Meseleye 'Nefes'i yetmemiş!

Meseleye 'Nefes'i yetmemiş!
Meseleye 'Nefes'i yetmemiş!
Alper Çağlar imzalı 'Dağ', Güneydoğu sorununun kaynağını küçük burjuva çocuklarının askerlikten kaytarmasına bağlarken estetik şiddet sömürüsüne de soyunan, sözümona bir kahramanlık destanı.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Malum bu ülkenin Güneydoğusu’nda ‘resmiyete’ dökülmüş geçmişi yaklaşık 30 yıla uzanan ama köklerini daha da eski meselelerden alan kanlı bir sayfa var. ‘Ora’da yaşayan insanların sözcülüğünü üstlenen bir örgüt yapılanması, devletin güçlerine karşı silahlı mücadele veriyor. Ve bu mücadele iki taraftan da sayısız gencin hayatına mal oldu, mal olmaya devam ediyor. İyi de bu sorun nasıl çözülecek? Bugüne kadar her kafadan bir ses çıktı, herkes bir öneride bulundu ama henüz ufukta maalesef dönüşen somut bir adım yok. Bu arada olan, çoğu kez ateşin düştüğü yerlere oluyor. Bu durumda iki taraftaki anaların ellerinden de yitip giden evlatlarına dua etmekten ya da ağıt yakmaktan başka şey gelmiyor.
Taraftarlardan biri olan Türkiye Cumhuriyeti adına çözüm mesela ‘Askerlik sistemindeki eşitsiz uygulamalar’ olabilir mi? “Zengin ya da politikacı çocukları bir kolayını bulup kolay koşullarda ‘vatani görevlerini’ ifa ederken ya da bazı kesimler ‘bedelli’yle meselenin kolayına kaçarken fakirlerin çocukları Güneydoğu’da patır patır ölüyor” görüşü, sorunun çözümü için çok mu akılcı bir önermedir? Tamam, adalet duygusu önemlidir ve sistem, herkese eşit mesafede yaklaşmalıdır ama meselenin altında yatan şey sadece bu mudur? Evet, kahvedeki adamın böyle bir görüşü vardır ve uygulamalar bu görüşü doğrular niteliktedir ama diyelim ki zenginlerin ve politikacıların çocukları Güneydoğu’da askerliklerini yaptılar, bu sorun gerçekten de çözülecek mi? (Aklıma gelmişken hatırlatayım mesela Prens William Afganistan’da askerlik yapmıştı. Eee, İngiltere için Afganistan sorunu çözüldü mü?)

Olan ‘Asmalı’ya oluyor!

 Lakin bu yaklaşım, bugünden itibaren gösterime giren ‘Dağ’ın ana meselesi gibi duruyor. Filmin start anından itibaren devreye sokulan bu tez, benim gibi düşünenler için belki kâğıt üzerinde saçma sapan görünebilir ama filmin şöyle bir ‘Şark kurnazlığı’ var: Ortalama vatandaşın paralellikler içeren bu yaklaşımını sömürmek... İnsanlar bu filme gidecek ve “Helal olsun, doğru şeylerden bahsediyor” diyecekler. Bu mesele zırt pırt filmin her bir anında önümüze sürülüyor ve ana karakterlerden Oğuz’un küçük burjuva kökeni üzerinden mütemadiyen masaya yatırılıyor. Annesi, ağabeyi ve en önemlisi kız arkadaşı, Oğuz’a bir nevi “Askerlik yan gelip yatma yeri değildir” dediği için çok kızıyorlar. Neyse ki çocuk ‘İkiyüzlü burjuva ahlakı’na sarılmıyor ve ‘özeleştirisini’ bile yapıyor. Arada da Beyoğlu-Tünel hattındaki ‘Entel burjuvalara’ ağzının payını veriyor: Yani ‘Asmalı’ya gidip içen, artı oralardan kaldıracağı kadınlarla gününü gün eden bohemler Oğuz kimliğinde, yönetmen-senarist Alper Çağlar’dan ayarı alıyorlar!
Aslında Levent Semerci’nin ‘Nefes-Vatan Sağolsun’undan sonra aynı sularda gezinirken söylenecek söz, verilecek ‘Nefes’ kaldı mı acep diye düşünüyorum. Bence ‘Dağ’ öncelikle bu handikabı aşamıyor. Ama bari aynı coğrafyada ve aynı sorunda dolaşıyorsun, yaklaşık 25-30 yıldır çözülememiş bir mesele etrafında film çekiyorsun, yeni bir şey kat diye bekliyorsun ama nerde? Sanki bütün dert bazılarının askerden kaçması, bazılarının bedelli yapmasıymış gibi bir fikir üzerinde yükselen öyküsüyle ‘Dağ’, ortalama vatandaşın görüşlerinin sinema bilen biri tarafından özetlenmiş hali gibi görünüyor. Bana da bu durumda, “Eğer bu konuda bu saatten sonra söyleyeceğiniz farklı bir sözünüz yoksa, Spielberg olsanız ne yazar” demekten başka şey kalmıyor.
Üstelik ‘Dağ’ın ‘Şiddetin istismarı’ türünden bir başka günahı var. Zamanında (70’lerde) Peckinpah filmlerinde kıyıya vuran ‘şiddetin estetiği’, sonrasında Tarantino tarafından ‘geçmişin sinemasına âşık olma’ kisvesi altında ‘plastize’ edilerek önümüze getirilmişti. Sonuçta bu yol ‘Hostel’ gibi filmlere ve Eli Roth gibi bu işin baş pazarlamacılarına kadar uzandı. ‘Dağ’da alttan alta vahşete şapka çıkarma durumu da var ve sanırım yönetmen Çağlar, bu sahneler vasıtasıyla ne kadar yetenekli olduğunu gösterme derdinde.
Bu noktada kendi adıma bir hesaplaşma zamanı geldi diye düşünüyorum: Çağlar’ın ilk filmi olan ‘Büşra’ya (Bahadır Boysal’ın Leman’dan tanıdığımız çizgi karakteri Büşra’nın bu sinema uyarlaması, türbanlı bir genç kızın modern hayat içindeki arayışlarını anlatıyordu) ilişkin yazdığım eleştirinin sonunu, “Kamera arkasındaki Alper Çağlar’ın da, muhtemelen yakın gelecekte iyi işlerini izleriz gibime geldi” diye bitirmişim. Yani yanılmışım. ‘Dağ’ gibi ideolojik açıdan saçma sapan yaklaşımları olan bir filmi çeken biriyle işim olmaz.

‘Legnica Savaşı’ var ya!..

Sahi, bu arada konu ne diye merak etmiş olabilirsiniz. Kısaca özetleyeyim: Güneydoğu’da görev yapan bir grup asker, PKK ’lılarca pusuya düşürülür. Hayatta kalan biri uzun (ismi Bekir’dir ve ‘full arıza’dır), diğeri kısa dönem (ismi Oğuz’dur ve başta ‘Moğol tarihi ve Legnica Savaşı’ olmak üzere, meselenin uygulama ve felsefi boyutuna da hâkimdir) iki er, onca ateş altında bir yandan ülkedeki askerliğin uygulamadaki yansımalarını tartışırlar öte yandan bir tesisteki elektrik aksamını onarmak için harekete geçerler.
Oyunculuklara gelince; Ufuk Bayraktar’ın yeteneklerine zaten vâkıfız. Jake Gyllenhaal’ın Türkiye şubesi gibi görünen Çağlar Ertuğrul da gayet iyi (Gyllenhaal demişken, ‘Dağ’ı izlerken aklıma Sam Men-
des’in ‘Jarhead’i geldi. ‘Askerlik üzerinden sanat’ meselesine en uygun filmdir ‘Jarhead’. Mesela Çağlar, ye-
teneklerini bu tür bir filmle de değerlendirebilirdi ama meseleyi sömürme yolunu seçmiş, kendi bilir). Az biraz abartılı kompozisyonuna rağmen komutanda Fırat Doğruloğlu da (Kendisine ‘Yaban’dan mülhem
“Yalan söylüyorsun” demek istemiyorum, çünkü canlandırdığı türden arıza komutanlar var elbet) başarılı. Ama zaten filmin sorunu oyunculuk performansları değil, fikri ve de zikri: Bir not: Çağlar aslında ‘Büşra’daki oyuncusu Tayanç Ayaydın’dan da yararlanabilirdi, malum kendisi ‘Sakarya Fırat’ta ‘görev yapıyor’).
Yazıyı yazmadan önce ‘Nefes-Vatan Sağolsun’u oturup izledim. Semerci’nin filmi bence ‘Dağ’dan sonra daha bir önem kazanıyor. Meseleyi her şeyiyle ele alan, ‘karşı taraf’a da mikrofon (ya da telsiz) uzatmasını bilen, savaşın anlamsızlığı üzerine fiziki, ruhani, felsefi, insani onca şey söyleyen ‘Nefes’in yanında ‘Dağ’, öylesine açık ofsaytta kalıyor ki. Benim vicdanlı sinemaseverlere tavsiyem sadece şu olabilir: Bu filme vakit harcayacağınıza DVD’de ‘Ne-
fes’i, yeniden izleyin, daha hayırlı bir iş yapmış olursunuz. ‘Karşı taraf’ demişken, öldürdükleri PKK’lının yüzünü örterek ‘farklılıklarını’ ortaya koymak da ne büyük işmiş, ‘Dağ’ bunu da gösteriyor.