Moda bir gemi olsa, bize de uğrar mı?

Moda bir gemi olsa, bize de uğrar mı?
Moda bir gemi olsa, bize de uğrar mı?
Tüm hafta boyunca konuşulan ve moda dünyasının en zirve etkinliği olarak kabul edilen MET Costume Gala, New York'taki Metropolitan Sanat Müzesi'nde gerçekleşti. İlham kaynağı bu kez Çin kültürü ve zengin tarihiydi. Peki, galadaki kıyafetleriyle hep konuşulan Sarah Jessica Parker bir gün kavuk da takar mı dersiniz? 
Haber: BARIŞ ÇAKMAKÇI - baris.cakmakci@gmail.com / Arşivi

Tüm hafta boyunca konuşulan ve moda dünyasının en zirve etkinliği olarak kabul edilen MET Costume Gala, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nde gerçekleşti. Her yıl mayıs ayının ilk haftasonu müze bünyesinde gerçekleşen bu etkinlik aslında 1946 yılından beri düzenleniyor ve Kostüm Enstitüsü’nün hazırladığı yıllık serginin gala gecesi olma özelliğini taşıyor. O akşam dünyaca ünlü moda tasarımcıları, yine dünyaca ünlü yıldızları kimi zaman sezon eğilimlerine göre, ama çoğunlukla da serginin konsepti çerçevesinde hazırlıyorlar. Daha önceki yıllarda 'Great Gatsby’den Amerikan süperkahramanlarına, Punk’tan kübizme, Schiaparelli’den Charles James’e kadar pek çok farklı tema düzenlendi.
                              Sarah Jessica Parker

                              Georgia May Jagger

                              Fan Bingbing

                              Rihanna 

Bu yıl da Kostüm Enstitüsü, müzenin Asya Sanatı departmanıyla eş bir çalışma yürüttü. Bugüne dek Çin sanatını konu edinmiş batı modasının ünlü isimlerinin tasarımlarını bir sergiye dönüştürdü. China Looking Glass ismi verilen sergi, yüzyıllardır Çin’in sanatıyla dünyaya nasıl ilham verdiğini anlatan pek çok ince detayla dolu. Kostümlerden resimlere, porselenlerden çiçeklere, filmden müziğe kadar Çin imgesinin yüksek modayla buluşmasına tanıklık edilen sergi Avrupa’nın en erken dönemde Çin’le tanışmasından bugüne kadar pek çok detaylı bilgiyi de barındırıyor. Paul Poiret, Tom Ford, Jean Paul Gaultier, Ralph Lauren, John Galliano gibi moda tasarımcılarının pek çoğunun tasarımlarının yer aldığı sergileme ünitelerinde biraz nostalji biraz romantizm kokan parçalar, Çin’in estetik referanslarının ve kültürel geleneklerinin stylize birer sunumu aslında.
                              Valentino'dan.

                                  Christian Dior'dan

100’den fazla haute couture elbisenin ve avant-garde hazır giyim parçalarının yer aldığı China Looking Glass sergisinin sinematrografik sunumları aynı zamanda zengin bir kültürün Batı popüler kültürünü nasıl beslediğini de gözler önüne seriyor.
                              Tom Ford'dan

                              John Galliano'dan
                              Jean Paul Gaultier'den

Rönesans sonrası uzak kültürlere başlayan ilginin ve XVII. yüzyılda gerçekleşen Aydınlanma Çağı’nın bugünün moda dünyasında vücut bulmuş halini anlatan bu sergi oryantalist bakış açısı çerçevesinde önemli bir dönüm noktası kuşkusuz. Üstelik bugün sadece tekstilde değil, hemen her alanda dev ekonomilerden biri olarak varsayılan Çin’i anlamamız adına da önemli.

BİR HAMLE DE CHANEL'DEN
Her sezon artisanal becerilerini konuşturan ve kültürel nosyonları koleksiyonlarına taşıyan Karl Lagerfeld, Chanel 2016 Cruise Koleksiyonu’nu Kore’den ilham alarak hazırladı. 4 Mayıs’ta Seul’de gerçekleştirdiği defilede Çin ya da Japon kültüründen daha yeni bulduğunu düşündüğü K-Pop’un (Kore pop) estetik değerlerine yer vermişti. Coco Chanel’in kendisi hiç Uzakdoğu’yla temasa geçmemişti. Ama Tim Blanks’in de dediği gibi “2015 İlkbahar/Yaz defilesinde Gisele’in giydiği bu parçaları 12 farklı Uzakdoğulu konuğun üstünde Madam Coco da gorse, en az Lagerfeld kadar etkilenirdi.”
                             Gisele Bündchen

Kültürleri anlamak kadar anlatabilmek ve sürdürülebilir kılmak da önemli. Bugün zengin tarihçeye sahip Çin sanatının ve popüler Kore sokak stilinin ilham verdiği bu kamusal mesajlara bakınca ister istemez bizden neler çıkabilir sorusunu sordum kendime? Yıpranan ve yok edilen kimi estetik değerler kadar, geçmişten bugüne yeterince taşınmamış bazı kültürel kodlar olduğunu düşünüyorum.

ANLAŞILMASI GEREKEN BİR AKIM OLARAK TURQUERIE
Geçtiğimiz yıl bu zamanlar Vakko’nun Serdar Gülgün danışmanlığında imza attığı Turquerie (Türköri okunur) koleksiyonu geldi aklıma. Az önce bahsettiğim Aydınlanma Çağı içinde Avrupa’da uyanan hayranlığın bir temsili olan bu akım modadan dekorasyona, mimariden heykele kadar pek çok esere ilham kaynağı olmuş. Farklı ve dağınık kaynaklarda izlerine rastlanan bu eserler XVII. yüzyılda yaşanan Türk korkusunun ardından ortaya çıkmış bir fantazi dünyasını da barındırıyor. Seyyahların notları, 1001 Gece Masalları’nın egzotik anlatımları ve ihtişamlı eserler koleksiyon yapmaya meyilli batı elitlerinin nazarında popüler bir imaja dönüşmüştü.

Bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyo-politik ve kültürel değerlerinin DNA’sında yer alan Osmanlı’nın ilham verdiği bu sanat akımını bizler ne kadar tanıyoruz? Kapalıçarşı kuyumculuğunun ya da İSMEK’lerde verlen ebru kurslarının ötesinde bir Osmanlı sanatından bahsedebiliyor olmalıyız. Sadece dünü ya da yarını anlamak adına değil, bence en önemlisi içinde yaşadığımız bugünü anlamak adına önemli. Yeni başlayanlar için, Yapı Kredi Yayınları’ndan geçtiğimiz şubat ayında çıkan Haydn Williams’ın detaylı çalışması Turquerie kitabını şiddetle tavsiye ederim.

Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz aylarda Dağlar Kızı Heidi’nin çıplak ayaklarıyla ilgili bazı gerçekler hakkında sosyal medyada çok yazıldı, çizildi. Bu gerçekler doğrultusunda Heidi’yi yasaklamak o tarihsel gerçeklerin değişmesine sebep olmayacağı gibi, masalın çocuklara vermeye çalıştığı iyimser mesajları da ortadan kaldıracak. Bugün ihtiyacımız olan şey bu değerleri daha iyi anlamak. Kim bilir belki o gün Anna Wintour’un giydiği bir ferace ya da Stephen Jones’un kavuklardan ilham alarak Sarah Jessice Parker’a hazırladığı bir şapkayı moda dünyasının bu gala gecesinde görme fırsatı buluruz. Sanattan ve kazanımmlarından korkmamak lazım.