Modanın lekeli tarihi

Modanın lekeli tarihi
Modanın lekeli tarihi

John Galliano nun Dior için yarattığı son koleksiyon her şeye rağmen, Anna Wintour gibi moda otoritelerinden tam not aldı.

Antisemitist olduğu ortaya çıkan John Galliano, markanın ruhunu temsil etmediği için kovuldu. Ancak arşivlere bakıldığında moda devlerinin vicdanının düşünüldüğü kadar temiz olmadığı görülüyor
Haber: ASLI BARIŞ - asli.baris@radikal.com.tr / Arşivi

Çok değil, sadece iki hafta önce John Galliano verdiği röportajda 4 Mart’ta Paris’te sergilenecek yeni koleksiyonu için hazırlıkları tamamlamaya çalıştığını söyleyerek “Dior’un özünü yansıtan tasarımlarla podyumda olacak, markanın ruhunu yakalayacağım” diyordu. Ancak 25 Şubat 2011’de modacının bir çifte antisemitist hakaretler yağdırdığı gerekçesiyle mahkemeye verilmesiyle, Dior yöneticileri ruhlarının Galliano’yla ne kadar örtüştüğünü sorgulayarak tasarımcıyı uzaklaştırma kararı aldı. Dört gün sonra İngiliz modacının Adolf Hitler’e olan hayranlığını tescil eden bir videonun yayımlanmasıyla Galliano’nun Dior’la ilişiği tamamen kesildi. Defilede konuşma yapan Dior Couture CEO’su Sidney Toledano “Böylesine utanç verici düşüncelere sahip bir tasarımcıyla markamızın anılmasını asla istemiyoruz. Dior’un özünde insani değerler yattığını unutmayalım.”
Bu skandalı en az hasarla geride bırakmak isteyen Dior yöneticilerinin üzüntüsü kuşkusuz samimi; ancak markanın geçmişine bakıldığında ruhunun iddia edildiği kadar ‘insani ve saf’ olmadığı sonucu ortaya çıkıyor. Sadece Dior değil, birçok moda devi, markalarının ekonomik anlamda yaşamını sürdürmesi için Hitler döneminde Nazilerle işbirliğine gitti. 

Christian Dior Yeğeni Führer’in hayranıydı
Gelmiş geçmiş en büyük modaevlerinden birine adını veren Christian Dior, 1946’da markasını kurmadan önce, Paris’te küçük ölçekli bir dikim atölyesinin sahibiydi. Markalaşmak için nüfuzlu müşterilere ihtiyaç duyan Dior, 1942-45 yılları arasında Nazi subaylarının eşleri için tasarımlar yapmaya başladı. Kısa sürede geniş bir çevre edinen tasarımcı, savaş yıllarındaki ekonomik güçlüklere rağmen marka kurabilecek maddi güce erişti. Dior’un yeğeni Françoise da bir Nazi sempatizanıydı. Hatta Hitler’e ve ‘nasyonal sosyalizm’e olan hayranlığını, Fransız Televizyonu’na verdiği bir röportajla tescil ettirdi. 2 Kasım 1963’te gerçekleştirilen kayıtta, Françoise, müstakbel eşi İngiliz nasyonal sosyalist Colin Jordan ile birlikte Hitler’e olan hayranlığını anlatıyor. Gamalı haçlı kolye takan Françoise Dior, çocuklarını ‘nasyonal sosyalist’ ilkeler temelinde yetiştirmek istediğini söylüyor. İdealimdeki kahraman Führer” diyen Françoise Dior, nikahının da nasyonal sosyalist geleneklere uygun kıyılacağını belirtiyor : “Önce eşim ve benim parmaklarımızdan kan alınacak. Ardından bu kan karıştırılıp, ‘Kavgam’ kitabının bir sayfasının üzerine akıtılacak.” 

Coco Chanel Nazi subayıyla aşk yaşadı
Fransa’nın Almanya’ya savaş ilan ettiği 1939 yılında Coco Chanel birçok modacı gibi atölyesinin kepenklerini indirerek, tasarım yapmaya ara verdi. Bir yıllığına Paris’i terk etti. Ancak bir çapkın bir Nazi subayından aldığı teklif üzerine ülkesine dönerek, Ritz Hotel’deki odasında yeniden yerleşti. Moda efsanesine kol kanat geren isim ise Hans Gunter von Dincklage adlı bir Nazi subayıydı. Kendisinden 13 yaş büyük olan Dincklage ile birlikte olup, SS subaylarıyla da yakın ilişki kuran tasarımcı, savaş yılları sona erince, ülkesindeki vatanseverlerden büyük tepkiler aldı. Nazilerle ilişkisinin sorgulanmaması için İsviçre’ye kaçan ve 15 yılı ülkede geçiren Chanel, Fransa’ya ancak 1954 yılında dönebildi. 

Louis Vuitton Vichy hükümetine tam destek
Stephanie Bonvicini’nin yazdığı ‘Louis Vuitton, A French Saga’ adlı 2004 basımı kitap, markanın Nazilerle olmasa bile, o dönemde kukla olarak kullandıkları Vichy hükümetiyle olan yakın ilişkisini anlatıyor. Vuitton’un torunları Henry ve Gaston’ın markalarının kapanmaması için hükümetin lideri Henri Philippe Pétain’i tasvir eden 2 bin 500 büst hediye ettikleri iddia ediliyor. 1930-1945 yılları arasındaki tüm bilgilerin, arşivlerde çıkan bir yangında yok olduğunu söyleyen Louis Vuitton yöneticileri bu iddiayı yalanlamamakla birlikte, teyit de edilmiyor. Bir başka iddiaya göre İkinci Dünya Savaşı sırasında Louis Vuitton’un Paris’te açık kalan tek lüks tüketim markası olarak kalması da Vichy hükümetiyle olan yakınlığıyla ilgili. 

Hugo Boss SS Üniformalarını tasarladı
Belki de Nazilerle içli dışlı ilişkisini saklama gereği duymayan tek modaevi Hugo Boss. Markasını 1924 yılında kurtan Hugo Boss, sekiz yıl sonra iflas etti. Ancak 1931 yılında Nazi partisine katılınca, kendisine altı dikiş makinesi ve personel hediye edildi. Nazilerin üniformalarını tasarlayan, ilk önce SA, daha sonra da SS’ler için üretim yapan Hugo Boss, partinin de aktif bir üyesiydi. Seri üretime geçişte iş gücü sorunu yaşayan tasarımcının imdadına Naziler yetişti; Fransa ve Polonya’daki fabrikalarında 150 Yahudi işçi ‘köle’ olarak çalıştırıldı. 1946’da yargılanan Boss, Nazilerle ilişkisi yüzünden 100 bin Alman Markı tazminat ödemeye mahkum edildi ve oy verme hakkı alındı. 1997’de New York Times gazetesine demeç veren Hugo Boss’un oğlu Siegfried “Babam Nazi partisinin üyesiydi. O dönemde kim değildi ki? Herkes Naziler için çalışıyordu” dedi. Seigfried Boss, Siemens, Volkswagen gibi markaların da SS’ler için üretim yaptığını söyleyerek, durumun antisemitizmle değil, güç dengeleriyle ilintili olduğuna dikkat çekti.

Galliano’nun kariyeri ZORDA

Provokatif olmak uğruna
Ümit Ünal

Danışmanlık verdiğim firmalara başarı örnekleri verirken örnek marka olarak Dior’u gösteririm. Bir markayla iş ilişkisine girdiğinizde, farklı bir tavır takınmanız gerekir. Tasarımcı markaya artı bir değer kazandırmalı, ona zarar vermemeli. Nasıl galeriler sanatçılarına sahip çıkarlarsa, modaevleri de tasarımcılarıyla öyle özdeşleşirler. Galliano her zaman provokatif yanı olan bir stilistti, ama Hed Slimane gibi dört dörtlük bir tasarımcı değildi. Moda serüveninin henüz bittiğine inanmıyorum; kendi markasıyla Vivienne Westwood gibi ilerleyebilir. Ama eski ihtişamını yakalayamaz. Tüm bu durumda Galliano’ya değil, Dior’a üzüldüm.

Bu olay asla unutulmaz
Cengiz Abazoğlu

Paris Moda Haftası için Fransa’daydım. Şöyle söyleyebilirim ki Galliano ismi manşetlerden düşmüyor. Çok üzüzcü bir durum ama ona yapılan davranışının son derece yerinde olduğunu düşünüyorum. Modanın dini, rengi olmaz. Ayrıca ortada soykırım gibi insanlığa kara leke vurmuş bir olay varken, bu açıklamalar ne alttan alınabilir, ne de alay konusu olarak geçiştirilebilir. Hangi devirde yaşıyoruz, yeteneği ne olursa olsun, bu kafa yapısında olması açıklanabilir gibi değil. Kariyeri için büyük bir hasar, bu olay asla unutulmaz. Kendi markasını bile sürdürebilir mi, bilemiyorum ve zannetmiyorum.

Şişede durduğu gibi durmuyor
Özgür Masur

Bu denli büyük bir yeteneğin ağzından bu kadar talihsiz bir açıklama gelmesi akıl alır gibi değil. Görüyoruz ki, alkol şişede durduğu gibi durmuyor. Bari bir özür dileseydi, onu bile yapmadı. Basın bülteni gibi bir şey bile göndermedi. Bu durum hareketlerinin arkasında olduğunu bir kez daha gösteriyor. Kariyerine tamir edilmez zararlar verdi. Irkçı bir tavır sergilediği için bundan sonra hiçbir modaevinde iş yapması da mümkün değil, kimse ona finansal destek vermek istemez. Sadece Natalie Portman gibi ünlüler değil, benim çevremdeki insanlar bile ona bu denli öfkeliyken, yeniden iş yapacağını düşünmek mantıklı bir düşünce olmaz.

Markanın ruhunu lekeledi
Gamze Saraçoğlu

Modacı sadece yeteneğiyle değil, dünya görüşüyle de değerlendirilir. Biz tasarımcılar sadece yeteneğimizle değil, hayata bakış açımız, temsil ettiklerimizle de değerlendiriliriz. Ne kadar yaratıcı olursa olsun, böylesine canice düşünceleri sarf eden bir tasarımcının Dior gibi önemli bir modaevinde barınması mümkün olamazdı. Galliano, her şeyden önce temsil ettiği kuruma büyük zarar verdi. Dior’un toparlanması oldukça güç. Bazı yerlerde Galliano’nun Yahudi eski sevgilisini hâlâ unutmadığı için bu sözleri sarf ettiği yazıyor, ama ne denli doğru bir haber, bilemiyorum.

Dior cesur davrandı
Elif Cığızoğlu

Dior çok cesurca bir tutum sergileyerek, böylesine bir yeteneği geride bırakmak pahasına savunduğu değerlere sahip çıktı. Galliano belki moda dünyasının yetiştirdiği en büyük dehalardan biri ama, bir markanın da ifade ettiği bir düşünce yapısı var. Dünyanın gelmiş geçmiş en yetenekli tasarımcılarından biri, nasıl böyle düşünceleri savunuyor, anlaşılır gibi değil. John Galliano artık kendi markasıyla ilerleyebilir, zaten Dior gibi zirvede olan bir modaevinden daha üstün bir yere gidebilecek hali yok. Kendi modaevi için çalışabilir, ama bir tasarımcı olarak artık ilerleyemez.