Moby: Popun simyacısı

Moby'nin şarkılarına eşlik etmek, el çırpıp dans etmek filan mümkün değil.

Moby'nin şarkılarına eşlik etmek, el çırpıp dans etmek filan mümkün değil. Daha çok bir tür 'necefli maşrapa' durumu anlatıyor Moby'nin müziğini. Nasıl mı? TRT'nin hayatımızdaki biricik TV kanalı olduğu devirlerde yayında bir kesinti olduğunda ülkemizin dört bir yanından manzaralar (mesela Alanya Kalesi, Nemrut Dağı vs...) ve tabii pek çok başka görüntü yanında bir de meşhur necefli maşrapa fotoğrafı görülür, arka planda da bazı müzikler çalardı; zihnimize işleyen kimin nesi olduğunu bilmeden sahiplenip sevdiğimiz, 'seçilmiş' müzikler. Sosyal içerikli mesajlar için (sokağa çöp dökmeyelim): Pink Floyd'un Wish You Were Here albümünden Shine On You Crazy Diamond 1; sağlık, aşı vs ile ilgili bilgiler veren filmler için: The Dark Side Of The Moon'dan Time (kalp atış sesi var hani); ekonomik vaziyetlerle ilgili olarak yine Pink Floyd'dan Money; trafik için, misal, bir otoyol görüntüsü ağır vasıtalar birbirini yanlış solluyor: Alan Parsons Project'ten (I Robot albümünden) öylesine bir parça. Devam ediyoruz: Haberlere iki dakika kala zaman geçirmek için Mike Oldfield, mesela 70'li yıllardan Tubular Bells albümünün herhangi bir yeri...
TRT prodüktörleri bilerek ya da bilmeyerek bu parçaları başı sonu, kurgusu pek belli olmayan bu görüntülere uygun bularak onları tanımlaması zor bir başlık altında toplamış oldu, bir kategori yarattı. Dahası da var. Mesela radyodaki tek dinlenebilir müzik programı olan (80'lerin ortalarından itibaren Polis Radyosu'ndan yapılan rock yayınını saymazsak) Stüdyo FM'in jenerik müziği Children of Sanchez (C. Mangione), günümüze doğru gelirsek 32. Gün jenerik müziği War of the Worlds (Jeff Wayne). Şimdilerde ise misyonu Massive Attack üstleniyor. Kimi televizyonlarda Blue Lines ve Protection albümlerinden alıntılar duymak mümkün. Hatta kendilerini artık Bristol Sound'un trip hop böceklerinden ziyade Mozart ya da Beethoven gibi de görebiliyoruz.
İstiklal Caddesi'ndeki müzik mağazalarında Massive Attack'ın çok CD'lik hediye paketleri olarak hazırlanmış külliyatını bulabilirsiniz. Massive Külliyat...
Şimdi Moby'ye (yani Richard Melville Hall'a) dönersek, ortada bir pop fenomeni olduğu kesin. Hem de rakı içirip kusturmayan, masalara çıkarmayan, ceket kravat fora etmeden eğlendirmeyi beceren, milyonlar satan bir pop fenomeni. Moby Amerika'yı yeniden keşfetmiyor, 60'ların ve 70'lerin derin pop/rock/electronica formülünü 2000'lere uyarlıyor. İşte size sihirli formül.
Elektronik sanat müziği
Play albümünden itibaren (Moby'nin sekizinci albümü) onun yaptığı müzikler de TRT'cilerin yıllar önce keşfedip özenle bir araya topladıkları bu özel gruba hiç uzak değil. Bu tarza modern klasik müzik diyebilirsiniz, elektronik sanat müziği diyebilirsiniz, sözsüz (ya da sayıklamalı) hafif batı müziği diyebilirsiniz, ambient/dance/house bile diyebilirsiniz. 21. yüzyılın dehası mı, yoksa vasatlığın deha ve demokrasi belirtisi olarak sunulduğu devirde, kişisel yeteneklerin ve yaratıcılığın teknoloji dostu bir beyinle birleşince neler yapabildiğinin kanıtı mı? Moby için her ikisi de geçerli.
Sihirli formül meselesine dönersek Moby'nin ilk dokuz albümü alternatif muamelesi yapabileceğimiz türden sınırlı sayıda dinleyicinin ilgisini çekebilecek çalışmalar.
Satışları, en babası 100 bini aşmayan iyi niyetli girişimler. Play ise bariz bir aşama kaydediyor. Plak şirketi yine 100 bin civarı bir satış beklerken 10 milyonla karşılaşınca dudakları uçukluyor. Moby bile bu başarıyı beklemediğini özellikle geçen yıllarda o kadar çok tekrarladı ki, artık kabak tadı vermeye başladığı zamanlar oldu. İstemem yan cebime koy tavrı yaptığı ihtimali üzerinde bile duruldu. Ancak onu yakından tanıyanlar (özellikle de yakın arkadaşı, eski ev arkadaşı ressam Damien Loeb) onun Play albümüne başlamadan önce yoğun bir dinleme sürecine girdiğini söylüyor. Çıkan tüm albümler bir bir satın alınıyor, içlerindeki hit'ler cımbızla çekilir gibi alınıyor albüm çöpe gidiyor, hit'ler bir araya toplanıyor ve defalarca dinleniyor. Parçalar artık iyi, kötü, güzel çirkin diye değil de hit'ler ve olmayanlar diye ikiye ayrılıyor. Moby Play albümünü kaydettiğinde (son albümdeki gibi) 18 parça yapıyor. Hepsi hit olmak, hepsi satmak, hepsi aynı derecede başarılı olmak üzere. Moby albümlerini takip etmeyenler şimdi nasıl bir müzikten, nasıl şarkılardan söz edildiğini merak edecekler. Kesin olan şu ki bir gün bir jenerik müziği, bir reklam cingılı, fon müziği, asansör müziği olarak bile karşınıza çıkabilir hatta çıkmış olabilir. Çünkü Moby'nin müziği hayatın kendisi gibi olağan, kimi zaman tekdüze, kimi zaman sürprizlerle dolu. Uyuşturucu gibi insanı sarıp bilinç altına yerleşen ve ansızın duyulan bir sesle yıllar sonra bile hatırlanan türden. En yeni şarkısında bile tanıdık birşeylere dokunmayı başarıyor.
TRT'ye öneri
Play albümündeki Honey, Porcelain, South Side, Natural Blues, Why Does My Heart Feel So Bad gibi klasikleşmiş parçalar gibi 18'de de birbirinden garip parçalar var. Şu an klibi dönen ilk parça We Are All Made of Stars belki de en sönük olanı. I'm Not Worried At All, In This World, Great Escape, Signs of Love, One of These Mornings, Another Woman, Extreme Ways, Sunday, 18 hepsine hit gözüyle bakabiliriz şimdiden. Sinead O'Connor, Harbour'un vokallerini yapıyor ama Moby'ye, onda olmayan bir şeyi katıyor gibi durmuyor açıkçası. Sleep Alone ise TRT'nin 2000 sonrası yeni nesil belgeselleri için tavsiye ettiğim bir numaralı parça. Alıp tepe tepe her yerde gönül rahatlığıyla kullanın...
21. yüzyılın pop müziğinde bir yanında orta sınıf teenage'leri gıdıklayan Britney Spears, Enrique türevleri varsa, diğer yanda da Moby var. Her ikisi de pop, ama arada düşünce, birikim, bilgi ve tarz farkı çok açık.. 21. yüzyılın pop starı Moby, her daim tişört blucinden ibaret giyimi, sade görünümü, her yanı elektronik aletlerle kaplı mütevazı (en azından Miami'de villada değil, New York'da bir loft'da yaşıyor, hem de 10 yıldan beri) evi ile oldukça fazla şey anlatıyor, artık bazı şeylerin değiştiğini söylüyor. Anlamak ise bize düşüyor.