağırıyor bu yaklaşım, idam cezalarının geri gelmesi gibi…
Medya kadın cinayetlerini nasıl sunuyorsa aynı dili kız çocuğu cinayetlerinde de görüyoruz. Küçücük kız çocuğunun fotoğrafının kullanılmasından ne medet umabilir ki insan? Pedofilleri tahrik edebilecek bir fotoğraf bu, ne yarar umuyorsunuz bunu kullanmaktan? Medya bu şekilde tecavüzcü, tacizci yerine geçiyor. Çocuk hakları ihlalinin en bariz örnekleri bunlar.

Kız çocuğuna yapılan vurgu ayrımcılıktır, cİnsİyetçİlİktİr
Anadolu Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi
Doç. Dr. İncilay Cangöz

Kayseri’deki olayın çözümlenmesi ve failin bulunması kuşkusuz olumlu, haber değeri taşıyan bir gelişme.Bunu duyurmak gerekir. Ne var ki Türkiye’de medya bu tarz olayları derinlikli ve serinkanlı işlemiyor. Polisin olayı çözme yöntemleri ve suçun nasıl işlendiğinin tüm detayları verildi. Oysa pek çok pedofil için bunun yol gösterici olma olasılığı var. Tıpkı intihar olaylarında olduğu gibi, suç ve şiddet olaylarında da detay vermemek, etik açıdan doğru haberciliktir.
Haber yazım tekniği ve dili nedeniyle aslında burada bir cinsiyet ayrımcılığı da yapılıyor. Erkek çocuklarına dair detaylar böyle verilmedi; elbette failin erkek çocuklarına yaptığı veya yapmadıkları da anlatılmalıydı demiyorum. Ama kız çocuğuna yapılan cinsel suç vurgusu bir ayrımcılıktır; habercilik açısından eril dil kullanımıdır.
TBMM’de kadın-erkek fırsat eşitliği için komisyon kuran, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığı olan, hatta Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’ye ve CEDAW’a (Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Yok Edilmesi Sözleşmesi) taraf olan bir ülke olarak neden hâlâ şiddeti önleyemediğimizi ve şiddetin faillerinin neden cezalandırılmadığını konuşmalıyız. Ne yazık ki medya çözüm üretmeye ve bilgilendirmeye dönük haberciliği değil, çok sattırmaya dönük popüler, sabun köpüğü gibi uçucu ve geçici bir haberciliği seçiyor.

Medyanın İhmalİ kurban çocukların kİmlİğİnİ açıklamak
Galatasaray Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yasemin İnceoğlu
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin Hak ve Sorumluluk Bildirgesi’nin ‘Çocuk, cinsel saldırılar, sarsıcı durumlar ve suçlu yakınları’ bölümlerinde belirtilen hususların, Kayseri’de öldürülen çocukların haberleştirilmesinde medya tarafından ihlal edildiğini görüyoruz. Hatta bazı etik ilkeler (Çocuk Hakları Bilgi Ağı’nda olduğu gibi) cinsel istismar veya sömürü söz konusu olduğunda çocuğun adının değiştirilmesi ve görüntünün gizlenmesini öneriyor.
Burada medyanın en büyük ihmali; çocuklarla ilgili haber yaparken kurban çocukların kimliğini açıklayarak tüm ayrıntıları anasayfadan, iri puntolarla canlandırarak anlatması, popülizm ve görselliğe yenik düşerek cinayetleri magazinsel boyutuyla ele alması. Böylelikle cinayetler sıradanlaştırılıp normalleştiriliyor.
Elbette halkın bilme hakkını ihlal edemezsiniz ancak çocuk hakları ve çocuğun korunması gibi hususları ihlal ederek gazetecilik de yapamazsınız. Sorun, gazetecilerin eğitiminden kaynaklanıyor, Çocuk hakları odaklı habercilik eğitiminin yalnız yerel değil, ulusal medya çalışanlarına da verilmesi gerekiyor.

Çocuklar bu tartışmada unutuluyor
Cumhuriyet Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu
Çocuk görüntülerinin çok ilgi çekeceği bilindiği için medya bunu kötüye kullanıyor. İster kaza, ister kapkaç, ister bomba haberi olsun, kan ve vahşet neredeyse onun üzerine gidiliyor. Aynı inek sağar gibi haber sağıyorlar, saatlerce televizyonlarda haber amacı taşımayan aynı görüntüler veriliyor. Burada motivasyon, insanları ekranın karşısında tutup bundan kâr etmek.
Bu görüntülerden anne-babalar çok kötü etkilenebiliyor. ‘Annem-babam beni dışarı bırakmaz oldu’ diyen ilkokul öğrencileriyle çok karşılaştım. Zaten oyundan, sokağa çıkmaktan, kendi başına zaman geçirmekten mahrum çocukların daha da kısıtlanmasına yol açıyor bu yayıncılık anlayışı. İnsanlar bu tür programları izledikçe topluma olan güvenlerini kaybediyor ve giderek dış dünyaya kapatıyorlar kendilerini. Bunların sonucunda da medyadan daha fazla etkilenir hale geliyorlar.
Bu tür tartışmalarda çocuklar unutuluyor. Televizyonda veya gazetede gördüklerini anlayabilecek 3 yaşından büyük çocuklar bu şiddet görüntülerinden zarar görüyor. Yoğun korku, kabus görme, uyuyamama gibi sorunlar yaşayabiliyorlar. Algıları daha yüksek olduğu için 6-11 yaş arası çocuklarınsa ayrıntıların peşinden gitmeleri ve sarsılmaları muhtemel.
Bu tip vahşetler ortaya çıktığı zaman ortaya çıkan linç girişimleri toplumdaki şiddeti besliyor. İnsanları asarak keserek toplumun çocuklarımız için daha güvenli olmasını sağlayamayız. Medyadaki bu çılgın saldırının frenlenmesi gerek.

HAZIRLAYANLAR: ELİF TÜRKÖLMEZ, ELİF İNCE