Meryl Streep 25 yıl sonra cadı oldu!  

Meryl Streep 25 yıl sonra cadı oldu!

 
Meryl Streep 25 yıl sonra cadı oldu!

 
40'lı yaşlarında çok sayıda cadı rolü teklif edilen Meryl Streep 66 yaşında Sihirli Orman'ın cadısı oldu. Streep, Radikal'e konuştu: Kocakarı görüntüsünü sevmiyorum. Ben bu şekilde bir rolde yer almak istemedim ama bu film çok farklıydı.
Haber: Aida Takia-O'Reilly - aidatakla@gmail.com / Arşivi

RADİKAL - Into Woods, Türkçe adıyla Sihirli Orman, en popular çocuk masallarının bir araya geldiği bir müzikal. Filmde Meryl Streep’in canlandırdığı bir cadı, çocuğu olmayan bir fırıncıyla karısını sihirli ormana göndererek, onlardan çeşitli sihirli eşyaları kendilerine getirmelerini ister. Kırmızı Başlıklı Kız’ın pelerini, Sindirella’nın ayakkabısı, Rapunzel’in saçı derken, fırıncı ve karısı kendilerini pek çok sihirli hikayenin kahramanlarını kovalarken bulur. Ancak cadı, hiç de göründüğü gibi birisi değildir.

Into The Woods filmi bu yıl 3 dalda Oscar’a aday gösterildi. Meryl Streep En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu rolünde, kariyerinin 19. Oscar adaylığını ve 17. Oscar kaybını yaşadı. Film aynı zamanda En İyi Kostüm Tasarımı, En İyi Prodüksiyon tasarımı dallarında da aday gösterilmişti, ancak hiçbir dalda Oscar kazanamadı.

Hollywood muhabirimiz Aida Takia O’Reilly, ünlü oyuncu Meryl Streep’le 23 Kasım’da New York’taki Waldorf Astoria’da bir araya geldi. Yale Üniversitesi mezunu olan ve zamanında Bette Davis’in “Amerika’nın en iyi aktrisi meşalesini benden devralacak” dediği Streep’in röportajı…

 Dış mekan insanı mısınızdır? Ormana gittiğinizde korkar mısınız? Ormanda korksanız hayal gücünüz size oyunlar oynar mı?

 Şu anda benim büyüdüğüm zamankinden çok farklı çocukluklar yaşanıyor. Ama evet, zamanımı hep ormanda geçirirdim. New Jersey’de yaşadığım ev ormana yakındı. Bir gün gezerken küçük bir dere buldum. Bir kokarca lahanasının altına baktım ve altında inanılmaz güzellikte çiçekler bulduğumu hatırlıyorum. Kokarca lahanaları berbat kokar ama alt kısımlarında çok güzel bir çiçek vardır. Sanki nilüfer çiçeği gibi görünürler. Ormanı çok seviyorum ve şu anda da ormanlık bir yerde oturuyorum zaten. Ancak filmdeki orman daha çok bir metafor olarak kullanılmış. Amerikan İngilizcesinde argo olarak “ormanda olmak” şeklinde bir tabir vardır. “Ne yaptığının farkında olmamak” anlamında kullanılır. Aslında masallardaki orman metaforu da hep korkutucu olmuştur. Ancak ben ormandan hiçbir zaman korkmadım.

 Özel hayatınızda ve mesleki hayatınızdaki en büyük başarınız nedir?

 Öyle batıl inançlı bir insanım ki, bu soruyu cevaplandıramayacağım. Hayatımda kötü bir şey olmadı hiç. Ben de bu yüzden şükran duyuyorum. Sadece bu kadarını söyleyebilirim.

 Eğer gerçekten bir cadı olsaydınız ve özel güçleriniz olsaydı, nasıl bir sihirle uğraşmak isterdiniz?

 Hastaları iyileştirirdim falan herhalde. Zaten hayatta her zaman yapamayacağımız şeyleri isteriz…

 Bazı insanların başkalarını iyileştirebileceği özel ve sihirli güçleri olduğuna inanıyor musunuz?

 Tabii bunun çeşitleri vardır. Bence hepimizin iyileştiricibir enerjisi var ve birbirimize yardım etme imkanımız var. Aynı zamanda birbirimize zarar verme imkanımız da var. İkisi de madalyonun birer yüzü gibi… Bana kalırsa “elle yapılan” tedavi türünü yeterince kullanmıyoruz. İyileşmeyi sevgiyle sağlamak mümkündür. Tabii bu da teknolojik gelişim yüzünden kaybolabilirdi ama neyse konudan sapmayayım.

Into The Woods filmindeki karakterinizin çarpık bir sevgi anlayışı var. Sizin için sevgi nedir? Hayat size sevgi hakkında neler öğretti?

 Eh, benim için sevgi her şey demek. 

 Sevgiye olan bakışınız, hayata olan bakışınızı da değiştirdi mi?

 Zaman içinde değiştirdiğine eminim. 

 Sizce hangi yönden değiştirmiştir?

 Hayatımı parçalara ayırıp neyin nasıl değiştiğini hatırlamam mümkün değil. Ancak kendimi 7 yaşımda olduğumdan farklı hissetmiyorum. Sevgiye olan yaklaşımım hiç değişmedi. Hem ihtiyacım olduğunu, hem de etrafıma bunu yaymam gerektiğini biliyorum.

 Anneniz size nasıl hayat dersleri verdi, hangi konulara dikkat etmenizi söyledi? 

 Bu tip tavsiyelerde pek bulunmadı. Küçükken zamanımın büyük bölümünü diğer çocuklarla beraber ormanda geçirmemin sebebi de o zaten. Annem bana sadece zil sesi duyduğumda eve gitmemi tembihlemişti. Hiçbir korkusu ya da çekincesi yoktu, ama o zamanlar farklı bir zamandı. Çocukların durumu artık ciddi şekilde değişti.

 Peki siz de çocuklarınıza karşı böyle mi oldunuz? Yoksa o zamanki yöntemlerin artık işe yaramadığını mı fark ettiniz?

 Oğlum 2 ya da 3 yaşındayken Soho’da 6 yaşında bir çocuk kaçırılmıştı. Çocuk okulun ilk gününde otobüs durağına gitmişti, annesi de köşeye gidene dek onu pencereden izlemişti. Buna rağmen çocuk kaçırıldı ve bu olay New York şehrinde çocuk olmayı tamamen değiştirdi. Bu olay tüm anne babalarda değişiklik yarattı. Herkes çocuğunun üzerine titremeye, her yaptığını izlemeye başladı. Ben daha “kötü polis” rolündeydim, kocam ise “bırakınız yapsınlar” kafasındaydı. Bence film, anne baba olduğunuz zaman ortaya çıkan korkunun yarattığı o zorlukları da ortaya koyuyor. Hiçbir şey olmasın istiyorsunuz, ama her zaman bir şeyler oluyor ve sizin de bunları engellemeniz çok zorlaşıyor.

 Kızınızı bir kuleye kapatın gitsin o zaman.

 Düşünmedim değil (gülüyor).

 Başka aktrisler gelip geçiyor ama siz her zaman buradasınız ve her zaman en tepedesiniz. Böylesine kurumsal olmak nasıl bir duygu? Neleri doğru yaptınız ve sizin gibi olmak isteyenlere tavsiyeleriniz nedir? 

Bence sektörümüzün ilginç bir vaktinde, oldukça talihli günler yaşadım. O zamanlar çok az kadın oyuncu vardı. Film ekiplerinde neredeyse hiç kadın yoktu, ofislerde ise çok az sayıda vardı. Basın toplantılarında da hep erkek gazeteciler vardı. Kadınlar yalnızca onlara yardım ediyordu. Ama bu durum değişti. O zamanları sen de hatırlarsın Aida. O değişimin tam ortasında yer alıyordum ve sanırım bu benim yararıma oldu. Yaşadığım deneyimlerin başkalarına da faydası olduğunu biliyorum. Eskiden olsa yalnızca genç yıldızlar bu kadar yükselebilirdi ama şu an 50’li yaşlarında olan bir sürü büyük yıldız var. Sandra Bullock ve diğer 50’lerindeki aktrislere hayranım. Bette Davis sanırım 41 yaşındayken bana “Kemerlerini bağla, sarsıntılı bir yolculuk olacak” demişti. Her jenerasyon bir şeylerin değişmesini sağlıyor, bir sonraki nesle kapılar açıyor. 1920’lerde bizim oy verme hakkımız bile yoktu.

 40’lı yaşlarınıza geldiğinizde size yılda 3 farklı cadı rolü teklif edildiğini söylemiştiniz.

Evet, bu doğru.

 Bu rolü aldığınıza göre, fikriniz değişmiş olmalı. 40’larınızdan sonra kadınların nasıl rollere bürünmesi gerektiğiyle ilgili bir kanı mı var sizce?

Evet kesinlikle. Artık benim aşık olunası bir karakter olmadığımı düşündüklerini ve bu yüzden bana cadı rolleri geldiğini düşünmüştüm. İlginç bir durumdu. Tarihte cadıların gösteriliş şeklini beğenmiyorum. Kocakarı görüntüsünü sevmiyorum. O zamanlar köy sakinleri yaşlı kadınlardan korkuyormuş herhalde. Bu kadınlarla ne yapacaklarını bilmediklerinden, onları kötü insanlar gibi göstermişler ve bütün kötülüklerin onlardan kaynaklandığını söylemişler. Ben ise bundan hiç hoşlanmıyorum. Buradaki kinayeden hoşlanmıyorum ve buna inanmayı reddediyorum. Sanırım Ortaçağ’da yaşayan küçük yaşlı kadınlar köydeki herkesten daha fazla dikkat çekiyormuş. Ben de bu şekilde bir rolde yer almak istemedim ama, bu filmdeki çok farklıydı. Bu hikaye anlatılmaya değerdi ve 3 boyutlu bir fikre dayandırılmıştı. İnsan kalbi bulunan bir cadıdan bahsediliyor. Ayrıca müzikler de çok iyiydi ve yalnızca bu yüzden bile bu filmde yer almak ve harika oyuncularla çalışmak hoşuma gitti.

 Eşiniz Don Gummer bir heykeltıraş. Beraber yaptığınız sanatsal işler, koleksiyonunuz var mı? 

Eşimin yaptığı işleri ve diğer sanatçı dostlarımızın işlerini topluyoruz aslında. Evimizin duvarlarında yer kalmadı artık (gülüyor). Eşim bu aralar enteresan bir projeye başladı. Moskova’daki yeni Amerikan Konsolosluğu’nun önünde durması için bir heykel yapacak. Konsolosluk binası daha önce fala böcek dolduğu için yıkılmak zorunda kalmış ve yeniden inşası önemli bir şey. Tabii böcek derken gerçek böcekleri kastetmiyorum (Gülüyor).

 En sevdiğiniz sanat akımı hangisi? Modern sanat mı?

Galerileri gezecek pek vaktim olmuyor. Dışarı çıkayım da sergileri ve müzeleri gezeyim diyemiyorum. Bu yüzden işlere biraz ara vermek ve bu tip şeylere vakit ayırmak istiyorum. Ancak son 5 yıldır aralıksız çalıştım ve bunu nasıl yapabilirim bilmiyorum.