Müzelik bilim!

Müzelik bilim!
Müzelik bilim!

Londra Bilim Müzesi üç boyutlu görsel tekniklerle CERN'i ziyaretçilerin ayağına getirdi.

Londra Bilim Müzesi CERN deneyini Londralıların ayağına getirdi. Bu 'Tanrı parçacığı' keşfinin çoğunluk tarafından anlaşılması yolunda önemli bir adım. Peki bizim bilim müzelerimiz ne durumda?
Haber: CAN GÜRSES - @canitti / Arşivi

CERN insanlığın bilim ve medeniyette geldiği son noktayı temsil ediyor. Belki İstanbul değil ama Londra bunun farkında...
Tarih 12 Kasım 2013, yer Londra Bilim Müzesi; muhtemelen insanlık tarihinin en önemli deneyinin yapıldığı yer olan, ‘Tanrı Parçacığı’nın keşfedildiği CERN ziyaretçilerin ayaklarına getirilir.
Nasıl mı?
Bilim Müzesi’nin kendisinden kat be kat büyük olan CERN’deki parçacık hızlandırıcının bazı önemli kısımlarının minyatürleri bire bir yapılıp geriye kalan kısımlar ve deneyin kendisi için tamamen üç boyutlu görsel tekniklerden yararlanılarak açıkçası gerçek bir mucize yaratılmış... Ancak işin en önemli kısmı tüm bu aktivitenin 12 ve 13 Kasım günlerinde hem deneysel hem de teorik fiziğin ulaştığı ve insanlığın doğayı anlama noktasında ulaştığı konumu kutlamak amacıyla yapılıyor olması.
Aslında CERN deneyi bir anlamda insanlık tarihinin en büyük başarılarından biri... Yakın tarihte bu kadar çok ülkenin her tür ekonomik krize rağmen aynı amaç için bir arada çalışıp kaynak ayırdığı bir başka uzun soluklu girişimi hatırlamak oldukça güç. İşte bu yüzden oldukça sembolik bir öneme sahip; CERN insanlığın bilim ve medeniyette geldiği son noktayı temsil ediyor.

Hayatın matematiği
Londra Bilim Müzesi’nde bu kapsamda davet edilen Stephen Hawking ‘Tanrı Parçacığı’na ismini veren Peter Higgs ve ünlü Sicim Kuramcısı Nema Arkani Hamed gibi bilim adamlarının yaptığı konuşmalarda üstünde ısrarla durduğu bir başka nokta da temel bilimlerle gerçek yaşam arasındaki bağı kuran dilin matematik olduğu yönünde.
Matematik resimden müziğe, ekonomiden spora her alanda ortak dilimiz aslında. Ve matematiğin en temel prensiplerinden biri basit olarak der ki:
Elimizde bir çok parametreye dayalı bir yapı varsa bu yapıyı tek parametre üzerinden optimize etmeye kalkarsak sadece ‘yerel’ bir sonuç, dayandığı tüm parametrelere göre optimize edersek ‘global’ bir sonuç elde ederiz.
Hayat da aynen böyle işlemez mi aslında?
Bir çok parametreye dayanır: İş , aşk, aile, para vb... Bu parametrelerden sadece biri üzerinden gidersek sadece ‘yerel’ bir mutluluk elde eder; ancak hepsini düşünüp hareket ettiğimizde ‘global’ mutluluğu yakalayabiliriz.
İşin özeti, ülkeler de iç-dış politikadaki olaylar ve sürekli değişen gündemler bir tarafa; başarı ve refahı, bilime verdikleri önem derecesinde yakalarlar.
Bilimsel keşif, makale sayısı, inovasyon vb. kavramların en önemli gelişmişlik endekslerinden olması bu yüzden tesadüf değildir. Tam da bu noktada geçen yıl CERN’e tam üyelik başvurumuzu geri çekmemiz ve bu yıl İsrail’in tam üyelik sürecine girmesi ayrı bir anlam kazanıyor.

Bizim müzelerimiz nerede?
Peki diyeceksiniz bizim Türkiye ’de son gelişmeleri takip edeceğimiz, Londra Bilim Müzesi’ne benzer büyüklükte bir bilim müzemiz var mı? Aslında var, 3500 metrekarelik alanıyla İstanbul’daki en büyük bilim müzesi... İsmi de İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi. Prof. Dr. Fuat Sezgin’in on yıllara dayanan müthiş çalışması sonucu ortaya çıkmış muhteşem bir koleksiyon. Ancak doğal olarak en güncel eser 16. yüzyıla ait! 

Temelde sorun bu değil aslında. Asıl problem bu varken bir taraftan da güncel bilimsel gelişmelerin takip edilip izlenebileceği bir tek bilim müzesi/merkezi olmaması. Bir tarafta yüzünü bilime ve geleceğe dönen, gençlerini insanlığın bilim ve medeniyette geldiği son nokta ile tanıştıran Londra. Diğer tarafta yüzünü bilime çeviren, döndüğünde de sadece geçmişteki başarıya dönen İstanbul. Anlaşılan ülke biliminin kendisi müzelik olmadan bize gerçek bir bilim müzesi şart!