Moda 'eski moda' mı oluyor?

Moda 'eski moda' mı oluyor?
Moda 'eski moda' mı oluyor?
Geleceğin moda ve tasarım eğilimlerini belirleyen Hollandalı trend uzmanı Lidewij Edelkoort, geçtiğimiz haftalarda bir manifesto yayınladı. Modanın artık neden 'eski moda' kaldığına dair önemli ve üzerine düşünülmesi gereken saptamalarda bulunuyordu. Bu manifesto satış ve ihracat hedefi olan Türk modası için yeni bir çıkış kapısı olabilecek nitelikte...
Haber: BARIŞ ÇAKMAKÇI - baris.cakmakci@gmail.com / Arşivi

Yazdığı manifestoda üretimden tasarıma, pazarlamadan sunuma, materyalden perakendeye, basından reklama kadar 10 farklı başlığa değinen trend uzmanı Lidewij Edelkoort (alttaki fotoğraf), her işin başında olduğu gibi eğitimle giriyor konuya. Bugün akademilerin, enstitülerin ve üniversitelerin öğrencilerini sadece podyum tasarımcısı bireysel star’lar olmaya ve lüks markalar tarafından keşfedilmeye yönlendirdiğini belirten Edelkoort’a göre moda dünyasında bireyselliği kutsamak halen popüler. Fakat dans, sanat, mimarlık ve tasarım gibi diğer kreatif disiplinler bir aradalığı ve müşterek çalışmayı destekleyen bir eğitim sistemine geçti. Moda, bu çok kulvarlı maratonun arka sıralarında koşmakta.
Moda eğitiminin lüks pazarının açgözlülüğünü ve sadece güncel ihtiyaçlarını körükleyecek bir müfredatı desteklediğini ifade eden Edelkoort, küçük birer Karl (Lagerfeld) olmanın peşinde koşan öğrencilerin konsept yaklaşımlarını, koleksiyon detaylarını ve silüet oluşturmanın önemini bilmeden yetiştiğinin altını çiziyor. Her biri tasarımın yanı sıra fotoğraf çeken, film yapan, logo tasarlayan çok yönlü bir ‘diva’ olmanın peşinde. Esas düşündüren nokta ise yeni nesil tasarımcıların bir zamanlar modanın ne anlama geldiğinden bihaber olmaları.

DÖNEMSEL VİZYON FARKI
“Moda tarihindeki önemli isimlere bakarsanız tutumu ve postürü yenilemiş, silüetleri değiştirerek kadınların hareket kabiliyetlerini yeniden yorumlamışlar. Paul Poiret, Cristobal Balenciaga, Madeleine Vionnet, Coco Chanel, Pierre Cardin, Romeo Gigli, Azzedine Alaïa, André Courrèges, Yves Saint Laurent, Thierry Mugler ve Rei Kawakubo gibi tasarımcılar kadının dış görünümüyle ilgili devrimsel bir vizyon yarattılar. Bugün ise piyasaya 80 kuşağında doğan tasarımcılar hakim ve tek bildikleri şey bir vintage, yani kaba tabirle ‘yapılmış olanı’ yeniden keşfetme kültürü” diye ekliyor.

Köhneleştiğini ileri sürdüğü bu moda düzeni içinde Edelkoort’un çıkış noktası tüketici. “Artık kendisi için en doğruyu seçebilen ve gardırobunu tasarlayan yeni bir müşteri var. Kendi aralarında kıyafetlerini paylaşıyorlar, ödünç veriyorlar, dönüştürüyorlar ve dahası aradıklarını sokaktan buluyorlar. Aile yadigarı takılarını geçen yıldan kalan eprimiş tişörtlerinin üzerine takacak kadar özgür ruhlular. Kulaktaki sayısız küpeleri, hızmaları, vücudu kaplayan dövmeleri, örülmüş saçları, yürüyüşleri ve danslarıyla sadece gusto değil, karakterlerini de ortaya koyuyorlar. Artık giyinmek bu eğlencenin bir parçası” diyor Edelkoort ve ekliyor: “Bugünün moda antropolojisine bakacak olursak, Silikon Vadisi’ndeki yeni milyarderler ve CEO’lar klas takım elbiseler yerine, sadece bir şort ve terlikle ortalıkta geziyor. (Bkz. Mark Zuckerberg, Dick Costolo, Evan Spiegel)”

ROLLER DEĞİŞİYOR
Modanın son yirmi yılda belli bir tüketici kitlesini kaybettiği açık. Yeri de pek doldurulacakmış gibi gözükmüyor. Bu yüzden koleksiyonlar değil, kıyafetler oyunun yeni ismi olmaya başladı. Edelkoort’a gore geleceğin trendlerini belirleyen de bu kıyafetler olacak. Tüketiciyi dinlemek ve pazarın ihtiyaçlarını anlamak da en az trendlere yön vermek kadar önemli olacak. Bunu söylerken, bir trend öngörücüsü olarak çuvaldızı kendine batırmayı da ihmal etmiyor elbette. 

BİZDE DURUM NE?
Bu noktada geçtiğimiz haftalarda Mercedes-Benz Fashion Week İstanbul sırasında 35 tasarımcı ve 10 markanın yer aldığı The Core showroom’unu yeniden hatırlamak istiyorum. Sektör oyuncularıyla yaptığım konuşmalardan öğrenebildiğim kadarıyla, Türk modası bugüne kadar en verimli sezonlarından birini geçirdi. Bir önceki sezona oranla yedi, sekiz katı daha fazla sipariş alındığı da edindiğim bilgiler arasında. Daha önce de yazmıştım, tasarımcılarımızın birkaçı yurtdışı fuarlarından bile daha fazla satış gerçekleştirdi. Her ne kadar bir bölümü hazır giyim sektörüyle yakın temasta çalışmalarını yürütse de hazır giyim birikimi olmadan ilerlemeye çalışanların da eksikleri açıkça ortaya çıkıyordu. Kimi standlar sadece podyuma çıkmak üzere tasarlanmış ve şov parçalarına yüklenilmiş koleksiyonlarla doluydu. Kimi askılarda satınalmacılara sunmak üzere, koleksiyonun devamı olabilecek nitelikte satımlık parçalar ve fiyat çizelgeleri olmaması da gözlerden kaçmıyordu.

Günün sonunda Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Azerbaycan, Kazakistan, Gürcistan, Kuveyt, Lübnan, Rusya, Mısır, Suudi Arabistan ve Özbekistan’dan gelen satınalmacıların ağırlıklı olduğu bir pazarın oyuncusuyuz. Fakat siparişlere bakılacak olursa, bu pazarın ihtiyaçlarının eskisi gibi muhafazakâr tasarımlar olmadığı da ortada. Kimi tasarımcılar dökümlü, hatları kapatan parçalardan daha fazla sipariş almaya devam etse de modern çizgilere de oldukça iş çıkmaya başladı. Bazı tasarımcılar ise global çapta aldıkları siparişler sayesinde iç pazardaki üretim hacmini de geliştirebiliyor. 25-30 bin Euro’luk satışlarına yurtiçinden de 5.000 Euro’luk satışı ekleyebilme potansiyeli taşımaya başladılar.

Tüm bu gelişmeleri doğru değerlendirmek için Edelkoort’un mesajlarını iyi okumak gerekiyor. Global oyuncu olmak için sadece pazarın önümüze koyduğu kurallara ihtiyacımız yok. Bu topraklardan yeni bir Prada ya da Lagerfeld çıkmasına gerek de yok belki. Her fırsatta övündüğümüz genç jenerasyonu daha doğru yönlendirme ile kendi pazarını yaratan modaevlerine, ihracat yapan markalara ve kolektif çalışmanın olgunluğuna erişmiş bireylere dönüştürebiliriz. Daha demokratik bir moda her zaman mümkün.