Melody ve özgür çimler!

Melody ve özgür çimler!
Melody ve özgür çimler!

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Kapılarını direnişçilere açan Alman Konsolosluğu'nun Tarabya'daki yazlık köşkünün son misafiri Melody Gardot'ydu. Müziği bossa nova, latin caz ve klasik caz arasında gidip gelen Gardot, izleyenleri çimenlikte dansa çağırınca konser de bir şenlik havasına büründü.

Alman konsolosluğunun Tarabya sahilindeki yazlık köşkünden Melody Gardot'nun ilk tınıları yayılmaya başladığında bunun sakin, efendice bir dinleti olacağı beklentisi hakimdi. Yalnız konseri ayakta izlemek durumunda olmak, bir noktada market kuyruğunda beklemek gibi bir hale yol açıyor, oturanlarla arada hafif bir kast durumu yaratıyordu. Ancak konserin sonunda ayakta direnenleri bekleyen sürprizden kimsenin haberi yoktu... Melody, İlk şarkısından sonra, alkışları "şükran" diyerek alıyor. Bu en doğru kelime değil belki ama farklı, ilginç. "Tişekür iderim"den daha samimi geliyor kulağa. Kadının sesi, tekniği, albüm kaydı gibi pürüzsüz. Müziği bossa nova, latin caz ve klasik caz arasında gidip geliyor, çoğu yerde de kendine has tınısına sahip. Asıl güzeli ise Melody gerçek bir hikayeci. Her şarkı arasına, film gibi seslendirdiği bir hikaye sıkıştırıveriyor. Paris'teki sokak şarkıcılarına otel odasından bağıra çağıra birlikte çalmayı teklif ederken henüz giyinmemiş olduğunu fark etmediğini anlatıyor mesela. Etrafıyla diyaloğu seviyor, merdivenlerde oturanlara "en iyi yer de sizinki, bir kadeh şarapla harika olur" derken halden anladığı belli oluyor. Bir de büyükelçiye sesleniyor aralarda; "Burada mahzeniniz var mı bay büyükelçi?" Bir Paris hikâyesinin ardından gözümüzü kapatmamızı istiyor, hikayesine büyüleyici bir saksafon katılıyor... Beraberindeki orkestra muazzam müzisyenlerden kurulu. İstediği herkesle çalabilecek kadar iyi müzisyenlerin Melody'nin enerjisi için grupta olduğunu tahmin etmek zor değil. Melody, konserin sonuna doğru, "şu kırmızı bant olmasa, çimlerin üzerinde dans etsek keşke" diyerek sahne önüne mesafe koyan çimenliğe doğru çağrıda bulunuyor, "Ne dersiniz bay büyükelçi? Hey! Buzu kıracak kimse yok mu?" Bir çift çapulcu öne atılarak bantı kaldırıyor ve ayakta duran herkes, çimlere akın ediyor. Bitti derken sahnenin dibinde yeni bir şenlik başlıyor. Çimlerin üzerinde özgür ve mutlu yüzler, tanıdık geliyor... Yoğun alkışlı bir bis ve yepyeni bir parçanın ardından İstanbul 'a, bizlere bayıldığını söyleye söyleye bitiriyor konseri Melody. Çıkışa doğru yerdeki bir su şişesini alması için görevliye Almanca talimat veren heybetli bir adamın peşine takılıyorum. İçimde meşhur büyükelçi olabileceğine dair bir his. İmza etkinliğini seyrederken yanına yaklaşıp "Büyükelçiyi tanıyor musunuz acaba?" diye sorduğumda, "ben büyükelçinin kendisiyim" cevabını veriyor. Sıcak tavırlı, cana yakın bir bey. Çimlere girilmesini sahiden o sırada kendisi onaylamış, "çimler yeniden büyür" diyor. Olayın bir Gezi Parkı hissi yaşattığını anlattığımda da gülümseyerek "Benziyordu değil mi?" yanıtını veriyor. Büyükelçiye konsolosluğun direnişçilere kapılarını açmasının bir gönül bağı yarattığını anlatıyorum, yorum yapmıyor. Müziği ve sanatı sevdiklerinden, bu bahçede tekrar etkinlik yapmak isteyeceklerinden söz ediyor. Yani içimiz rahat olsun, Almanya 'dan kültür sanata destek tam!