Müziğin Orhan Pamuk'uyum

Mazhar Alanson, yanında menajeri Biricik Suden, prodüktörü Ufuk Demiroğlu ve yardımcılarıyla geldi.
Haber: MEHMET TEZ / Arşivi

Mazhar Alanson, yanında menajeri Biricik Suden, prodüktörü Ufuk Demiroğlu ve yardımcılarıyla geldi. Ben çocukluktan beri kendilerine hayran olduğum için elim ayağım titredi. Soru filan sormadan her şeyi berbat ettim. "Ben sizin hayranınızım, çok heyecanlandım," dedim. "Saçmalama," dedi. Cebinden bir albüm çıkardı imzaladı. Sonra cappuccino'sunu söyledi. Teybi açtım, titrek bir sesle sorularıma başladım. Önce 'siz'li, sonra 'sen'li muhabbetimizin dökümüdür.
Türkiye'den umutlu musunuz?
Benim hâlâ umudum var...
Gerçekten var mı?
İsyan etsem de istediğim kadar...
Siyasi görüşünüz nedir?
Siyaset yalancılık sanatı...
Bu kadar mı?
Tabii bu kadar, başka ne olacak?
Hiç söylediğiniz bir şeyden, yazdığınız bir şarkıdan başınızın derde girdiği oldu mu?
Bu laftan sonra girer. Ama avukatlarım var. Ah bir kez oldu. Agannaga'da pis Çingene mi ne demişiz. Çingene cemiyeti dava açtı.
N'oldu peki?
Haberim yok.
Peki konuyu değiştirelim. Hep eski sevgiliye yazıyorsunuz şarkılarınızı. Beraberken değerli olmuyor mu ilişkiler?
Benim teorime göre aşk ayrıldıktan sonra başlıyor.
Birlikteyken ne yaşanıyor peki?
O bir rehavet, bir rahatlık. Yani arının bala batması gibi, dünya kavanozun dışında kalıyor. İlişkinin uzun ya da kısa sürmesi önemli değil. Yalnızca ayrıldıktan sonra başlıyor. Yani yanımdasın seni öpüyorum, kokluyorum diye şarkı yazamıyorum. Şarkıyı özlem yazdırıyor.
Evli bir insansınız uzun yıllardır. Böyle aşklar yaşıyor musunuz? Yoksa Dante-Beatrice aşkı gibi mi tüm bu hikâyeler?
Yaşanmışlıklar var. Orhan Pamuk diyelim, Kars'ta ne kadar yaşadıysa ben de aşkı o kadar yaşamışımdır. Gerisi tamamen bir şarkının hazırlanması. Öyle aşklar var ki ne yazabiliyorsun ne de başka bir şey yapabiliyorsun. Ben demek ki hâlâ kontrollüyüm yazabildiğime göre.
Aşkın kitabını yazacağım
İnsanlar sahillerde şarkılarınızı çalıyor, âşık olduğu zaman sizi dinliyor...
Evet çünkü romantik bir çocuğum ben.
Siz aşk uzmanı olabilir misiniz? Kitap yazmayı düşündünüz mü?
Yazacağım tabii. Ama konuşmam daha kolay. Ben rüya satıcısıyım. Hikâye anlatıyorum.
'Hayaller kurup eğlenerek, dem bu demdir' filan. Düşüncem yazıdan hızlı gidiyor. Az kelimeyle mücadele ettiğim için bu yazmak bana çok kalabalık geliyor. O kalabalığın içinde mücadele edersem de şiir şarkı sözü çıkmıyor sonra.
Ahmet Altan gibi hissediyor musunuz kendinizi?
Hayır. Hatta dedim ya bir keresinde, kurs açsa da gidip öğrensek diye...
Kadınlar sizi beğeniyor...
Bu laf üzerine biraz gerineyim şöyle (Gülüyor)...
Yani karizmatik bir insansınız, kendinizi çekici, seksi hissediyor musunuz?
Konserde bazen görürüm, bakarlar bazıları... Ama hayır. Seksiymişim. Ben öyle hissetmiyorum.
Politik ilişkim çok az
50 yaşından sonra insan 20 yaşına döner lafına inanıyor musunuz? Döndünüz mü?
Sizin jenerasyona ne dediler? 2000 yılı için neler hayal ediyordunuz?

Uçan arabalar vs., hayatımız değişiyor filan...
Ne oldu?
Öyle olmadı.
50 yaş da öyle işte (Herkes gülüyor). Röportajlarda bile bir audience'ım var artık, bak...
Yalnız olmayı sever misiniz?
Bazen, bu hazırlanış sırasında yalnızlığı tercih ediyorum. Yalnız kaldığımda üç gün filan dayanabiliyorum yalnızlığa. Tam üç gün. Test ettim bunu.
Ne yapıyorsunuz, neleri gözlemliyorsunuz?
Yurtdışında olduğun vakit sokaklarda dolaşıp insanları seyredebiliyorsun. Bunu yapıyorum. Burada tanınıyorsun. Sen seyredemiyorsun insanları, onlar seni seyrediyor.
Nasıl zaman geçiriyorsunuz yurtdışında?
Bol bol yürüyorum bir kere. Sonra güzel bir kalem kâğıt görüyorum mesela bir dükkanda. Onu alıyorum. Salak salak kültür faaliyetlerinde bulunuyorum. Oturuyorum lobide, hiç tanımadığım insanlarla konuşuyorum.
Çok yer dolaştınız mı?
Yok yok. Öyle seyyah gibi değilim. Rahmetli Barış'ınki gibi bir durum yok. Gittiğim yerde de fazla dolaşmam. Kızım hatta dalga geçmişti "Sen odada otur da biz gittiğin yerlerin manzaralarını geçiririz camdan," diye.
Kolay ilişki kuran biri misiniz insanlarla?
Bazen. Moody dedikleri şey yani. Havama göre değişiyor. Yani politik ilişkim çok az. Kime yakınlık duyuyorsam onunla ilişki kurarım.
Mintax'la canım Albümden önceki beş yıl nasıl geçti?
Zor geçti. Ama çok abartmak istemiyorum. Bu bir çocuktur, doğumdurlar falan durumuna getirmeyelim. Benim zaten işim bu. Bana para ödenmese de şarkı yazıyorum. Sonra onu birileri, arkadaşlar paraya çeviriyorlar. Kendileri de kazanıyor, ben de. Ama bana bir ödeme yapılmasa da yazıyorum. Tabii para olunca yazmayla birlikte iyi oluyor, yoksa (masayı gösteriyor) cappuccino'ların parasını kim ödeyecek?
Neden ilk ve son solo albümünüz bu?
Kendi başıma solo çalışma yapıcam diye bir iddiam yoktu. Bir anlaşmamız vardı. Bunun da zevkli olacağını çünkü tek başıma olacağımı düşündüm. Bir de para üçe bölünmeyecek değil mi Ufuk? (Gülüşmeler)
Mazhar Alanson ismi hep gündemde ve popüler bir isim ama siz ne barda birileriyle basıldınız, ne aykırı bir laf ederek gündemde kaldınız. Bazı şeylere bulaşmadan popüler kalmayı nasıl başarıyorsunuz?
Mintax'la.
Gerçekten nasıl başarıyorsunuz?
Kendiliğinden olan bir şey. Bu kalabalığa çıktığın andan itibaren bazı şeylerin bozulması doğaldır. Benim durumum kendiliğinden oluyor. Zaten bu bulaşma lafı da bir tuhaf yani. Sen bulaşmıyorsun, bulaştırıyorlar seni.
Peki pek çok iş yaptınız. Reklam, sitcom, film vs., kimse de size "Vay Mazhar da böyle yaptı, yakıştı mı?" demedi. Neden demiyorlar?
Ben çok az iş yapıyorum ve temiz iş yapıyorum... Ondan olsa gerek.
Sitcom'a nasıl karar verdiniz?
Sitcom'un içinden geçtim. Yani Ferhan'ın (Şensoy) bir oyunu vardı, İçinden Tramvay Geçen Şarkı, orada anladım, tanıdım nasıl olduğunu. Çok yorucu bir şey, insanın ona kendisini vermesi gerek. Bu bayağı asker işi. Bu da askeri ama ben bunu severek yapıyorum. Bir filme o emeği verirsin, kalıcı olur. Ama orada verilen emek sana sadece para getiriyor. Senden aldığı şey de bir sürü kuru laf. Teksti orada bırakıp gidiyorsun. Tüketim malı. Sonunda yüzün de tükenir, her şeyin tükenir.
Bıraktınız artık tamamen...
Bıraktım. Albümden dolayı.
O iğneyi içerde kanırta kanırta...
MFÖ'nün Türk popunda önemli bir yeri var...
Çocuklar, beni böyle Türk düşünürü haline filan sokmayın.
Peki MFÖ ile son albümdeki Mazhar Alanson'un müziği arasında fark var mı?
Yüzde yüz vardır. Üçümüzün bestelerinin yan yana gelmesiyle bu farklı bir şey.
Albümü dinleyenler sizi MFÖ'nün M'si olarak görmek istiyor mu hâlâ?
Hiç olmadı. Ondan korkuyordum çok. Herkesten beğeni tepkisi geldi. Ona çok memnunum.
Siz klasik anlamda bir star olmadınız. Kapris yapmadınız mesela (yan masadan gülüyorlar), sahnede 'Canlarım beni siz yarattınız' filan demediniz. Hayranlarınızla ilişkiniz nasıl?
Sahnede gözü kapalı söylerim ben. Birkaç kere bakarım seyirciye. Dışarda da ne bileyim laf atar adam, şapkan der, senin de ona en azından bir tebessümünü vermen lazım. Kafan çok bozuk olsa bile senin görevindir.
'Peki peki anladık,' diyor mesela arkandan, sen kafanı çevirip böyle yürüyeceğine bakıp gülüyorsun. Bir de turnelerde zorlanıyorum. Bazen sesimiz kısık olduğunda Bepanthen yaptırıyoruz. Oranın en üst işte doktorunu, yetkilisini çağırıyoruz. Adam geliyor, üçümüzü bir görüyor, artık o iğneyi içerde kanırta kanırta...
Ah Bu Ben tam sizin tarzınızda bir parça
Evet, Yağmur Var (Bu Sabah Yağmur Var İstanbul'da) gibi...
Piskopat ise başka bir şey, hangisisiniz şu anda?
Piskopat'ın bildiğin diğer şarkılar gibi bir aranjesi vardı. Melodi bizim eski makamlardan
biri. Murat Uncuoğlu'na da bir aranje yaptırdık. Olmadı. Sonra Burhan Bayar'la yapıldı ve oldu. Yani ben bu parça tutsun diye yapmadım. Ama yıllardır da isterdim hep yapmak. Utanıyor filan değilim. Bunu da böyle istiyorum dedim. Zaten tek başına yapmamın zevklerinden biri de oydu. "Egom ağlar" diye de laf var zaten Hamak'ta.
Eski ve yeni New York sokakları arasındaki fark?
Onu çok önceden yazdım. Bir ara koyup koymamakta tereddüt ettim, bu İkiz Kuleler hadisesinden sonra. Parça o kadar güzel ve deneysel bir çalışmaydı ki. Çok emek verdim, kıyamadım koydum. Ama dikkati daha çok 'beş dakkada değişir bütün işler'e çektim. O öylesine bir hikâyedir. Sözleri de kopuktur, cazdır. Adam ordan buraya dönüyor filan ama karışık yani caz.
Hindistan hikâyesi nedir?
Bir gün yürürken renkli elbiseli bir kadına rastladım. Kadın her yerde şarkı söylediği için kovuluyor. Biraz da meczup dedikleri yani. "Ben Türküm," deyince Yunus Emre'den çok net bir telaffuzla bir şarkı okudu. Burada kaldığını filan söyledi. Tesadüf. Giderken bana "Senin mantran bombilibom olsun," dedi. Baktım Alanson bombilibom oluyor.
Tanrının üzerinde Philips sponsorluğu var
Batı'da bir Hindistan miti vardır. Oraya gidip her şeyin sırrına ereceğiz gibi. Siz de böyle mi düşünüyorsunuz?

20 yaşında bütün arkadaşların hippicilik oynadığı dönemde ben onu yapamadım. Şimdi bu yaşta first class gittim. Ne yapayım? Çok da iyi ettim. Onların hepsi sarılık oldu, hastanelerde yattı. Ben geldim, güzel şarkımı da yazdım...
O kadar mı? Hiç mistik bir anlamı yok mu?
Hiçbir anlamı yok. 32 bin tane tanrıya tapan bir ülkede ne yapabilirim? Gezerim tozarım, tiyatro gibi bir yer zaten. Tanrıları da kukladan. Yani fiberglastan tanrılarını yapıyorlar, tanrının üzerinde Philips'in sponsorluğu var.
Şimdi, bu yaşta eskiden yapamadığınız şeyleri yapabilecek durumda hissediyor musunuz kendinizi?
İnsan kendini özgür zannediyor ama özgür değil. O zaman bütün soru iptal oluyor böyle işte.
Özgür hissetmiyor musunuz kendinizi?
Özgürlüğü hissetmek değil, zannedersin işte. Niye, sen özgür müsün? Kimse özgür filan değil. Özgürüm diyen de kendi kendine der yani... Ha şöyle; bir minibüs alıp içine piyano ve saksı koymak istiyorum. O var idealimde.
Nasıl bir insan olarak görüyorsunuz kendinizi?
Ben sahnede önemli bir adam oluyorum. Onun dışına çıktığımda tuhaf bir şeyim ben. Bilmiyorum, etrafımdakiler idare ediyorlar. O iki saat içinde her şeyi unutuyorum, şaşırıyorum, bilmiyorum ne olduğunu zaten.
Ne dinliyorsunuz?
Şimdi... Geçen gün de biri sordu 'başucu kitabınız' diye. Ne diyeyim, başucumda Montaigne'in denemeleri mi olacak, anlamadım.
Dinleme konusunda da çok tuhaf bir yelpaze var. Tricky de var, Seattle da var, Güney Amerika müziği var...
İlk klip hangi parçaya?
Piskopat olacak.
Yeni grup kuracak mısınız?
Hayır. MFÖ ile devam konserlerde. Ne yapayım ben yeni adamı?
Geçmişte pişmanlık duyduğunuz bir olay var mı?
Yani, şeyin davası olmaz derler. Ne bileyim. Olan olmuştur, olacak olan da olur zaten. Sen arada çırpınırsın.
Pahalı restoranları seviyorum
Reklamda oynadığınız için çok eleştiri aldınız mı?
Evet. Roll dergisinde oldu. "Biz seni John Lennon bilirdik, sattın bizi," dediler. Kinetix'e 'geldiler geliyorlar' diye bir şey yaptım, şirketin vergi borçları vardı. Herkes ayağa kalktı. Ama ben John Lennon değilim ki. Vergi borcumu kim ödeyecek sonra? David Bowie'nin alnına Coca-Cola yazdığı devirde bana kim ne diyebilir. Benim ne haddime John Lennon. Bu işlerin kaymağı reklamdır. Öbür türlü 'takdir ettiğimiz sanatçı' olursun. Ne yapayım, ben pahalı restoranlarda yemek yemeyi seviyorum.
John Lennon değilsiniz, peki çağımızın Yunus Emre'si olabilir misiniz?
Beni Yunus Emre'yle karşılaştırmak. 'Bende bir ben var benden içeri' gibi bir laf duydun mu hiç? Baudelaire duysa kıskanır. Ben Mazhar'ım, şuradan gelip geçiyoruz, birkaç şarkı bırakıyoruz, fazla büyütmeye değmez. Abartmayalım. Çünkü ben John Lennon olursam Fuat, Paul McCartney olmak zorunda kalır (gülüyor), sonra Ringo Starr kim derler, öyle gider yani. Ama şöyle diyelim, müziğin Orhan Pamuk'u sayılırım.
MFÖ mirası sizi sıkıyor mu bazen? Hep güller, hep yağmur, hep Bodrum... İnsanlar sizi böyle görmek istiyor hep.
Onun için burada farklı şarkılar yaptım. Tamamen farklı değil ama yeni. Ben bu tepkilerden sıkılmıyorum. Zaten ilerde de birkaç parçayla anılacaksın...



Cem'le Yılmaz Erdoğan'a albüm
Cem Yılmaz iş arkadaşınız mı dostunuz mu? Nedir?
Soul brother gibi. İnsanın ruhu yaşlanmazmış.
Küçük çocuklara o yüzden hürmet edin derler hatta. Film meselesi sayesinde tanıştık. O benim Arkadaşım Şeytan'ı o zamanlar seyredermiş, hayranmış filan. Tuhaf bir şey. Bu şarkıların yapılışı sırasında Cem Ankara'daydı, yanımdaydı. Piskopat'ı seviyordu, ritmine yardım etti. Bence güzel de bir sesi var. İftihar ediyorum yani şimdi. Başarılı oldu.
Önümüzdeki dönem neler yapacaksınız?
Cem'e bir prodüksiyon düşünüyoruz.
Bir albüm mü?
Albüm ama biraz daha teatral müzikal gibi. Kendi yaratıcılığına yol vererek.
Prodüktörlük mü yapacaksınız artık?
Ben prodüktörlük yapmıyordum. Çünkü
başarısız olduğu vakit prodüktörün kabahati oluyor. Başarılı olursa da prodüktör unutuluveriyor. İnsanlar unutkan olur. Ama şimdi arkam sağlam prodüktörlük yapacağım, tabii becerebilecek kimselere. Yılmaz Erdoğan ile Ahmed Arif üzerine bir proje var, konuşma aşamasında henüz. Şiirlerini, eskiden hazırlamış olduğum müziklerle. Bir de neydi o kız? Şaka şaka...
Sezen Aksu pek çok isme önayak oldu. Siz hiç kimseyi yetiştirmediniz. Neden?
Sezen çok yönlü bir sanatçı. Doğaldır. Ben bu söylediğim nedenden girişmedim. Ayrıca benim kendi işim gücüm var. Böyle bir misyonum yok ki.
Şimdi Cem Yılmaz var o zaman...
Evet ama sesi, ritme yeteneği olduğu için, becerebildiği için. Yoksa komedyen Cem Yılmaz'la yaparsam bütün hepsini toplamam lazım. Ünlü biri olsun illa filan iddiam yok. Zaten bunları da yapmam tembelimdir ben, sen bakma...