Molière'in zamansız kahramanları

Molière'in zamansız kahramanları
Molière'in zamansız kahramanları
Éric-Emmanuel Schmitt'in 'Fazla Kolay Bir Adam mı?' oyunu Paris'te sahneleniyor. Molière'in 'Misanthrope'una göndermelerle dolu oyun seyirciye hayatı üzerine düşünme fırsatı sunuyor.
Haber: TİLDA TEZMAN / Arşivi

Sanat, Cinayet Bulvarı, Misafir, Evlilikte Ufak Tefek Cinayetler, Acımasız Tanrı, Haylaz gibi piyeslerle her zaman zirvede olan, Éric-Emmanuel Schmitt’in yazdığı son oyun ‘Fazla Kolay Bir Adam mı?’, Paris’te Gaité Montparnasse Tiyatrosu’nda sahnelenmeye başladı. Schmitt’in kaleme aldığı ’Anne Frank’ın Hatıra Defteri’ ise birkaç aydan beri aynı sokakta bulunan Rive Gauche Tiyatrosu’nda kapalı gişe oynanmaya devam ediyor.
Schmitt, ‘Fazla Kolay Bir Adam mı?’ piyesinde, Molière’in başyapıtlarından biri olan ‘İnsandan Kaçan’ (Adamcıl) (Misanthrope) oyunundaki başkahraman Alceste’i ana karakter olarak kurgulamış. Öyle ki çok ünlü ve çok sevilen bir aktör olan Alex (Roland Giraud), Molière’in ‘İnsandan Kaçan’ piyesindeki Alceste’i oynamak üzere kuliste hazırlık yapmaktadır.

‘İnsandan kaçan’ karakter
O gece, oyunun prömiyeri yapılacaktır; Alex’in heyecanı doruktadır; sahneye çıkmaya dakikalar kala aynanın karşısında makyajını yapmaktadır. Kostümünü giydiren sadık yardımcısı Doris, kulisten kulise koşuşturmaktadır. Bir yandan Alex’in kızı Joséphine, bir yandan oyundaki kadın partneri Célimène, bir yandan da yazdığı
modern senaryoyu Alex’in okuması için ısrar eden idealist tiyatrocu genç Odon kulise girip girip çıkarlar. Alex, büyük bir sabırla her birinin nabzına göre şerbet vermeye gayret eder. Kızının talep ettiği parayı çıkarıp verir. Senaristin yazdığı teksti okumaya söz verir. Kostümünü giydiren ve besbelli Alex’e sırılsıklam âşık yardımcısına şakalar yapıp onu pohpohlamayı ihmal etmez. Odasına yarı çıplak giren güzel partnerine kur yapmaktan da geri kalmaz. Ama birdenbire, kulisteki aynalardan Molière’in gerçek Alceste’i Alex’e görünür ve ona Molière’in ‘İnsandan Kaçan’ karakterini oynamaya uygun olmadığını ısrarla söylemeye başlar. Kendisine bu kadar zıt karakterde bir insanın kendi karakterini canlandırmasına şiddetle karşıdır. Molière’in Misanthrope’u, Alex’e Alceste karakterini oynamasını adeta yasaklar. Çünkü Alex bu karaktere hiç uygun değil: Alex fazla iyi niyetli, sevecen, hoşgörülü ve gerçek Alceste’e tamamen zıt. Bu rolü oynarsa yuhalanacağını ve rezil olacağını söyler.

Hayal ve gerçek iç içe
Hayali ve gerçek karakterler büyük bir doğallık ve fesatla iç içe geçmeye başlar. Birbirine zıt iki karakterin hiciv dolu ikilemi güzel bir komediye dönüşür. Alex’in ilk şaşkınlığı geçtikten sonra, dünyayı değiştirmek isteyenle dünyayı olduğu gibi kabul eden arasında ilginç bir tartışma başlar. Dinamik, orijinal, zeki bir diyalog… Bir yandan hiddetli, kızgın, insan toplumunu aşağılayan, sert mizaçlı idealist; öbür yandan her daim anlayışlı, bağışlayan, çapkın, haylaz ve olaylara gülüp geçen Alex…
Acaba ikisinden hangisi ele avuca sığmayan Célimène’i tavlamayı başarabilecek? Alex, Alceste’in tam tersine, hayattan keyif alan, her anını dolu dolu yaşamak isteyen, güzel kızlara kur yapan ama ciddi ilişkilerden kaçan, günü gününe yaşayan ve insani hataları olgunlukla kabullenen biri. Molière’in Alceste’i edebi bir üslupla, şairane mısralarla konuşmakta ve 17. yüzyılda yaşamaya devam eden bir Alceste. Schmitt’in nüktesi zarif bir incelikle süslenmiş. Referanslarla bezeli tekst, Molière’in piyesini zekice ziyaret ediyor. Schmitt’in tiyatroya olan sevdasını hissetmemek imkânsız. Aktörün oyunculuğu, heyecanı ve sahne korkusu, seyirciyle olan ilişkisi ve eserin kalitesi… Schmitt, türleri, hayali, komediyi ve trajediyi çok hoş harmanlamış. Bu piyes tiyatroya bir reverans ve oyunculara bir saygı duruşu adeta.
Ayna oyunları, aynadan kulise girip çıkan Alceste, Alex’in dışında kimsenin göremediği Alceste hayaleti, zekâ oyunları, komedi oyunları, özellikle Célimène karakteriyle oyunun ritminin yükselmesi, seyirciyi heyecanlı ve dikkatli tutuyor. Parlak, akıllı bir oyun ve sanıldığının aksine yalnızca entelektüellere hitap etmeyen, tersine halk işi bir oyun; verilen bütün mesajlara, bilinçli olarak nükte eklenmiş. Tabii ki insan ruhu üstüne derin fikirler de söylenmiyor değil! Hafif, hassas bir üslupla yazılmış bir komedi modeli…

Seyircinin payına düşen...
Oyunda, iki karakterin karşılıklı diyalogları akarken, seyirci de kendi hayatını düşünüyor. Olaylar karşısındaki tavrını, insanlarla ilişkilerini ve güncel hayatında ahlak kurallarına ne kadar riayet ettiğini ve hayattan isteyerek uzaklaştığında, her şeyi ve herkesi yargılayıp eleştirmenin ne kadar kolay olduğunu.
Molière’in ‘Misanthrope’u hiç bu kadar moda olmamıştı. Paris’te, bir yandan tiyatroda bu piyes oynarken, diğer yandan sinemalarda ‘Bisiklete Binen Alceste’ filmi ve başrolünde Fabrice Luchini var.
Nitekim ‘Misanthrope’ zamansız. Bu insanlardan nefret eden adam aynı zamanda insansız yaşayamıyor; hem kaçmaya çalışıyor hem de yalnız yapamıyor.