Müşterek solo

Müşterek solo
Müşterek solo
Gidon Kremer ile Martha Argerich müziği dostluk gibi hissettirmeyi nasıl başardı?
Haber: CHRISTA PFAFFEROTT / Arşivi

Bir keman, bir piyano ve iki dost. Lütfi Kırdar Anadolu Auditorium’da kemanda Gidon Kremer ve piyanonun başında Martha Argerich’in olduğu bir akşam. Onlara dost demenin kişisel ilişkileriyle bir alakası yok, çünkü iki gün sonra Barselona ve Madrid’de sahne alacak bu ikili, dünyanın hemen her yerindeki konser salonlarında beraber çalıyor.

Bu, beraber çalan ama gerçekten beraber çalan iki virtüoz müzisyeni dinlediğiniz gecenin hissettirdiği bir duygu sadece. Gerçek dostlukta olması gerektiği gibi birbirlerinin müzikal tavırlarına saygı duyan, özgür bırakan ve destekleyen iki müzisyen onlar. Alın yazılarında solo enstrümanlar yazan piyano ve keman bir araya geldiklerinde, hemen her zaman , birinin diğerine baskın olduğu küçük bir hiyerarşi devreye girer. Ancak bu müzisyenler, neredeyse her bir nota ve yorumda etkileşim içinde iki solo olarak, tek bir konserde aslında iki paralel solo konser veriyor.

Gece boyunca iki Weinberg ve Beethoven sonatının her birinde bir hikâye anlatan ve ayakta alkışlandıktan sonra geceyi Beethoven’dan bir parça daha ve ateşli bir Astor Piazzola yorumuyla bitiren, birbirlerini dinleyen ve birbirleriyle konuşan iki enstrümandan bahsediyoruz. 66 yaşında Almanya Yahudisi kökenli bir Letonyalı olan Gidon Kremer, tıpkı Martha Argerich gibi kültürler ve ifadeler arasında dolaşarak, ABD , Avrupa ve yine her zaman Rusya’da deneyim kazanmış, Astor Piazzola’nın karmaşık tango müziğini yorumlama üzerinde yoğunlaşmış. 

Bu gece özellikle düşük seslere dokunduğunda yarattığı içli ifadelerle dikkat çeken 72 yaşındaki Arjantinli Martha Argerich ise gençliğinde ailesiyle Avrupa’ya göç etmiş. Solo çalışmalarıyla çok önemli ödüller kazanmasına rağmen yıllarca daha çok diğer ünlü müzisyenlerle beraber oda müziğine odaklanmış. Kızı Stéphanie’nin annesi hakkında çektiği ve birkaç ay önce gösterime giren belgeselde Argerich’in söylediği en önemli cümle şu: “Bilmiyorum, bunu açıklayamam.” Belgeseli izledikten sonra şu metaforu rahatlıkla kullanabiliriz: Argerich kelimelerle açıklayamadığını müzikle açıklayabilir. Ancak Argerich’in işlerinde son derece ilgi uyandıran şey, sahnede bu anlatacaklarını bir anda ortaya dökmemesi. O ve Kremer, yumuşak, kendilerini vererek ve özgüvenleriyle sadece çalıyorlar. Müziği kendi akıllarına gelen hikâyeleri, dinleyicilerin kendi yorumlarını katabilecekleri boş alanlar bırakan bir tarzda yorumluyorlar. Evet, Mieczyslaw Weinberg ve Ludwig van Beethoven çalarken bu biraz zorlayıcı olabilir. Zaten bu iki bestecinin birbirlerini izleyen sırada bir karışımını program listesinde okumak, başta biraz didaktik bir dramaturgi etkisi yarattı. Ancak bu türden bir etkinin tamamı olmasa da çoğu, konser sırasında yok oldu. Parçalar teknik ve yorumlama kapasitesi anlamında geniş bir çeşitlilik sergilese de, Kremer ve Argerich, daha azın daha çok anlamına geldiği ve bazen hikâyelerin çok derin noktalarının keşfedilmesine ihtiyaç duyulan bir seviyeye ulaştı.

Konser, 2. Dünya Savaşı’nda ailesini kaybetmesinin yarattığı travmayı eserleriyle tedavi eden Polonyalı asıllı Rus besteci Weinberg’in op53 5 No’lu sonanatıyla başladı. Eser, daha ilk notalarında bile duygularla dolu geniş bir oda açıyor. Buna Beethoven ile karşılık vermelerinin, geceye bir tür rahatlama ve evet, biraz da ekstra virtüozite getirdiğini söyleyebiliriz. Ama aradan sonra Gidon Kremer sahneye yalnız çıktı ve yeniden Weinberg çaldı. Piyano sessizdi ama zihinde gürültülüydü. Kremer’in etkileyici performansı sebebiyle, tıpkı kendisinin yazın bir Alman gazetesine verdiği mülakatta ‘Weinberg’in şu sıra düşüncelerini epey meşgul ettiğini’ söylemesindeki gibi, bir süre sonra Argerich ve piyanosunu unutuyorsunuz. Kremer’in solosunun başka bir şeye ihtiyacı yok. 

Nihayet Argerich sahneye döndüğünde ve beraber tekrar Beethoven -op.30, 8 No’lu sol majör keman sonatını- çaldıklarında da, bir dengesizlik izlenimi ediniyorsunuz, sanki Argerich sadece büyük solo sanatçısı Kremer’i destekliyor gibi. Bir an geliyor, hikâye anlatıcılığı hissedilerek değil, daha kurallı şekilde inşa ediliyor, dostlukta bir taraf biraz daha ağır basıyor. Sonra ortak hikâyelerini, sohbetlerini yeniden buluyorlar. Konseri, yine dost olarak, karakterlerinden ödün vermeden niteliklerini birleştiren iki solo dost olarak bitiriyorlar.