Mesele var ama saklanıyor!

Mesele var ama saklanıyor!
Mesele var ama saklanıyor!
Toplumsal zenginlik kaybını azınlıklar üzerinden okumaya çalışan 'Rüzgarlar', aksine bizi meseleden iyice uzaklaştırıyor.
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

Selim Evci, ilk filmi ‘İki Çizgi’de de gördüğümüz gibi, özellikle plastiğiyle Nuri Bilge Ceylan sinemasının izlerini takip eden bir sinemacı, bu açık. Yönetmen, ikinci çalışması ‘Rüzgarlar’da da bu yapıyı koruyor, ancak hikâyesine yeni bir ‘çizgi’ ekleme iddiasında. Yalnızlık, yabancılaşma ve iletişimsizliği bir kez daha genel atmosfere yayıyor, ama filmin merkezine koyduğu ‘mesele’yle farklılaşmanın peşinde olduğunu gösteriyor.
Bir zamanlar aynı toplum içinde uyumlu bir şekilde yaşayabilen, hatta bu toplumun hamurunu oluşturan, birbirinden koparılamaz gibi görünen insanların, artık bir ‘ rüya ’ gibi görünen geçmişlerini hatırlatmayı deniyor Selim Evci. Böyle söylediğimizde, ‘doğru’ bir projeyle karşılaştığımız sonucu doğabilir, ancak filmin bir türlü ilerleyemeyen ve yerinde sayarak izleyiciyi kendinden uzaklaştıran yapısı, doğru olanı açığa çıkaramıyor bir türlü.
Geçmişle bugünü ‘ses kayıtları’ üzerinden buluşturma çabasındaki yapım, ‘Gelecek Uzun Sürer’ ve ‘Babamın Sesi’nde belli oranda da olsa başarılmış bu yöntemin etkisini hissettiremiyor. Yaklaşık iki saat boyunca ‘hissettirme’ üzerinden yürüyen (yürümesi gereken) bir filmin bunu başaramamasıysa bütün çabayı boşa çıkarıyor sonuç olarak. Selim Evci, giderek toplumsal zenginliğini kaybeden Türkiye ’nin küçük ölçekte bir yansımasını azınlıklar üzerinden okumaya çalışıyor, ama karakterlerinin yabancılaşmasına benzer bir şekilde bizi de yalıtıyor meseleden, içine girmemize izin vermiyor. İçine giremediğimiz bir mesele hakkında da ‘sağlıklı’ bir sonuca varmamız mümkün değil, ki ‘Rüzgarlar’ın en temel problemi olarak kendini gösteriyor bu durum. İzlediklerimizden alamadığımız, sadece ‘bilgi’ yoluyla algılayabildiğimiz bir mesele üzerine yorum yapmak da anlamsızlaşıyor giderek.
Selim Evci’nin bir derdi var, bunu hissediyoruz her iki filminde de. Ancak derdini ‘açma’ konusunda fazlasıyla ketum davranıyor, neredeyse paylaşmayı reddeder oranda. Kim bilir, belki de sonraki filmlerinde bunu kırar ve bize neyi nasıl anlatmaya çalıştığına dair daha ‘elle tutulur’ veriler sunar. Buradan çıkacak sonuç şu: Her şeye rağmen Selim Evci sinemasıyla ilgili umudumuzu koruyoruz, birçok yeni sinemacıda olduğu gibi...