Milliyetçilik Britanyalı gruplar için tuzak

Milliyetçilik Britanyalı gruplar için tuzak
Milliyetçilik Britanyalı gruplar için tuzak
Britanya'nın klasik mertebesine erişmiş rock topluluklarından Suede yarın akşam Eksen On Fair kapsamında Parkorman'da sahne alıyor. Grubun basçısı Mat Osman ile Erman Ata Uncu konuştu.
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Eleştirmenlerin büyük bir bölümüne göre yeni albümünüz ‘Bloodsports’, klasik Suede sound’unun su katılmamış bir örneği. Turne de sizce böyle mi seyredecek, su katılmamış bir Suede mi göreceğiz sahnede?
Umarım. Daha önce de festival konserlerinde bu albümden bazı şarkılar çalmıştık. Ama bu turnede albümün tamamını çalmayı diliyorum. Biliyorsunuz bu albüm beşimizin bir odaya girip başladığı gibi bitirmesiyle, herhangi bir bilgisayar desteği falan olmadan kaydedildi. Bence bu da belli oluyor. Şarkıların birçoğunda en iyi Suede şarkılarında olduğu gibi bir tutku ve drama var.
‘Bloodsports’ta “Edebimizle yaşlandık, artık olgunuz” şiarına hiç yüz vermemiş gibi duruyor Suede. Aşktan bahsederken hâlâ işin tenselliğine vurgu var...
Bu tutturulması zor bir denge. İlk albümlerimizde daha genç işi meseleler vardı; hedonizm, seks, uyuşturucu vs. Bu albüm ise ilişkileri odağına alıyor. Bu yönüyle de çok daha olgun bir albüm. Tamam artık Londralı ergenler değiliz ama yerimizde durmak da istemedik. Bizde hep var olan o drama, heyecan duygusunu umarım kaybetmemişizdir.
Drama, Suede’in müziğinin ayrılmaz parçalarından oldu her zaman . Sizin kendi müzikal zevkinizi de yansıtan bir durum mu bu?
Büyürken dinlediğim şeylere baktığımda öyle. David Bowie, Lou Reed, Kate Bush işi bayağı ‘büyütmeleriyle’ tanınırlar. Bence o çaba da her şeyden önemli. Üç-dört dakikalık bir pop şarkısına sığdırabileceğiniz şeyler, modern sanatın en ileri hali bence. Elinizde bu kadar küçük, kompakt bir şey var. Ve onu iyi yaparsanız, insanların hayatlarını etkileme şansınız oluyor.
Suede, üyeler arası uyumsuzluktan, kopuşlardan nasibini almış bir grup. Bugünden bakınca o dönem için ne düşünüyorsunuz?Çok üzücü. Şöyle de bir şey var; hepimiz 20’lerimizin başındaydık ve bir rock grubunda çalıp söylemek, hayatımızda yaptığımız ilk şeydi. Öyle bir durumda her şey sanki dünyanın sonuymuş gibi geliyor. Hiçbirimiz, “Bu ara anlaşamıyoruz, biraz ara verelim, sonra bakarız” demeyi aklımıza getirmiyorduk. Tam Britanyalı bir tavır gösterip zor durumlarla baş etmemeye çalışıyorduk. Ama insan, hatalarından öğreniyor işte.
Suede, 2010’da sadece tek bir konser için tekrar bir araya gelecekti. Ama bu sürenin sonunda yepyeni bir albüm bile kaydettiniz. İşler nasıl bir duruma geldi? Beraber müzik yapmayı mı özlemişsiniz?
Çünkü konser inanılmaz geçti. Bu kadar basit. Benim de tekrar bir araya gelme konusunda bir sürü endişem vardı. Bu konseri ilk duyurduğumuzda kimse gelmeyecek diye korkudan tir tir titredim. Çünkü Suede hiçbir zaman kendisi için müzik yapan bir grup olmadı. Her zaman odağımızda seyirci vardı. Seyirciyle ilişkiyi de hiçbir zaman tam anlamıyla kestiremezsiniz. Yıllar sonra verilen ilk konserde aldığımız tepki inanılmazdı. Ben de sahnede bir durup diğerlerinin bu tepkiden nasıl etkilendiğine baktım ve o an bu beraberliği sürdürmemiz gerektiğini anladım.
Brett Anderson’ın sahne kişiliği sağ olsun, Suede 90’larda, rock’a tekrar androjenliği sokan grup olarak nam salmıştı. Ama sonrasında Oasis gibi gruplarla Brit-pop daha maço bir söyleme meyletti.
Bir bakıma iyi oldu. ‘Dog Man’s Star gibi işlerin dışında bir şeyler olmasına da vesile oldu. Çünkü biz bu ilk albümü yaptığımızda Londra’da tıpkı bizim gibi şarkılar söyleyen birçok grup ortaya çıkmıştı. Brit-pop başladığında biz oradaydık. Ama gitgide Brit-pop’un Suede’le alakası olmayan şeylerin bir toplamına dönüştüğünü görmeye başladık. Mesela milliyetçi bir tavır ortaya çıktı ki Suede’in hiçbir zaman o taraklarda bezi olmadı.
Milliyetçilikten söz açmışken, sizce Britanyalı gruplar için düşmesi çok kolay bir tuzak mı bu?
Hem de nasıl! İşin tuhafı, Britanyalı grupların dünyada bu kadar biliniyor olmasının büyük bir sebebi de İngilizce söylemeleri; yoksa dünyadaki en iyi grup olmaları falan değil. Biz ilk başladığımızda insanlar sürekli nasıl da İngiliz, has Londralı olduğumuzdan falan bahsediyordu mesela. Ama biz, üzerine müzik yaptığımız şeylerden dolayı gayet evrensel olduğumuzu düşünüyorduk: Aşk, kayıp, tutku vs. Benim bir grupta olmaktan en fazla keyif aldığım anlar da bu şarkılarla, anadili İngilizce olmayan ülkelere gidip bu temalar üzerinden onlarla iletişim kurduğumuz anlardı.
90’ların ‘Cool Britannia’ furyasına karşı koymak gibi bir önceliğiniz oldu mu hiç?
Evet, kesinlikle. Mesela ilk iki albümümüze bakın; kesinlikle İngilizliğe, Londra yaşamına bir övgü falan bulamazsınız. Cool Britannia’yla alakası yoktur pek. Zaten o dönemde bir zamanlar isyankâr olan grupların nasıl da bu furyaya kendilerini kaptırıp turistik bir nesneye dönüştüklerini görmek benim için çok şaşırtıcıydı.
Alakasız bir soru belki ama siz de Mick Jagger gibi LSE mezunusunuz. Rock’n roll hayat tarzına bir yatkınlık mı var LSE çevresinde?
Muhtemelen hayır. Sadece bir ben, bir de Mick Jagger çıktık muhtemelen. LSE’ye girdim çünkü üç yıl boyunca Londra’da yaşama imkânı veriyordu bana. Brett de ben de burs alıyorduk. Britanya’daki rock gruplarının ortaya çıkmasında da bu önemli bir etkendi. Sanat okullarındaki genç insanlar bir araya gelip müzik yapabiliyorlardı. Ama şimdi eğitim paralı. Bugün grupların büyük bir kısmı varlıklı aile çocuklarından oluşuyor.
Yani Britanya rock’ında sanat okulu geleneği sona mı eriyor?
Hiç şüphesiz. Nesillerdir yaratıcı ortamlara girebilen işçi sınıfı çocukları artık çalışmak durumunda. Bu da Britanya’da müziği zengin çocukların hobisine dönüştürüyor. Britanya müziğinin en iyi özelliklerinden birisi eksantrik işçi sınıfı çocuklarından pop yıldızları çıkarabilmesiydi. Şimdi bu sona eriyor.
Suede’e ara verildiği dönemde Le Cool sitesinin Londra ayağının editörlüğünü yapmaya başladınız. Bu deneyim, müzik basınıyla ilgili fikirlerinizde bir değişikliğe yol açtı mı?
Tabii ki. Müzikle ilgili herhangi bir şey yazamıyorum. Plastik sanatlar ya da tiyatro üzerine yazıyorum ama müzikle ilgili bir şeyler yazmak benim için imkânsız. Ama benim bu işe başlamamın sebebi Suede dağıldıktan sonra para delisi, kötücül endüstriden uzaklaşmak istememdi. Tabii 10 sene harcadığınız her sektör bir süre sonra size böyle görünmeye başlar. Yayıncılık da web siteleri de aynı şey… Ama biz ilk başladığımızda kendimizle müzik sektörü arasında bir mesafe korumuştuk. Sonra kendimizi birden kararları falan verirken bulduk. Şimdi ise bundan kaçınmaya, müziği hep ön planda tutmaya çalışıyoruz. Çünkü bir mesleğe dönüştüğünde yapılacak bir iş değil bu. Devam edebilmek için büyüsünü korumak gerekiyor. 

Eksen on Fair’de kimler var

Parkorman yarın, ikincisi düzenlenecek olan Eksen On Fair’e ev sahipliği yapacak. Festivalde dağıldıktan sonra 2010’da tekrar bir araya gelen 90’lı yılların önemli İngiliz grubu Suede yeni albümleri Bloodsports ile yer alacak. Suede’in yanı sıra İsveçli grup The Hives, 1975’te kurulan Kuzey İrlandalı grup The Understones ve Kolombiya’nın müzikal-görsel kolektifi Systema Solar sahne alacak diğer isimler. Etkinlikte garage punk hareketi The Libertines’in kurucusu Carl Barat DJ seti performansı ile pikapların başında olacak. Ayrıca etkinliğin başlamasıyla beraber Parkorman’da giysici, plakçı, yemekçi, çizgi romancı, kitapçı ve tasarımcılar da dükkân açacaklar.