'Müzik çoğu zaman aşkın politikasıdır'

'Müzik çoğu zaman aşkın politikasıdır'
'Müzik çoğu zaman aşkın politikasıdır'
Kendine has tarzı, neşesi ve duru sesiyle sevenlerine unutulmaz bir gece yaşatan Melody Gardot'yla konser sonrası konuştuk. Başına gelen kaza sonrası kendini müziğe adayan ve müziğin iyileştirici gücüyle ilgili çalışmaları baştacı eden Gardot, Gezi olayları sorulduğunda ise "Londra'ya gidecek olmasam kendimi ağaca bağlardım" diyor.
Haber: HÜLYA AVTAN / Arşivi

Başınıza gelen kaza ile başlamak istiyorum. Sanırım çok duyduğunuz bir soru ama, nasıl bir dönemdi sizin için?
Araba bana ben bisiklet üzerindeyken çarptı, evrene ve Tanrı’ya şükürler olsun ki, o sırada bisikletin üzerinde ayaktaydım bu sayede kalçama darbeyi aldım, eğer oturuyor olsaydım, kaburga kemiğime çarpacaktı ve kim bilir o zaman ne olacaktı. Ciddi hasarları oldu, omurgamda, beynimde. Gerçekten yeni bir hayat gibiydi. Eğer toparlanma sürecinden bahsedecek olursak çok uzundu. Hepimizin hayatında çabalama anları oluyor, aileyle, kendimizle, parayla vs. Çaba benim çok genç yaşlarda öğrendiğim bir şeydi. Kazadan sonra doktorlar bana bir daha yürüyemeyeceğimi söyledi ve bu benim hayatımın temel noktalarından biriydi. Çünkü bu olduğunda yatakta yatıyordum ve yatağımın etrafı doktorlarla çevriliydi ve bana bu teşhisi söylediklerinde ellerime baktım ve tamam dedim, ellerim var, onları hareket ettirebiliyorum, aşağısını kullanamasam da olur. Aşka inanıyorum, hayata inanıyorum, fakat bunların (vücudunun alt kısmını göstererek) merkezdeki kurtuluş olduklarına inanmıyorum. Zihnim kafamın içinde tuzağa düşmüştü, çünkü konuşamıyordum, ismimi, ailemin adını hatırlayamıyordum, hepsini tanıyabiliyordum, çok tuhaf bir süreçti, yeni bir hayat gibiydi. Her şeyin bana yeniden açıklanması gerekiyordu. Bütün hayatım yeniydi.

Sonradan müzik yeteneğinizi keşfeden de bir doktor oluyor değil mi? Tüm bu zaman diliminde, yaklaşık bir yıldan fazla, beni dinleyen mükemmel bir doktor vardı. Bana pek çok hap veriliyordu ve hapları alırken beni daha da aciz hale getirdiklerini fark ettim. Doktoruma hapları almak istemediğimi söyledim ve bana, sana nasıl yardım edebilirim bilemiyorum, bana kendinle ilgili bir şeyler söyle, dedi. Annem piyano çalıyordu, müzik yapabilirsin, dedi. Yatakta gitar çalmayı öğrendim. Müzik hayatımın bir parçasıydı artık. Bu andan itibaren yeni bir başlangıç oldu
.
Kaza öncesinde resim yaptığınızı da okudum, devam ediyor musunuz resim yapmaya? 
Hâlâ yapıyorum, ama artık daha az yapabiliyorum, çünkü otellerde yaşıyorum ve dağınıklıktan hoşlanmıyorlar, zaten bir tasarımcıları var ve fazladan bir tasarımcıya ihtiyaç duymuyorlar.

Zor bir soru biliyorum ama kaza başınıza gelmeseydi, belki müziğe hiç yönelmeyecektiniz, bunun böyle bir getirisi olduğunu düşünüyor musunuz?
Bulunduğunuz her yer tesadüftür. Yani, dünya ve hayata dair daha çok şey biliyorum çünkü dolaşma şansım oldu, bu Tanrı’ya sorulması gereken bir soru. Müzikten hoşlanıyordum fakat resimdeki ‘anlatım’ ile daha fazla ilgileniyordum. Ellerine baktığın zaman, pek çok çizgi var, pek çok duruş var, gözler var, bu çok şaşırtıcı. Güzellik her yerde ve herkeste. Bu müzikte de aynı. Resim yaparken yalnızsın ama müziği pek çok kişiyle paylaşabiliyorsun. Bir seferinde birisi ‘müzik seslerle yapılan resimdir’ demişti, bu böyle.

Müziğe başladığınızda 19 yaşındaydınız ve müzik dünyasına adım attığınızda çeşitli güçlüklerle karşılaştınız mı?
Hayır, müzik yapmak için fit bacaklarınız, müthiş göğüsleriniz olması gerekmiyor. 90 yaşında olabilir ve harika piyano çalabilirsiniz. Yeterince şanslı olursanız, bir bakış açınız varsa ve sizi dinleyen birileri de varsa, herkes müzik yapabilir. Popüler müzikte bir şeyler görüntünüze bağlı olabilir, ama bu saçmalık. Müziğin kendisi canlı, sanatı paylaşmanın neşesi başka, müzik özgürdür ve kaç yaşında olduğunuzun önemi yoktur, 50 yaşındaysanız ve hiç müzikle uğraşmamışsanız başlayabilirsiniz. Bu bütün dünya size bakacak anlamına gelmiyor, kendinizle alakalı bir zenginlik. Müzik bazen politikadır ama çoğu zaman aşkın politikasıdır, doğrudan bir başka insanın kalbine yönelen bir şeydir, hangi dilden olduğu önemli değil, kalbinizi kıpırdatır. Duygularnızı harekete geçirir.

Müziğinizde de pek çok dil ve kültür var aslında.
Sünger gibiyim, pek çok yere gidiyorum ve öğrenmeyi seviyorum. Benim tek bir kültürüm yok ve tek bir Tanrı gibi algılamıyorum Tanrı’yı. Pek çok şeye sahibim. Budistim ve insanların ruhlarını görmek için dünyayı dolaşıyorum. Biz her yerdeyiz ve kültür multi-kültürdür. Tek bir formda tek bir insanla karşılaşmıyorum, varoluşumuzun pek çok elementi var, bizi farklı yapan çok şey var. Dolaşırken neler olduğunu öğrenmeyi seviyorum, İstanbul ’da neler oluyor, insanlar nasıl hissediyor, Katalonya ve Barcelona arasındaki fark ne, Portekiz’in mutsuzluğu ne, Rio’da insanlar neden sokakta dans ediyor, New York’la farkı ne? Kültürel şeyler var, bizi birbirimizden ayıran, bu bizim kendimizi yansıtma biçimimiz. Seyahat ettiğim için Tanrı’ya ve evrene şükrediyorum. Bakmayı, dinlemeyi ve yeni şeyler duymayı seviyorum. İstanbul’da ezan sesiyle kalkmayı seviyorum, kuşların sesi gibi eğer huzurlu bir yerdeyseniz, dağda, ormanda, kuşların sesiyle yürürsünüz, şehrin içinde bu sesle uyanıyorsnuz, bu iyi hissettiriyor ve güne şarkı söyleyerek başlıyorsunuz. Müzik devrim gibi bir şey. Kendimizi yansıtabildiğimiz, insanları bir araya getiren, sınırların aşıldığı bir devrim.

İstanbul’a gelmeden önce Gezi Park’ı olaylarını duymuşsunuzdur, ne düşündünüz, nasıl hissettiniz? Eğer yaşamak istiyorsanız, ağaçlara ihtiyacınız var demektir. Nefes almamız için oksijen gerek, bir şehri betonlarla inşa edemezsiniz. Parklar insanların kendini iyi hissettikleri yerlerdir. Köpeğinizle dolaşırsınız, arkadaşlarınızla buluşursunuz, aşk parklar da olur, hikayeler parktadır, yazı yazabileceğiniz, yaşayabileceğiniz, kendinizi ifade edebileceğiniz, rahatlayabileceğiniz bir yerdir. Bunu yok edemezsiniz, para sadece kağıt. Ağaçlardan yapılır, ağaçları kesip, para yapıp, beton inşa etmek çok saçma. Parklara ihtiyacımız var. Şu an için bunun durdurulduğunu öğrendim ama beklemeye devam etmeliyiz. Eğer Londra’ya gidecek olmasam kendimi ağaca bağlardım. Eğer beni öldürmek istiyorlarsa, tamam iyi ama ağaçları öldürmemeliler. Bu her şey için geçerli park bir örnek. Yapılan bir bina 50 yıl sonra önemli olmayacak, İstanbul’un yeterince binası var zaten. Parkı koruyun. Bu zor değil. Parka ihtiyacınız var.