Mitolojinin ahşap hali

Mitolojinin ahşap hali
Mitolojinin ahşap hali

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

Ahşap sanatçısı Ayhan Tomak'ın Balat'taki atölyesindeyiz. Öyküleri Yunan mitolojisinden, malzemesi kayın, meşe, ıhlamur ağaçlarından...
Haber: MUHSİN TOPYILDIZ / Arşivi

Annemin ahşap aşkının iki dönüm noktası vardır. İlki ilkokuldayken yaptığım ahşap boyama tepsinin eve gelişi. Tepsimden sonra eve türlü türlü ahşap eşya girdi. Bu geçici hevesten yıllar sonra üniversiteye henüz başlamıştım ki annem ahşaba tekrar âşık oldu. ‘Aşk-ı Memnu’da Selçuk Yöntem’in hayat verdiği Adnan Bey karakterinin en büyük hobisi ahşaptı ve annemin de en büyük hobilerinden biri Aşk-ı Memnu’yu izlemekti. Bu iki durum bir araya gelince evimizde ikinci ahşap sezonu açılmış oldu gayet tabii.
Eski İstanbul ile yeni İstanbul’un iç içe geçtiği Balat’ta bulunan Sveti Stefan Bulgar Kilisesi’nin hemen yanında ufak bir atölyede eserlerini ortaya çıkarıyor ahşap sanatçısı Ayhan Tomak. Ahşap figürler ve aynalar atölyenin her yanında. İçeri girdiğinizde sizi ilk karşılayan yoğun bir ahşap kokusu olacak...
Tomak, her gün belki de defalarca baktığımız aynaları, işleriyle bütünleştirmiş ve aynalı ahşap figürler oluşturuyor. Bunu yaparken de aynanın hayatımızdaki rolünü uzun süre incelemiş. Sanallığın dört yanımızı sardığı bu dönemde gerçekle bağını hiç kaybetmeyen bir iş yapıyor aslında: “Sanal dünya bugün var yarın yok. Bu sanallığın içinde insanın içi boşalıyor, anlamlı bir şey arıyor insan. Bir insan gökyüzüne ya da denize bakmayı, toprağa basmayı, güzelliği görmeyi bilmiyorsa o insan bitmiş demektir.” 

Ortak bir ahşap dili

Kayın ağacından yaptığı ‘Hayat Ağacı’, zeytin ağacından ortaya çıkardığı ‘Karşılaşmalar’, meşe ağacından can verdiği ‘Rüzgâr Gülü’ figürleriyle birbirinden farklı özellikleri olan ağaçları kullanarak adeta ortak bir ‘ahşap dili’ oluşturuyor. İşlerini ortaya çıkaran ağaçlara baktığımızda oldukça geniş bir yelpazeyle karşı karşıya kalıyoruz. Meşeden kayına, zeytinden ıhlamura, kızılcıktan gürgene çeşit çeşit ağaçlar işlerinin hammaddesi. Ağaçları ciddiye alıyor ve tasarım sırasında ağacın sanatçıya sırlar vereceğini de ekliyor.
Gerçekle bağını bu denli güçlü kılan en önemli nokta, tarihle olan dirsek teması. Tomak da geçmişin geleceğe yön verdiğine inananlardan. Tarihi olaylar, mitolojik öyküler ve efsaneler eserlerinin değişmez konuları. Tarihi ‘iz bırakmak’ olarak tanımlıyor ve eserlerine konu olan hikâyeleri bazen kendisinin bulduğunu bazen de onların gelip kendisini bulduğunu belirtiyor. Eserlerinde Gaia’dan Tike’ye Spartaküs’ten Prometheus’a çeşitli mitolojik figürlere rastlamak mümkün. Mitolojiyi somutlaştırmak konusunda da oldukça kararlı ve istikrarlı.
Tomak, atölye çalışmalarıyla kendisinin de usta-çırak ilişkisiyle öğrendiği bu ahşap sanatını yeni insanlara aktarmaya çalışıyor. Karşısındakinin samimi bir şekilde bu işi sevdiğini hissederse bildiği her şeyi en ince ayrıntısına kadar öğrettiğinden bahsediyor: “Sürekli meyvesi koparılan ağaç çok daha iyi meyve verir. Verimli olan ama meyvesi koparılıp ayıklanmayan ağaçlar belki dalları yere değecek kadar meyveye sahip olurlar ama meyveleri zayıf kalır.”
1995’ten beri ahşap eserler üreten Ayhan Tomak ülkemizden çok yurtdışında tanındığını söylüyor. “İlerleme yöntemim basit. Burada fazla ilgi görmüyorum fakat buradan besleniyorum. Fark ettim ki insanlar bazı sıkıntılar yaşayıp sanat eserleri ortaya çıkarıyor ve bu eserlere başka yerlerde bu sıkıntıları yaşamayan insanlar ilgi gösteriyor. Dolayısıyla buradan beslenmeye devam edip yurtdışında da bu eserleri sunuyorum” diyor. Gabon’daki bir sempozyumdan henüz dönmüş, yeni çalışmalara odaklanmış.
Tomak’ın eserleri ‘Aşk-ı Memnu’ ve ‘Ezel’ dizilerinde de kendine yer bulmuş. Haliyle annemin ‘ikinci ahşap döneminin’ başmüsebbibi de kendisi. Eserlerinin televizyon dizilerinde yer alması nedeniyle olumlu-olumsuz birçok tepki de almış. Dizi vesilesiyle karşılaşmamış olsa bu sanattan belki haberi bile olmayacak insanlar sanatçının kapısını çalmış ve onlara bu sanatı tanıtma fırsatı bulmuş. Öte yandan da sanatını popülerleştirdiğine dair olumsuz eleştirilerle karşılaşmış: “Popülerleşmek iyi midir kötü müdür bilmem. Benim tek dikkat ettiğim, eserimin benim önümde olmasını sağlamak. Bunu yapabilirsen çok daha rahat hareket edebilirsin.”