Müzik ticarete atılınca...

Eğer görüntülerine eşlik eden melodiler olmasaydı büyük olasılıkla biz filmlerde ne salya sümük ağlardık...
Haber: MELİS ÇELEBİ / Arşivi

Eğer görüntülerine eşlik eden melodiler olmasaydı büyük olasılıkla biz filmlerde ne salya sümük ağlardık, ne korkudan ölürdük ne de o aşk hikayelerini iç çekerek seyrederdik. Artık filmlerde olduğu kadar reklamlarda da müziğin önemini yavaş yavaş fark etmeye başladık. Bu alanda hizmet veren Jingle Jungle reklamların yanı sıra film, dizi film, tanıtım filmleri müzikleri ve internet siteleri efektleri yapan bir firma. Bugüne kadar Mc Donalds, Mercedes - Benz, Domestos, Omo, Siemens, Popolin, Dışbank, Milliyet, Milli Piyango ve BP gibi pek çok reklam filminin müziklerini yapan Jingle Jungle, aynı zamanda Komser Şekspir filmine de imzasını attı.
Sahibi ve kurucusu Ömer Özgür, işletme eğitiminin üzerine Amerika'da Pazarlama Stratejileri dalında yüksek lisans
yaptıktan sonra bir buçuk sene kadar hisse senedi satmış. Bir buçuk sene yetmiş olmalı ki sonra zaten hep hayatının bir parçası olan müziğe ağırlık vermiş. Egoist adlı grupta bir süre gitar çaldıktan sonra, gazete reklamlarına jingle yapmaya başlamış ve görüntünün üzerine müzik yapabildiğini fark etmiş. atv ve Prima TV gibi televizyon kanallarına, daha sonra da reklam sektörüne el atmış ve 1996'da Jingle Jungle'ı kurmuş. Bugüne kadar 800'ün üzerinde reklam müziği yapan Özgür, "Ben bir yabancıya 800 reklamın müziğini yaptığımı söylediğimde, adam beni Sakıp Sabancı ayarında biri sanıyor ve yatımla ya da özel uçağımla gezdiğimi düşünüyor," derken tüm bu çalışmalarının karşılığında toplayabildiği telifin bir buçuk milyar lirayı geçmediğini belirtiyor.
Beyinde kodlanmış sesler
Neden çizgi film müzikleri başka bir türdür? Nasıl olur da daha jeneriğinden, seyredeceğimizin bir korku filmi olduğunu anlarız? Bunun sebebi, doğadaki seslerin insanın beyninde kodlanmış olması. Kartal sesi duyduğumuzda vahşi bir şey, serçeninkini
duyduğumuzda huzurlu bir ortam, kumru sesi duyduğumuzda ise etrafta sevgililer olduğunu düşünürüz. Bunlar farklı duyguları seyirciye aktarmak için birer formül gibi gözükse de Özgür, film müziği yapmanın bir matematiği olmadığı görüşünde. Bazı işler tutunca diğerleri bunların benzerlerini yapıyorlar ama her reklamcı bir fikri ilk bulan olmak ister. Özgür'ün dediğine göre, belirli ürün kategorilerinde belirli sesler kullanılıyor ancak hedef kitlelerin ve verilmek istenen mesajların müzik yaratmakla alakası yok. Bunlar sadece müziği hazırlayana, müziksel olarak, gideceği yol hakkında fikir veriyormuş. Özgür müziğin kendi kafasından çıktığını ama bunun toplantılar, konuşmalar ve dinlemeler sonucu gerçekleştiğini belirtiyor.
Reklam sektöründe, müzisyenin de aynen yönetmen ve fotoğrafçı gibi, sanatını ticari bir şekilde kullandığını belirten Özgür, müziğin ticarete hizmet ettiği daha bir sürü alan olduğu görüşünde. Britney Spears ile Madonna'nın sanat için sanat yapmadığı gibi, video oyunları ve film müzikleri de sanat amaçlı yapılmıyor ama sanat formunda satılıyor. Film müziklerinin hedefi, filmlerin seyredilebilirliğini ve etkisini artırmak. Reklam ile uzun metrajlı filmi kıyasladığında "Film daha özgür," diyen Özgür, "Aynı zamanda da değil," diye ekliyor.
Türkiye'deki uzun metrajlı filmler büyük paralara çekilmiyor, reklam sektörü de film sektörüne göre fazlasıyla lüks yaşıyor. Reklam gibi çok paranın döndüğü bir sektörde,
isteklerin ve kaygıların da normalden fazla olması kaçınılmaz. Özgür bu kadar fazla reklam ajansı, yapımevi, yönetmen ve müzisyen varken en iyi reklamı, markaların satış rakamlarının belirlediği görüşünde.
"Bir adamın gözünün içine bakıp star olacağını anlayamadığınız gibi, yayınlamadan da bir reklamın iyi olup olmadığını anlayamazsınız," diyen Özgür, yine de iyi fikrin iyi sonuçlar getirdiğini ve bunun da her gün mümkün olmadığını düşünüyor.
Turkcell'in yeni kampanyası Cell - O'yu basit ama iyi düşünülmüş bir reklam olarak tanımlıyor. "Cell - O reklamında, adam ağzında bir melodi mırıldanıyor. Niye bunu piyanoyla ya da gitarla çalmadı? Niye bunun bası yok, iki de bas çalsaydı olmaz mıydı? Bu, bu kadar para eder mi?" gibi düşüncelerin
karşısında olan Özgür, tek bir ıslığın bile çok para edebileceği görüşünde. Çünkü ona göre müzik, üç notalı bir ıslık bile olsa, ürünün kazanacağı kimlikte büyük rol oynuyor.
Telif yasası meselesi
Türkiye'deki müzik sektörünün sadece müzisyenlerden oluştuğu bir gerçek. Yurtdışındaki fakültelerde müzik endüstrisinin ticari yanının eğitimini veren 'music business' adlı bölümler olduğundan bahseden Özgür, burada işin eğitimini veren yerler olmadığı için eserleri pazarlayacak ve büyük gelir kapısı haline getirecek prodüktörler, pazarlamacılar
ve yayımcılar yetişmediği kanısında. Dediğine göre işletme zekasının yanında müzik bilgisine ve müzikal öngörüye sahip kişiler bulamadıklarından, Türkiye pazarına 50 milyon doların üzerinde yatırımlar yapan Sony, BMG, Universal ve Warner gibi şirketler batıyor.
Türkiye'nin müzikal anlamda el değmemiş, nüfusunun büyük çoğunluğu gençlerden oluşan bir ülke olduğunu düşünürsek, bu şirketlerin senede 160 milyon plak satmayı hedeflemelerine şaşmamak gerek. "BMG toparlandı gitti, bir daha da gelmez," diyen Özgür, şirketlerin gidişini de doğru dürüst yönetici ya da eleman bulamamalarına bağlıyor.
"Müzik piyasasını çeviren telif," diyen Özgür, yasanın RTÜK tarafından kaldırılmasına, televizyonların siyasi baskısının neden olduğu kanısında. Telif yasası icabı, halka açık müzik çalan her yerden, çalınan müziğin sahibinin alması gereken bir bedel var. Türkiye'de bunun miktarı o kadar az ki, albüm sahibi sadece albüm satışından kazandığı parayla yaşamak, Özgür'ün deyimiyle "Ölene dek üretmek zorunda." İyi bir fikir insanın aklına çok sık gelmez. İnsan hayatının her günü yeni bir buluş yapamaz," diyen Özgür, telif yasasının piyasayı geri beslemesi gerektiğini savunuyor.