Mehmet Erdem'le bir konser hikâyesi

Mehmet Erdem'le bir konser hikâyesi
Mehmet Erdem'le bir konser hikâyesi
Mehmet Erdem'in neredeyse her gün başka bir şehirde geçen konser maratonu nasıl gerçekleşiyor sorusunun cevabını almak üzere havaalanından başlayarak konser bitişine kadar minik bir yolculuğa çıktık.
Haber: SİNEM DÖNMEZ - snmdnmz@gmail.com / Arşivi

 

Instagram’ın çok takip edilen kullanıcılarından Sefa Yamak ve kardeşi Sedat Yamak, bendeniz Sinem, Sony Music Türkiye ekibi, Mehmet Erdem ve ekibinin bir konserinin nasıl geçtiğinin hikâyesinin peşine düşüyoruz. O kalabalığın, ışıkların ortaya çıkmasından önce Mehmet Erdem’in bir gününde neler oluyor?
Saat 19.00 civarı. Atatürk Havalimanı’ndayız. Uçak birazdan inecek. Adeta Barcelona’dan yeni stoper transfer etmişiz onu bekliyoruz heyecanı var üzerimizde. Mersin’deki konserlerinden sonra Adana uçağıyla İstanbul’a gelmek üzereler. İndiklerinde daha merhaba derken koşarak sigara içmeye çıkıyoruz. Tabii ki yol giderken daha kısa, dönerken daha uzun sürüyor geyiğini yapmayı ihmal etmiyoruz.
Arabalara atlayıp yola düşüyoruz. Herkeste bir soundcheck’e yetişeceğiz telaşı var. Tam o sırada Jolly Joker’den bir fotoğraf düşüyor akıllı telefonlara, ekibin bir kısmı çoktan başlamış provalara. O telaş bana da geçiyor. Havaalanından Beyoğlu’na doğru giderken soruyorum: “Hep mi böyle mi bu tempo?” “Yarın Bursa, cumartesi İstanbul, sonra Antalya, sonra İzmir, sonra…” art arda şehirleri sıralarken Mehmet ben yoruluyorum, “Bazen sabah kalkıp neredeyim dediğim olmuştur” diyor. “Düşün, bütün havaalanlarındaki bütün güvenliklerle bir fotoğrafım var.”
Kaç konser oldu diyorum, sayabildin mi? İlk albüm çıktığından beri neredeyse 150 konser vermişler. Bunlara televizyon programlarındaki, imza günlerindeki, etkinliklerdeki mini konserler dahil bile değil. İlk röportaj yaptığımızda Mehmet, en mutlu olduğu şeyin enstrümanlarını çalmak, çalıp söylemek olduğunu söylemişti, belli ki çok doğru söylüyormuş.


Trafik başladı, bitti aman yetiştik derken varıyoruz. Asansördeyken konser çok kalabalık olacakmış söylentisi yetişiyor kulağımıza, seviniyoruz. Mehmet “Durun bir nefes alalım, yoldan geldik bir çay kahve bir şey içelim ondan sonra soundcheck yaparız” diyor. Biz daha çayları bitiremeden soundcheck başlıyor. Bu kadar kaotik görünen fakat bu kadar düzenli bir gününüz olmamıştır. Soundcheck yapılırken, bir yandan iki tane televizyon programının röportajı ve çekimi yapılıyor. Bir anda ben bile anlamadan kulisteki heyecanlı koşuşturmacanın içine dahil oluyoruz, ekip öyle kalabalık ki varlığımıza hemen alışıyorlar. Konserin hazırlık aşamasında, davetliler, soundcheck, röportaj, çekim derken, konser başlayana kadar kulise büyük bir heyecan ve tatlı bir stres hakim. Derler ya hani, az stres iş bitirtir, konser günleri tam da öyle. Henüz saat 21.00 ve kapıda kocaman bir kalabalık bekliyor. O kalabalığın içeri girmeye başladığını duyan herkes içerde biraz daha telaşlanmaya başlıyor. O arada Mehmet bir röportaj daha yapıyor. Dediğim gibi, hep acele ediyoruz… Bir yandan ne yemek yiyelim, bir yandan ne içelim, konsere kaç dakika kaldı, kapı açıldı mı, Mehmet’in giyeceği şeyler bavuldan çıkarılıp ütülendi mi, bir sürü şey aynı anda düşünülüyor. Normalde soundcheck biraz daha erken yapılıp yemek yenmeye gidilirken o gün Adana’dan İstanbul’a saat 19.00 civarı indiklerinden böyle bir vakit yok. Yemek işi dürümcüye bağlanıyor. “Kavurmalı mı yersin döner mi yersin” sesleri duyuyorum odadan. Elâlem kulisine suşiyle kivi ister, bizimkiler billahi dürüm yiyor.

mehmeterdeming!

Kulise giren çıkan, misafiri, organizasyon ekibi derken herkes mehmeterdeming yapıyor. (Mehmet’in albüm kapağı fotoğrafında eli çenesindeki pozu, fotoğrafı çeken kuzeni Emre Erdem tarafından mehmeterdeming furyasına dönüşmüş.)
Mehmet’e durmadan şurada da fotoğraf çekelim mi, bütün ekip mehmeterdeming yapsanıza gibi manasız kaprisler yapıyoruz. Aslında teknik olarak Mehmet’in bize kapris yapması gerekiyor fakat eminim ben evde çay içerken daha kaprisliyimdir. Kapris kontenjanını boş bırakmamak lazım, birisi kesin yapıyor. Bir ara kuliste Mehmet Erdem’in odasının kapısı kapanıyor, belli ki giyinip biraz sakinleme vakti geliyor. Odanın kapısı yeniden açıldığında konser anı gelmiş oluyor.

İyi ki ünlü değilim!

Jolly Joker bir saat içinde tıklım tıklım oluyor. Mehmet ilk şarkıya girdiğinde ben kulisteydim, Mehmet’in sesiyle beraber kalabalığın sesi de süzülüyor kulağıma. Hep bir ağızdan söyleniyor şarkılar, inanması güç bir birliktelik hissi var kalabalıkta. Derken eline udunu alıyor, içimizden biliyoruz, ‘Kum Gibi’ başlayacak. Sahneye usul usul bir Çarşı atkısı iniyor. Çarşı Grubu da burada. Mehmet hediye edilen atkıyı takıyor boynuna, Jolly Joker hep birlikte “Her Yer Taksim Her Yer Direniş” diye inliyor. Sonra bir ağızdan şarkıyı söylemeye devam ediyorlar.
Saat 01.00’e yaklaşırken konser sona eriyor. Herkeste tatlı bir yorgunluk. İyi bir şey yapmış olmanın o güzel hissi. Ben sabah uyanıp kendime gelmeye çalışırken Mehmet Erdem’in ekibi çoktan Bursa’ya ulaşmıştı. Kendi kendime ben bir günde pelte kıvamına gelmişken onlar her gün başka bir şehre gidip, bu anlattığım tempoyla konser veriyorlar diye düşünüyorum. İyi ki ünlü değilim.