'Melekler şehri' diyene sağlık!

'Melekler şehri' diyene sağlık!
'Melekler şehri' diyene sağlık!

FOTOĞRAFLAR: FEM GÜÇLÜTÜRK

Onlarca tapınak, saatlerce masaj, dev pazarlar, ummadık yerinden muz fırlatan gece kadınları, yağmur ormanı hayvanlarıyla temas... Bir yandan da korkunç kirli hava, trafik, kalabalık... Ama Bangkok toprağına Buda bilgeliği sinmiş bir kere; asabiyetten eser yok, herkes melek...
Haber: FEM GÜÇLÜTÜRK / Arşivi

Ben hâlâ biraz Batılıyım; gerginim, hırslıyım, açgözlüyüm ve hatta aptalım. Doğulu; nazik, huzurlu, uzlaşmış, sakin, bilge. Keşke Budizm bize de ucundan bulaşsaymış. Bangkok’a melekler şehri diyen dillere sağlık! İstikamet Tayland. Asya seyahatlerine gide gele otellerin komodin çekmecesinden aşina olduğumuz Buda öğretilerinden bu kez aklımda üç uyarı kaldı: Açgözlülük, aptallık ve hırs. O gün bugün ağzımdan çıkanı kulağım duyuyor ve içeriğinde en az birine rastlamadan edemiyorum.
Bangkok gördüğüm büyük şehirler arasında en kalabalık, en trafikli, en kirli havalı, en kaotik, en hızla suya batmakta olanı. Ona rağmen bir korna çalınmaz mı yahu o trafikte! ‘Çekil tuktuk, yol benim’ manasında iki uzun bir kısa abanılmaz mı? Koca tankerlerin Boğaz’da balıkçılara sirenleri rahatlıkla deşifre edebilen Boğaz sakinleri bilir; tek tonlu bir korna/düdük/siren ile dahi kızdığının yedi ceddine kadar gitmek gayet olasıdır. Melekler şehrinde asabiyetten eser yok. Dingin, mutlu, güleryüzlü ve delirmemiş insanlar trafiği. Biri terslendi mi, dehşetle veya şaşırarak sinmiş bir ifade ile bakıyorlar insanın yüzüne. Daha da nazikleşiyorlar, ama bu bir Batılıyı daha da sinirlendirebiliyor!
Şimdiye dek Bangkok’a dair yazılmadık kalmamıştır. Ama en akıcı, en dolu, en yeterlisi İzzettin Çalışlar’ın kitabı ‘Melekler Şehri Bangkok’. Gitmeden tavsiye üzerine okuyup, notlar alıp donanımlı gittim. İşte bende hatırası kalanlar... 

Eski şehirden modern AVM’ye...
Tarihi bölge Rattanakosin, Wat Phra Kaew, Grand Palace, Wat Arun (Kanal turu ile), Wat Po: Yan gelmiş yatan dev Buda’nın bulunduğu Wat Phra Kaew ve Kraliyet Sarayı, Rattanakosin bölgesinde. Wat Po Thai’de bir de masaj okulu var, tapınağın içindeki okulun öğrencileri tarafından ortalık yerde giysileriniz üsütnüzdeyken topluca uygulanmakta. Ve hatta bir adada körler masaj okulu bile kurulmuş. Görmeyince daha da keskinleşen dokunma becerileri masajda fark yaratıyormuş. Nehirde tekne ile dolaştıktan sonra dantel işlemeli Wat Arun’u ziyaret edip sonra da karşı kıyıya geçerek Rattanakosin bölgesini ziyaret etmek doğru bir sıralama oluyor. Nehir kenarı otellerinde kalanlar için (Oriental Hotel veya her Türk gibi Hotel Shangri-la) concierge ekibi, otelin nehir kenarındaki iskelesinden kalkacak şekilde özel bot turu ayarlayabiliyor. Nitekim biz de öyle bir turla tapınaklar bölgesine ulaştık. Yolda ciddi giyimli ve görünümlü, hoş sohbet bir adam bizi durdurup nereye gittiğimizi sordu. Wat Po’yu duyunca orada güvenlik şefi olarak çalıştığını, tapınağın özel bir tören için kapalı olduğunu, akşamüstü tekrar açılacağını anlattı. Bizi başka bir turistik mekâna (hanut avı!) götürebileceğini bir iyilik yaparmışçasına belirtirken kanıt için kimliğini gösterdi. Yemedik! Biz Gora /Arog çocuklarıyız. Yolumuza devam ettik, bir de ne görelim, elbette tören falan yok, tapınağın her yeri gezilebiliyor.
Chatuchak Pazarı: Genç tasarımcıların cool tişörtlerinden tuhaf hayvanlara, askeri malzemeden Vespa (ki çok yaygın kullanılmakta) aksesuvarına kadar her şeyin 3 kuruş 5 paraya satıldığı açık/kapalı dev sokak pazarı. Pazarlık mübah. Değil saatler, günler yetmez bitirmeye...
Siam Square: Birbirine bakan veya bağlanan tüm görkemli AVM’ler, Siam Paragon, Siam Center, Siam Discovery, MBK, Emporium görülesi yerler arasında. Bizde de bolca alışveriş merkezi var diyen ben dahi gözlerime inanamadım. Bu kadar büyük ve yan yana AVM’yi bir arada görmemiştim. Yüzen food market’i filan artık söylemiyorum. Her takvimde gördüğümüz şeyler. Ziyadesi ile enteresan ve fakat turistik. İyi bir fotoğrafçının karelerine bakmak yeterli bile olabilir.
Patpong: ‘One night in Bangkok’ denince kulağa çarpıcı, göze fena gelen Patpong lady show’larına tok gitmemek gerekebilir. Organlarıyla yapabildiklerinin sınırı olmayan gösteri kadınlarının mahallesine iki kız gittik, genç irisi bir travesti yanımıza konuşlanarak mekâna olan hâkimiyetini bildirdi. Baştan pazarlık etmezseniz hesabı geçirmece yaygın. Göz değdi parası, içki parası ayrı kesiliyor. Buda’nın öğretileri oralardan teğet geçmiş belli ki. Asya ırkının boy ortalamaları içinde normal sayıldığımız için müessese sahipleri ile göz göze bakabilmenin kendine güveni ile hesaba diklendik. Travesti müdür de kütle olarak iri, duygusal olarak hassas olduğu için onu da hallettik. Kafamıza vajinadan fırlatılan muzun gelmemesi için kıvrak hareketlerle mekândan çıktık.
Nana Plaza: Bar ve sahne sanatları ile meşhur! Body building’den Ninja gibi olmuş ve dövme ile renklendirilmiş üçgen vücutlu, beyaz atlet/jean giymiş Avrupa’nın Robbie Williams kılıklı erkekleri, narin, işveli ve el/dil/beden kullanımları meşhur ‘çekik’ hanımlarla bir gece geçirmeye Nana’nın barlarına hücum etmekte. Bizdeki pavyon misali ‘lady drink’ var mönülerde.
Mimar Jim Thompson’ın müze evi (Chao Phraya ırmağı yanı): Eski Amerikalı maceraperest Jim, savaş sırasında askeri gizli servis için Bangkok’da çalışmaya başlıyor, savaş bitince de yerleşiyor. Silinmekte olan Thai ipek dokumacılığını dünyaya tekrar tanıtan, şehrin ortasında bir cennet ev yapan, 1967 yılında Malezya’da trekking turunda sırra kalem basan Jim’in tik ağacından müze evi görülmeye değer. Yerel mimarinin en güzel örneklerini toplayarak müthiş bir botanik bahçede ev inşa eden Jim’e, memlekete faydaları bakımından hâlâ tapıyorlar. Freeshop dahil her köşede dükkânı var. Klasik ve pahalıca, tam bir ‘ağır’ kayınvalide hediyesi dükkânı diyebilirim.
Thai box: İspanya’da boğa güreşi görmek nasılsa bu da öyle. Lumpini veya Kawila Boxing Stadium’da sürekli gösteri var. Sokaklarda el ilanlarından takip edilebilir. 

70 dakikada başka bir dünya
Chiang Mai: İç hatlardan 70 dakikalık uçuşla varılan Chiang Mai’de butik oteller ve zincir oteller (Biz yine Shangri-la’da kaldık) tercihe göre seçilebilir. Chiang Mai’nin olayı gece pazarı. Geç saatlere kadar açık, uçsuz bucaksız pazarda yine yok yok. Tişört, çakma markalar, el işleri dizi dizi. Whole Earth restoranda vejetaryenler fink atıyor. Otellerin restoranları gayet kıvamlı. Wat Phra That Doi Suthep, tepeye konumlanmış harika bir tapınak. Rehberle gitmekte fayda var. Hayvanat bahçesi ise inanılmaz görkemli. Bu kadar geniş bir alan ve tropik ortamda ben bile yaşarım kafeste dedim! Bamboo rafting, elephant walk, bölgenin turistik olaylarından. Mevsimine göre sandal sefası kadar zararsız ve sıkıcı olabilen bamboo rafting’in en zevkli kısmı, kısmen kirli bir nehir suyuna batmış vaziyette örümcekler, su yılanları, büyük yengeçler gibi yağmur ormanı hayvanları ile yakın temasta olmak. Nehir zayıf aktığında turistleri eğlendirme mecburiyeti hisseden öndeki salın Venedik gondolcusu (Bambudan tek kullanımlık üretilmiş sallar), su şakasının Asya’da da aynı cıvıklıkla yapılabildiğini bize kanıtlıyor.
Chiang Mai’de motor veya bisiklet kiralamak olası. Ayrıca Wat Pro’nun olduğu dağdan aşağı mountainbike ile inmek, yağmur ormanlarında canopy yapmak gibi alternatif turlar da ilgi çekici. Fil gezi/ziyareti için rezervasyon yapmak farz. Biz ise otelin havuzunda bazlanmak ve üzerine masaj alma hakkımızı kullandık. Aktiviteden ziyade, pasivite hali hâkimdi.
İster buradan, ister Chiang Rai’den, Myanmar’lı ve Laos’lu mültecilerin dışarı çıkmalarının yasaklandığı yaşam alanlarını ziyaret etmek olası. Akha (köpek yiyen, siyah kostümlüler), Long-Neck (dolunaylı bir Çarşamba günü doğanların şanslı olduğuna inanan ve boyunlarına sardıkları bilezik ile boyunlarını uzatan kabile), Long Ear (kulaklarında büyük delikleri bulunan), Lahu ve Karen gibi etnik kabilelere turlar düzenleniyor.
Yeşim taşı sevenlere Orchid Jade Factory, tapınağa çıkan ejderli merdivenlerin altındaki otoparkın orada. ‘Fabrikadan satış’ olayı mevcut. Wat Chedi Luang, Wat Pan Tao, Wat Phra Singh görülmesi gerekenlerden. Peak Spa işletmesi Shangri-la oteline yakın. Hem fiyat, hem mekân hem de masaj olarak çok çok iyi. Ayrıca Let’s Relax spa zinciri burada da var.
Chiang Rai: Chiang Mai’den ‘VIP minibüs’ ile gayet makul bir rakama, klima ve şoför ile dört saatte
Chiang Rai’ye ulaşmak mümkün. Yaşamın kaynağı olarak kıymeti bilinen Mekong Nehri yakınlarındaki Chiang Rai’de Anantara, Katiliya Mountain ve birçok başka güzel spa otel bulunmakta. Laos, Tayland ve Myanmar’ın etrafına toplandığı altın üçgen bölgesine Chiang Rai’den teknelerle veya karadan gidiliyor. Etnik kabile turları da yine çok yaygın. Gece pazarı maalesef burada da var. Detox’cuların ve keyif tatili isteyenlerin seçtiği, doğası ve huzuru henüz bozulmamış bir bölge.

Dikkat ediyoruz...
Pazarlık etmeye... Sokakta dikkatli yemek tüketmeye... Çekirge, tırtıl denerken fotoğraf çektirip belgeletmeye... Masajı cimrilik etmeyip her gün ve sabrınız varsa en az 1.5 saatlik almaya... ‘Tuktuk’a ve taksiye binmek mecburi ise önceden pazarlık etmeye ve yolu bildiklerinden emin olmaya, oksijen maskesi takmaya! Skytrain’in eksi 10 dereceye ayarlanmış klimasından hasta olmamak için çantada illa bir şal/kazak bulundurmaya... Tapınaklara kolsuz tişört, etekle girilmediği için münasip bir kıyafeti yedekte bulundurmaya (Kiralıyorlar gerçi tapınak girişlerinde ama kuyruk oluyor)... Pingpong show’larda vajinal kas darbesi ile fırlatılmış bir topun ve hatta bir muzun kafaya göze çarpmamasına... 

Nerede kalıyoruz?
* Sukhothai: 13/3 South Sathorn Road 

* Metropolitan: 27 South Sathorn Road

* Shangi-La: Her Türk burada illa bir kalır! 89 Soi Wat Suan Plu New Road, Bangrak

* Oriental: 125 yıllık kolonyel otel. 48 Oriental Avenue

* Four Seasons: 155 Rajadamri Road

* Grand Hyatt Erawan: 494 Rajdamri Road 

* Indra Regent: 120/126 Rajaprarop Road
(Ve onlarcasından seç beğen al. Alışveriş mi, tarih mi, nehir manzarası mı? Oteli de ona göre seç.)

Nerede yiyoruz? 
* Lemongrass: 5/1 Soi 24, Sukhumvit Road. Emporium’un arka sokağı. Balkondaki masalarda sigara içiliyor. 

* Harmonique: 22 Soi 34, Charoen Krung (New Road) 

* Bamboo Bar: Nehir kenarı terasında günbatımı, Oriental Hotel’de.

* Eat Me: 1/6 Pipat 2, Convent Road, Silom

* Siam Paragon: AVM’nin alt katı uçsuz bucaksız dünya tatları barındıran gurme market. Ayaküstü yenebiliyor. 

* Shangri-la Hotel: İtalyan restoranı. Thai food’dan gına geldiği noktada ödüllü pizzası şiddetle önerilir.

* Q-bar, Bed Supper Club, Albury: Gece geç saat eğlencesi isteyenlere uygun.
(Changa ekibi, Evrim Sümer, Ebru Algım, Burak Işık, A Small World, Timeout ve İzzet Çalışlar’dan referanslıdır! Tüm yemeklerde zencefil, lemon grass, kişniş, renk renk köri, red hot chili, hindistancevizi sütü olacağını bilerek yiyoruz.)  

Ne alıyoruz?
Nancy Chandlers’ın elleri ile ince ince yazdığı çizdiği ‘homemade’ haritalardan, muz cipsi, Jim Thompson’dan aile büyüklerine ipek hediyelik, mang-kut (Mangosteen meyvesi) ve her türlü tropik meyve, baharat, meraklısına yeşim taşı/inci vs., Bangkok genç tasarımcılarından illa ki tasarım kılık, Chatuchak pazarından ıvır zıvır (Çalı süpürgesi bile getirdim ben misal)...

Masaj tercihleri
Bulduğumuz her yerde bölgesel, komple, tam saat, bir buçuk saat, tüm gün masaj olmadan gelmemek ayıptır. Gösteriş, sunum ve fiyat olarak Oriental hotel şiddetle tavsiye ediliyor. Let’s Relax, Winwan, Urban Retreat, Silom Huttavest ise orta karar mekânlar ancak gayet iyi masajlar. Thai masaj yağsız ve güreş gibi yer yatağında gere ite kaka olan masaj. Aroma terapiler ise yumuşak ve yağlı.