Mehmet Uluğ: Hayal bile edemezdik gerçek oldu

Mehmet Uluğ: Hayal bile edemezdik gerçek oldu
Mehmet Uluğ: Hayal bile edemezdik gerçek oldu
İstanbul müzik hayatının mihenk taşlarından Pozitif ve Babylon'un kurucularından Mehmet Uluğ, erken yaşta pankreas kanserine yenik düştü. Mehmet Uluğ ve kardeşi Ahmet Uluğ'la 2009'da Pozitif'in 20. yılında yaptığımız söyleşiyi sunuyoruz.
Haber: MERT EMCAN / Arşivi

Radikal Kültür / 17/06/2009
Düzenlediği festivaller, konserler, plak şirketi ve elbette Babylon’uyla İstanbul kültürel hayatının artık mihenk taşlarından biri haline gelen Pozitif, 20. yılını kutluyor. Ortaklardan Mehmet ve Ahmet Uluğ, ‘İdealler, vizyon ve güvenilirlik bizi buralara getirdi’ diyor.

İSTANBUL - Babylon, Doublemoon, Efes Pilsen Blues Festival, Rock’n Coke, Akbank Caz Festivali, Efes Pilsen One Love... Bunlar Pozitif’in İstanbul kültür hayatına kazandırdığı ve artık yaşamımızın parçaları haline gelen oluşumlardan bir kaçı. 20 yıl önce hayattan ve müziksizlikten sıtkı sıyrılan o zamanlar- 3 gencin bir araya gelip yarattığı ve bir Sun Ra konseriyle başlayan Pozitif isimli hayal artık büyük bir şirkete, Türkiye’deki eğlence dünyasının en büyük aktörlerinden birine dönüşmüş durumda. Ve hikâye burada da bitmeyecek. Önümüzde daha Maslak’ta yapılacak olan ve kış sezonu için düşünülen 6 bin 500 kişilik konser mekânı, yurtdışına iyice açılma ve bir sürü yeni proje var.

20 sene öncesine baktığınızda hiç bu günlere gelinceğini tahmin ediyor muydunuz?
Mehmet Uluğ: Bırak tahmin etmeyi hayal bile edemiyorduk. Biz sadece sevdiğimiz ve Türkiye’de olmasını istediğimiz sanatçıların konserlerini yapmak istiyorduk.
Ahmet Uluğ: Bizim için hayat o zaman müzikti ve ağırlıklı olarak caz ve siyah müzikti. Sadece müzikle de sınırlandırmamak lazım. İşin içinde başka kültürlerle iletişim, yeni şeyler görmek, deneyimler kazanmak da vardı. Geçenlerde de söyledim, bizimki ‘life style’ değil, ‘way of life’. Nasıl yaşadığın, kendini nasıl beslediğinle ilgili bir duruş. Hem sevdiğimiz işi yapalım, hem daha hür olalım, kendimizi besleyebilelim amacıyla çıkıldı yola.

Peki, başarının sebebi ne?
Ahmet: Biz ticaret bilmiyorduk, hâlâ da çok iyi bildiğimiz söylenemez ama ilk dönemde tüccar gibi düşünmemek başarının çok önemli bir nedeni olabilir. O zamanki idealler, vizyonlar ve piyasadaki güvenilirlilik bizi buraya getirdi.
Mehmet: Normal işler aslında. Türkiye’de işini doğru yapan çok az insan var ve doğru yapan herkes de başarılı. Açıkçası Türkler olarak yaptığından çok daha fazlasını gösterme uzmanıyız biz.
Ahmet: Öte yandan hiçbir zaman egomuza yenik düşmedik. Bizi tatmin eden şey müzikten ve başarıdan beslenmek oldu. Hiçbir zaman dev aynasında görmedik kendimizi. Kıyafetimiz, bindiğimiz arabalar değişmedi... Ve elbette çok çalıştık.
Mehmet: Bir de biz hiçbir zaman kazandığımız parayı şirketten çekmedik. Hep taş üstüne taş koyduk. Cebimize para girdiği zaman yaptığımız işe yatırımı nasıl büyütürüz diye düşündük.

Bu işte çevre ne kadar önemli ve siz ne kadar faydalanabildiniz?
Mehmet: Çevre çok önemli. Ama çevreyi adım adım büyütüyorsun. Yurtdışına gidiyorsun önce bir ajan, sonra iki ajan.
Ahmet: Türkiye’de de çevre yine çok önemli. Ama biz hiçbir zaman o çevreyi yapmak için girmek istemediğimiz ortamlara girmedik, o tür arkadaşlık kurmadık, bazı kapıları çok zorlamadık. Satışa değil yaptığımız işe önem verdik. İlk dönemde bizim için yaptığımız işin kalitesi önemliydi ve o sattı. O konuda agresiftik.

Geriye baktığınızda içinizde ukte olarak kalan bir şey var mı?
Ahmet: İçimde ukte olan tek şey Açık Radyo’dan uzaklaşma şeklinde kendi adımıza daha kavgacı bir tutum içinde olmamız. Aslında daha farklı, yapıcı bir şekilde çözümleyebilirdik.

Peki ne oldu orada?
Ahmet: Sonuç olarak Açık Radyo eşittir Ömer Madra... Ne kadar demokratik bir platform olarak gözükse de resim tam olarak öyle değil. Oradaki yol ayrımı da Açık Radyo’nun Rock’n Coke karşısındaki duruşundan kaynaklanan bir gerginlik yüzünden oldu. Ama hâlâ Ömer Madra ve Açık Radyo’yla sıcak ilişkiler içindeyiz, onların Babylon sponsorluğu devam ediyor.
Mehmet: Misyonumuzu tamamlamıştık, zaman ayıramaz olmuştuk radyoya.

Pozitif için artık bir müzik-eğlence holdingi olduğu söyleniyor.
Mehmet: Ben duymamıştım ama doğru herhalde. Çünkü birçok alanla uğraşıyoruz ve taşlar üst üste oturuyor. Büyürken çok ama çok fazla düşünerek adım atıyoruz. Hızlı karar alamıyoruz.
Ahmet: Çok yavaş karar alan bir grubuz, meşhuruz o konuda (gülüşmeler).

‘Doğayla müziği buluşturmak’ diye bir laf dolaşıyor sizin etrafınızda, nedir kastedilen?
Mehmet: Pozitif’in ilk hedeflerinden biri buydu aslında, Türkiye’nin antik kentlerinde caz festivalleri yapmak, doğal güzelliklerini müzikle buluşturmak, turizmle eğlenceyi birleştirmek. İşimiz doğru enerjiyi yaratmak. Doğru enerjiyi sağlamak neye bağlı? Bir, müzik çok iyi bir enerji kaynağı ki bizim işimiz. İki ortam; nasıl bir yerde yaptığınız çok önemli. Üç, oraya katılan insan önemli bir enerji kaynağı. Bu üçü doğru bir şekilde dengelendiği zaman ortaya harika şeyler çıkıyor. Çok basit bir örnek vereyim, Kapadokya’da yapılacak bir festival mükemmel bir olay olur. Böyle bir proje başlamadı, şu anda sadece fantezi.

20 sene sonunda en çok ne tür eleştirilerle karşılaşıyorsunuz ve bunlar sizi nasıl etkiliyor?
Ahmet: İlk 5-6 sene çok daha farklı bohem, idealist işler yapıyorduk. Ama hem biz büyüdükçe, aile sahibi olmak, vs. hem de iş büyüyünce ve çalışan sayısı arttıkça ki bu çok büyük bir sorumluluk bizim için biraz daha idealist çizgiden ticari çizgiye kaymak zorundasın ve sen ne kadar o ilk çizginden uzaklaşırsan birtakım insanlar seni hain görmeye başlıyor. Bir diğer nokta, Babylon 10 senelik bir mekân ve ilk zamanlarda kendi tarzını oluşturmuş bir mekân ama burası böyle devam edecekse mekânın güncel müziği takip etmesi, akımlara ayak uydurması hem de bir talebe cevap vermesi gerekir, ki bu iki şey zaman zaman birbiriyle çelişiyor olabilir.
Mehmet: Babylon örneğinde ilk açıldığında buralar terk edilmiş bir bölgeydi ve insanlar için farklı bir deneyimdi ama şimdi 10 yıl sonra aynı programı yapsanız aynı duyguyu alamazsınız çünkü buradan artık turist grupları geçiyor, İstanbul’un farklı yerlerinden insanlar geliyor. Bu durumda da Babylon’u ilk kurduğumuz amaçla çelişir hale geliyoruz çünkü popüleriteye de yer vermek durumunda kalıyoruz. Pozitif de böyle aslında; çok daha alternatif şeyler yapmak için yola çıktı ama şehrin veya ülkenin ihtiyaçlarına göre de şekillenmek zorunda kaldık.
Ahmet: Biz pragmatik bir şekilde bazı şeylere kapılarımızı açtık ama bunu belirli bir niteliği ve kaliteyi bozmadan yapmaya çalıştık. Yine de bazıları için Babylon’da horon tepiliyor olması ya da Özcan Deniz’in çıkması, Olides But Goldies tepkiyle karşılandı. Halbuki biz, söz gelimi Özcan Deniz’i isminden dolayı değil, içinde olduğu projeden dolayı çıkardık...Yeni ve iyi müzik yapan herkese bu mekânın kapıları açık. Ara ara hata yapıyor olabiliriz elbette ama durum budur.

Babylon’da röportajın başında söylediğiniz ‘way of life’ değil tam aksine trendi bir ‘life style’ görüntüsü var gibi. Mesela bazı insanlar oraya müzik dinlemeye değil de orada bulunmak için gidiyor ve gerçek müzikseveri rahatsız ediyor. Bu konudaki düşünceleriniz nedir?
Ahmet: Bu durumu çözmeye çalışıyoruz ama bunu birçok müzisyenle de konuştuk, dünyada nerede ayakta müzik dinleniyorsa konuşma ve gürültü vardır. Bir de 11:30-12:00’de başlayan konserle pazar akşamı yapılan konser arasında çok fark var, aynı şeyi yaşamıyorsun... Öte yandan mesela Akbank Caz Festivali kapsamında hiç tanınmayan bir grubu koysan o konser doluyor çünkü insanlar festival kapsamında çalışıp geliyor ama tek başına koyduğun zaman gelmiyor, çünkü bakmıyor nedir bu diye... Müşteri çalışmadan geliyor, tembel bir durum var. Bir de ukalalık da söz konusu.

Bu durum nasıl çözülür?
Mehmet: Bu ancak daha iyi bir mekânla halledilecek bir şey, mimari olarak değişmesi lazım.
Ahmet: Çözmek için bir de şunu yapıyoruz: Babylon’un 10. senesi için bir kitap hazırlıyoruz; yapılan konserler falan filan var ama bir de Babylon sözlüğü diye bir bölüm var, açıklama ihtiyacı hissettiğimiz herşeyi oraya koyacağız, bizim için çok önemli bu. İkincisi, gelecek sezon, umarım beceririz, broşürün yanı sıra 3 ayda bir dergimsi bir şey çıkarmak istiyoruz çünkü insanların çalışıp neye geldiklerini daha iyi bilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Benim kişisel olarak takıldığım bir şey var; Harbiye Müzik Şenliği. Amatörce ama çok güzel yapılmış bir şeydi, niye devam etmedi?
Ahmet: Birincisi öyle bir etkinlik için askeri müze dışında uygun mekân yoktu ve askeri müze 2. senemizde bir Kürt müziği konserimizi bir de Ermeni müziği konserimizi son dakikada yasakladılar. Haliyle oraya dönmemiz söz konusu değildi. İkincisi, iki sene boyunca çok zarar ettik, ne sponsor vardı, ne bir şey.
Mehmet: Çok zarar ettik, iki sene finanse ettik ve hiçbir destek görmedik ama devlet değiliz ki neyi finanse edelim.
Ahmet: Ama şu anda proje olarak var, çok da ümitliyiz. Çok önemli bir işti ve yapılması gerekiyor.

Destekten söz açılmışken hiç devletin kapısını çaldınız mı?
Ahmet: Eee...yani... (gülüşmeler) Tam çalmadık da... Birkaç girişim oldu ama gelen ışık bizi hiç ümitlendirmedi, o insanlarla muhatap olmak istemedik.
Mehmet: Biz devletten para almayı bırak bir alay para ödeyen bir kurumuz. Stopajı var, KDV’si var, bir sürü vergi. Bizi bundan muaf tutsalar fazlasıyla yeter.
Ahmet: Şöyle bir şey daha var; Beyoğlu’nda büyük ihtimalle vergisini tam ödeyen tek mekân biziz. Resmi bilet kesen, sanatçının stopajını ödeyen, çalışanının SSK’sını tam ödeyen tek mekân biziz.
Mehmet: Biz bu işi aslında devlete rağmen yapıyoruz. Devlet değil para vermek, işimizi biraz kolaylaştırsa o kadar iyi işler çıkarırız ki.

Bir meslek derneği veya örgüt çatısı altında buna çözüm bulunamaz mı?
Ahmet: Valla o konuda biz de zayıfız.
Mehmet: Aramızda konuşuyoruz ama üçümüz de buna yatkın insanlar değiliz. Bunu yapmak için daha girişimci olmak, insanları örgütlemek, onlara liderlik etmek lazım. Bizde öyle bir enerji yok.
S.O.S. bir yana, Pozitif kendisi bir sosyal sorumluluk projesine önayak olmadı. Mesela Beyoğlu’nun bu kadar içine işlemiş bir kurumun çevresine ve içinde yaşadığı topluma başka şeyler de veriyor olması gerekmez mi?
Ahmet: Yüzde 100. Hep dilimizde ama bir türlü hayata geçiremiyoruz. Eksikliğini hissettiğimiz bir konu. Ama şöye bir şey de var; biz ne zaman orta veya uzun vadeli bir program yapmaya kalksak ya bir kriz çıkıyor, ya bir deprem oluyor, tökezleyip kendi derdimize düşüyoruz. Ne yazık ki öyle. Yine bu sene kriz yüzünden çok etkilendik.

Kriz nasıl etkiledi sizi?
Mehmet: Mesela Babylon bilet satışları çok ciddi düştü, bar cirosunda bir düşüş yok ama insanlar bedava bilet ayarlamaya çalışıyor.
Ahmet: Sponsorda da sorunlar var.

Krizde S.O.S. devam edecek mi?
Ahmet: Edecek ama doğru ismin bulunması gerekiyor, onun için de Manu Chao’yu düşünüyoruz. 2009 olmaz ama 2010’da S.O.S. olacak.

Bundan sonraki 20 seneden ne bekliyorsunuz ve sizin rolünüz ne olacak?
Mehmet: Merkezi İstanbul’da olan dünya çapında bir müzik şirketi olmak. Uluslararası nitelikte yapan, uluslarası platformlarda yer alan bir kuruluş olmak. Yaptığımız işlerle CNN’de veya El Cezire’de haber , Newsweek’de makale olmak. Ortaklar olarak da her zaman yaratıcı kararlarda işin başında yer almak istiyoruz ama uygulamada yer almak istemiyoruz. Zaten çok iyi bir ekibimiz var, onların daha fazla sorumluluk almasını istiyoruz.

Son olarak, “Dünyada etik değerlerden ödün vermeden durabiliyoruz” demişsiniz? Bu mümkün mü?
Mehmet: Taviz hep oluyor. Bazı şeyler oluyor ki devamlı içimizde çelişkiler yaratıyor, tartışmamıza neden oluyor.
Ahmet: Ama her zaman sözü güvenilen ve itibarını her zaman koruyan bir şirketiz, orada sorun yok. Etik değerlerden hiç taviz vermedik, vermiyoruz da.