Melekler korusun! İkisinin de yıldızı parlıyor

Melekler korusun! İkisinin de yıldızı parlıyor
Melekler korusun! İkisinin de yıldızı parlıyor
Adlarında teklesek de simalarını gözümüz ısırıyor. Özge Özpirinççi ile Alper Saldıran 'Melekler Korusun' dizisinin ışıklı oyuncularından. Fazladan tüyo: Kızın dizi annesi Hümeyra, oğlanın reklam validesi de pencere açıp mouse kopartan biçare kadın!

 

BAHAR ÇUHADAR

Hikâyenin orta yerinde, annesinin aşırı korumacılığı altında, bir kasabada oyunculuk rüyasıyla büyüyen, sınavlara kaçak girip konservatuvarı okumak için de annesini güç bela ikna eden İpek var. Saf, naif, her şeye inanmaya hazır... Yanı başında, “İstanbul’da okuyacaksan el ele diz dize olacağız” diyen sıkı anne ‘Melek’...
‘Gurbette okuyan tüm kızlara ve annelerine’ diye yola çıkan, Show TV’nin, TIMS yapımın elinden çıkan dizisi ‘Melekler Korusun’un annesi Hümeyra’yı tanıyoruz. İpek ve İpek’in yeni dünyasındaki genç karakterlerin arkasındaysa, ekranın taze yüzleri saklı. ‘Melekler Korusun’un İpek’i Özge Özpirinççi ve konservatuvardan arkadaşı, ona abayı da yakmakta olan Barış’ı canlandıran Alper Saldıran; 20’li yaşlarının ve oyunculuk kariyerlerinin başındalar.
Her ikisinin de yüzlerine ilk dizilerinden, reklam filmlerinden bir aşinalığımız vardı. Sohbete koyulduk, girdikleri dünyada boğulmadan yüzmeye çalışan, hani şu eski bilgisayar oyunundaki gibi ‘pacman’lerce yenilmemeye çalışan iki genç oyuncuyla tanıştık... 

Nasıl başladı ekran macerası, oyunculuk hevesi??
Alper Saldıran: Yuvada... Sekiz piyesin yedisinde ben oynardım. Yeteneğe yönlendirmede zayıf bir eğitim olduğu için, Marmara Üniversitesi’ne girene kadar durdum. Müzikle ilgilendim, elektro gitar, keman çaldım, şimdi trompet çalıyorum. Lisede turizm okudum. 2000’de Conrad Otel’de bellboy’luk stajı yapıyordum, odaya eşlik ettiğim biriyle muhabbete başladık, reklam yönetmeniymiş. “Ben de oynamak istiyorum” dedim ve Coca Cola’nın Azerbaycan reklamında oynadım. Marmara Üniversitesi’nde tiyatro kulübüne girdim. İki sene ‘Konservatuvar sınavlarına girsem mi?’ diye düşündüm. Televizyonda da çalışıyordum, bayağı bir reklam filmi vardı: Kent şekerleri, Coca Cola, Rock’n Coke... O arada Üniversitelerarası Tiyatro Festivali’nde en iyi yardımcı erkek oyuncu ödülünü aldım. Jüride, Şehir Tiyatroları’ndan Hülya Karakaş vardı. Tiyatro okumak isteyip istemediğimi sordu, tekst seçmede yardımcı oldu. Yeditepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Tiyatro Bölümü’nü burslu kazandım. Üçüncü sınıftayım.
Özge Özpirinnçi: Oyunculuk benim için de çocukluktan geliyor ama Alper’inki gibi akademik bir hayat değil. Lise 2’de AFS ile Amerika’ya gitmiştim. Orada tiyatroyla tanıştım. Lise sonda Türkiye’ye döndüm. Sabancı Üniversitesi Yönetim Bilimleri Bölümü’nü kazandım. İkinci sene Erberk Ajans’a yazıldım. Reklamlarla başladı. Mezuniyete yakın, ‘Cesaretin Var mı Aşka?’ dizisi geldi. ‘Kavak Yelleri’nde de Ada’yı oynadım. ‘Kavak Yelleri’ için görüşmeye gittiğimde ‘Melekler Korusun’ için de benden audition aldılar.

Abiniz de sinemayla ilgileniyormuş. Etkisi var mı üzerinizde?
Ö.Ö.: Kesinlikle. Abim benden yedi yaş büyük, Amerika’da sinema televizyon okudu. Sürekli kısa filmler çekerdik. Çok eğlenceli bir çocukluktu. Çok üretkendir. Onun başrolüydüm! Babam “Kızım yapma, gir bir uluslararası şirkete” diyordu. Kafamda şöyle bir şey vardı; üniversiteden mezun olacaktım. Babama, New York’a gidip güzel bir master yapacağımı söyleyecek ama orada oyunculuk kurslarına katılacak, bir yandan da çalışacaktım. ‘Cesaretin Var mı Aşka?’ olunca olmadı.

Hümeyra’nın canlandırdığı anneninki gibi ‘Bu âlemlere dalınca çocuğum kötü yola düştü demektir’ endişeleri oldu mu?
Ö.Ö.: Sektörle alakam olmadığı için, babam bir korktu. Bir basın danışmanıyla çalışmaya başladım. Bodoslama girerseniz yiyorlar adamı. Çatır çatır...
A.S.: ‘Pacman’ler vardı ya eskiden, tak tak tak herşeyi yerlerdi. Öyle bir dünyada yaşıyoruz. 

Çocukluğunuzda izlediğiniz filmlerden, sizi büyüleyen figürler var mı?
Ö.Ö.: Abim sinema delisi olduğu için evde 450 tane VHS kaset var. Yabancı filmlerle büyüdüm. Leon’dan çok etkilenmiştim. Natali Portman’ı gördüm, “Bu olacağım!” dedim. Abim bana Matilda derdi o zamanlar.
A.S.: Fellini’ye hasta oluyorum. Keşke ölmeseydi, giderdim yanına. “Bak bende de senin gibi bir mizah var” derdim! Çok spesifik bir mizah anlayışı var. İtalyan sinemasını çok seviyorum. 

“Ne mail’i anne ya!”
Oynadığınız reklam filmi hayli eğlenceli bulundu. Teknolojiye uzak anne-oğul ilişkisi size ne kadar yakın?
A.S.: Anneyi oynayan Şebnem Dilligil’le iyi bir anne-oğul olduk. Var böyle bir şey, annem “Mail’ime bakacağım” diyor mesela... Ne mail’i anne ya, git mektuplaş! Teknoloji bilmeyen birine bilgisayar, cep telefonu öğretmek gerçekten sıkıcı.
Ö.Ö.: Abim 10 senedir yurtdışında olduğu için annem kendi kendine öğrendi.
A.S.: Benimki de sonra kendi kendine öğrendi. Bir bakıyorum, bilgisayarın başında mail’lerine bakıyor.

İpek’in gurbet hissi tanıdık... 
Ö.Ö.: Gurbette olmak çok büyük bir kültür şoku. O hissi Amerika’da yaşadım. Amerika’nın ortası geçmişe tıkılı kalmış, çok bağnaz. İstanbul’da yaşadığıma bin kere şükrettim orada. Bir ailenin yanında yaşamaya gitmiştim, çok mesafelilerdi. İlk birkaç ay her gece ağlıyordum. Anneme ‘Dönmek istiyorum’ diye yalvarıyordum.
Ailenizi haftada bir arayabiliyorsunuz, internet yok. Annem arıyormuş, kadın söylemiyordu. Gerçekten İpek gibi oldum. Sürekli ‘Hadi Özge yaparsın’ diyordum. 16 yaşındasınız bir de! Ayaklarımın üzerinde durmayı öğrendim. İpek’in macerasına benziyor ama onun kadar cesaretli değildim.