Meselem kraldan çok kralcılarla

Meselem kraldan çok kralcılarla
Meselem kraldan çok kralcılarla
İlk filmi 'Yabancı'da muhafazakarları karikatürize ettiği için eleştirilen yönetmen Filiz Alpgezmen, "Bu kesimin estetik anlayışı bu. Karikatür gibi görünüyorsa bu benim suçum değil" diyor.
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

Yıllardır tiyatro ve dizilerde yönetmenlik yapan Filiz Alpgezmen, şimdilerde ilk sinema filmi ‘Yabancı’nın heyecanını yaşıyor. 1980 darbesi sebebiyle ailesi Fransa’ya göç etmiş Özgür’ün babasını defnetmek için ilk kez geldiği Türkiye ’de yaşadıklarını anlatan filmde pek çok Türkiye eleştirisi mevcut. Altın Koza Film Festivali’nde gösterildiğinde de çok tartışılan filmi, bizzat yazarı ve yönetmeni Filiz Alpgezmen’e sorduk…
‘Yabancı’ ilk filminiz. Sinema yıllardır içinizde olan bir özlem miydi?
Ben dizilerde ve tiyatroda yönetmenlik yaptım. Yaklaşık bir 10 yıl kadar tiyatro yönetmenliği deneyimim var. Tiyatro yıllarından beri aklımda sinema yapmak vardı. Dizi birazcık bunu finanse etmek için başladığım bir şey oldu. Elbette onu da elimden geldiğince titiz yapmaya çalışıyorum ancak sinema her zaman hayalimdeydi.
İlk filmi yapmak için finansal bir bekleyişin yanı sıra belli bir olgunlaşma da gerekir mi?
Hem olgunlaşmayı bekliyorsunuz hem finansal koşulların olgunlaşması gerekiyor. Yönetmenliğin bütünü için biraz olgunluk gerekiyor. Yönetmenlik kendinizi keşfettiğiniz bir yolculuk. Bir süre sonra insan değişik anlatım biçimleri ile hikâyelerini anlatmak istiyor.
‘Yabancı’ filminin hikâyesi ilk ne zaman düştü aklınıza?
Büyüdüğüm dönem boyunca etrafımda devrimci ağabeylerim, ablalarım vardı. Benim ailem darbeden birebir etkilenmiş bir aileydi tıpkı filmin ana karakteri Özgür gibi. Yaşadığım bu sürecin toplum üzerinde de önemli bir kırılma noktası olduğunu keşfettim. Bütün gözlemlerim bana böyle bir hikâyeyi getirdi.
Filmin başkarakteri Özgür’ün asi ruh hali sizde de var mı?
Birebir var diyemeyiz. O bakış bizi otobiyografik bir yere götürürdü. Ben biraz daha dışarıdan bakmaya çalıştım. Özgür ve Ferhat bu konuya bakışın iki ucu. Muhakkak ki bir yazar olarak yazdığınız tüm karakterlerde sizden parçalar oluyor. Özgür’le ayrıldığımız yerler var. Özgür benim bu öyküyü anlatmak için seçtiğim bir araç.
Özgür, darbe sonrası büyümüş bir çocuk. Darbenin bedelini ödemiş ailelerin çocukları genelde Özgür gibi sinirli mi olurlar?
Herkeste farklı tepkiler oluşuyor. Ben iki temel tepki gözlemledim. Biri hayata bir dönemin bakış açısından, o değerlere sadık kalarak bakmak. Bir diğer tutum ise öfke duyma. 80 öncesi devrimciler çok büyük bedeller ödedi. Yaşadığımız çağda idealizmin neden önemli olduğunu anlayamayıp onları sadece bir şeyin peşinden koşan insanlar olarak gören bir kesim var. Bir de bu öfke Türkiye’de değil yurtdışında mülteci olanlarda daha da büyüyor diye düşünüyorum. Benim başkarakter olarak öfkeli olan bakışı seçmem konuyu anlatırken daha çarpıcı olması için.
Filmde sadece göç konusu değil çok farklı konulara iğneler var, örneğin Türkiye’deki bürokrasi…
Genel olarak bürokratik işlerden hoşlanmıyorum. Sadece Türkiye’de değil tüm dünyada… Eskiye oranla biraz düzelme var ancak mesele biraz komplikeyse bürokrasinin içerisinde hapsoluyorsunuz. Bürokrasi insanı sıkıştıran, gri ve karanlık bir alan. Aynı bürokrasi Fransa’da da var. Ancak bir nebze daha hızlı ilerliyor. Bu kız filmde yaşananları Fransa’da yaşasaydı orada da aynı şeyler başına gelebilirdi. Yaptığım bir Türkiye eleştirisi değil.
Filmde Özgür’ün baba tarafı üzerinden son on yılda AKP iktidarı çevresinde şekillenen bir muhafazakâr kesim portresi çizilmiş. Film bu yönüyle Altın Koza’da çok tartışma yaratmış diye duydum... Konu AKP ile ilgili değil. Türkiye’de AKP iktidara geldikten sonra oluşan yalan bir muhafazakâr kesim var, tıpkı Özal’ın döneminde onun etrafında oluşan papatyalar gibi. Eleştirdiğim AKP ya da din olsaydı bunu daha farklı yapardım. Benim eleştirdiğim iktidar etrafında gelişen sahte, gösterişçi, ikiyüzlü bir kesim. İşaret ettiğim iktidar kimse ona göre şekil alanlar. Kraldan çok kralcılar çok tehlikelidir. Ben yönetmen olarak bu karakterleri bir karikatürize etme çabası içine girmedim. Bizzat Fatih’ten getirdiğimiz bir kuaför hanım düğün sahnesindeki türbanları yaptı. Kostümler gerçekçi olsun diye o kitlenin alışveriş yaptığı yerlerden seçildi. Samanyolu kanalında İkbal Hanım’ın programını izleyerek kadınların nasıl davrandıklarını gözlemledim. Bu kesimin estetik anlayışı bu. Bu karikatür gibi görünüyorsa bu benim suçum değil.
Oyuncuları belirleme süreciniz nasıl oldu?
Yıllar önce ben Bilkent Üniversitesi’nde reji okurken Özgür’ü oynayan Sezin Akbaşoğulları da oyunculuk okuyordu. Benim mezuniyet oyunumda Sezin’in bir rolü vardı. O günlerde hem dostluğumuz hem de sanatçı işbirliğimiz başladı. Bu filmi yazmaya başladığım andan itibaren Sezin bu filmin içindeydi. Diğer oyuncuları seçmek çok zor oldu ancak bugün hepsinin performansından çok mutluyum.
Aklınızda yeni projeler var mı?
Kafamda birkaç hikâye var. Ancak şu aralar en çok beni düşündüren ötekileştirme, düşünce özgürlüğünün nerede başlayıp nerede bittiği, nefret suçunun bu kavramların neresinde olduğu… Bir sonraki projem bununla ilgili olacak sanırım... Bu filmle ilgili aldığım eleştiriler beni bu konuda düşünmeye itti. Son Fazıl Say’ın olayı da beni bu noktada çok etkiledi.