Nasıl eleştirmeli?..

80'li yıllarda İstanbul'da ve ergenseniz, üstelik müzik hayatınızda ters giden her şeyin tek tesellisiyse pek de şanslı sayılmazdınız.

80'li yıllarda İstanbul'da ve ergenseniz, üstelik müzik hayatınızda ters giden her şeyin tek tesellisiyse pek de şanslı sayılmazdınız. Çünkü dünyada neler olduğunu, hangi albümlerin çıktığını, kimlerin çaldığını bilmenize teknik açıdan imkan yoktu. Ama şöyle bir şansınız vardı. Kendinize bir müzik gurusu 'abi' bulup peşine takılır, onun albümlerine dadanır, kendinize kasetler dolusu malzeme çekerdiniz. Bu abi size sevdiğiniz grupları gözeterek yeni isimler önerir ve dünyaya bakışınızı değiştirirdi (o abinin tüm bunları nasıl bildiği hep meçhul kalırdı, ayrı)...
Şimdi her ay çıkan onlarca yerli ve yabancı albüm arasında kaybolmamak, internetteki on binlerce mp3 arasında hangisinin size uygun olduğunu bilebilmek için müzik sayfaları ve yazarları var. Müzik gurusu abilerin, ablaların yerini pek tutmaz belki ama neyin nasıl değerlendirildiğini, müzik önerilerinde ve değerlendirmelerinde kimin hangi kriteri kullandığını merak ediyorsanız işte size bir fırsat. Mor ve Ötesi'nden Harun Tekin bir müzisyen gözüyle müzik eleştirisine nasıl baktığını yazdı. Müzik eleştirmenleri meslekleriyle ilgili kriterleri ve kendi anlayışlarını dile getirdi.

  • Tolga AkyIldIz (Hürriyet)
    "Müzik yazarı tutarlı olmalı"

    Hiçbir müzik ürünü, çok ticari bir ürün de olsa kolayca küçümsenecek ya da bol keseden övülecek kadar değersiz ve önemsiz değil. Yüz binlerce kişiye ulaşan kitle iletişim araçlarını kullanarak, hem de arkadaşımızla konuşuyormuşçasına kişisel bir yaklaşımla, bir albüme iyi ya da kötü demek; birinin tipini beğenmeyip ötekinin trendinin dümen suyuna girmek hakkına sahip değiliz. Okur milyonları sayıp bir albüm almadan evvel, ona fikir verebilecek iki satır yazı okumak istiyor. Müsaade edelim de evine aldığı albümü bizim kişisel zevklerimize göre seçmesin...
  • Murat TunalI (Aktüel)
    "Kesin yargılar içermemeli"

    Bence müzik eleştirisi, kitap ya da sinema eleştirisi gibi kesin yargılar içermemeli çünkü yazar her ne kadar bir şeylerin nasıl yapılması gerektiği hakkında ahkam kesmeye meyilli bir insan türü olsa da, müzik yaşayan bir şey. Saçma sapan yerlerde karşımıza çıkıp hayatımızı güzelleştiren ya da bir tokat gibi suratımıza çarpan, daha önce dinlemeyi aklımıza bile getirmediğimiz seslerle karşılaşabiliriz. Bu da her insanın duyduğu sesler bütününü kendi özelinde değerlendirmesine yol açıyor. Yazarın farklı dönemlere yapılan göndermeleri bilgisi dahilinde açıklaması, eserin dünya kriterlerinde durduğu yeri işaret etmesi, albümün havasını koklayıp esinlenmelerini açığa çıkarması yeterli. Okura bütün bunlardan bir sonuç çıkarıp kendini o albüme yakın hissedip hissetmediğine dair bir karar verme fırsatı tanınmalı. Ben kendi yazılarımda seçtiğim materyalin iler tutar bir tarafı olmasını kriter alıyorum. Kendi dünyama sokmayacağım sesleri yerin dibine geçirme kabalığından kaçınmaya çalışıyorum.
  • Mefaret AktaŞ (Milliyet)
    "Kişisel problemleri yansıtmak yanlış"

    Eleştirilerini sağlam bir temele dayandırmak, net olmak, sanatçıyla olan kişisel problemlerini asla eleştiriye yansıtmamak en önemli kriterler. Hep söylendiğinin aksine mesela sanatçının müzik yaparken samimi olmak ya da mantıklı davranmak gibi bir zorunluluğu yoktur. Ama müzik yazarının vardır. Bir de 'emeğe saygı' kısmı var hep konuşulan. İşin bu kısmını müzik yazarının içgüdüleri doğru bir şekilde çözmelidir. Bir şeye çok emek sarf edip berbat bir iş çıkarabilir sanatçı. O dönemde delirmiştir belki! Yazar böyle bir durumda birikimiyle, o müzikle ve sanatçıyla ilgili bilgisiyle içgüdüsel olarak o eleştirinin dozunu ayarlayabilmelidir. Mesela Primal Scream'in, Faith No More'un, Prince'in, Bruce Springsteen'ın, David Bowie'nin ve Zen'in bende her zaman kredisi vardır. Kötülerini kenara iter, iyisini beklerim, karalamam. Ama kendi şarkılarını yazsalar bile Deniz Seki'ye, Serdar Ortaç'a, Britney Spears'a, Shakira'ya niye vereyim aynı krediyi? Bence dünyanın 1 numaralı müzik eleştirmeni, bu mesleğin kriterlerini yeniden belirleyen adam, eski Rolling Stone ve Creem yazarı Greil Marcus'tur. Bu kadar laf yerine onun bir Sex Pistols ya da Sonic Youth eleştirisini okumak yeterli olacaktır.
  • Derya Bengİ (Roll)
    "Müzisyenle dinleyiciyi baş başa bırakmak gerek"

    Georg Christoph Lichtenberg'in bir lafı var: "Müzik kulağa ne kadar hoş gelirse, müzikten bahsedilmesi de bir o kadar nahoş gelir." Lichtenberg ne derse desin, insan sevdiği şarkıları herkese dinletmek istiyor, bunun imkânsızlığını görünce de, mecburen oturup yazıyor. Gönüllü deney fareliğine soyunuyor, ilacın (şarkının) vücudundaki etkilerini bütün hissiyatı ve fikriyatıyla, tarihsel ve toplumsal karşılıklarıyla rapor etmeye çalışıyor. Müzik hakkında kafa yorup söz alan bu insan, müzisyenle dinleyiciyi baş başa bırakıp bir an evvel aradan çekilmesi gereken biri. Sonuçta iş, bir müzik yazısını çok sevmeye veya ondan nefret etmeye dönüşüyorsa, ya yazanda bir kabahat vardır ya okuyanda.


    Eleştiriyi sorgulamak
    Düşünce tarihinde sanatın özü ya da işlevi konusunda bir konsensüse rastlamak mümkün değil. Sanat eleştirisinin neyi temel alacağı da yine net bir cevabı olmayan sorulardan: sanatçının hayatından yola çıkarak eseri bir çeşit psikanalize mi tabi tutmalı, eserin gerçek dünyayla ya da belirli bir gelenekle ilişkisini mi irdelemeli, yoksa eserin yapısını tüm toplumsal koşullardan bağımsız olarak mı değerlendirmeli? Nasıl yapılırsa yapılsın, eleştiri, ahlaki ve mesleki sorumlulukların bir an bile unutulmadığı bir entelektüel etkinlik alanı olmalı. Bu yazı, popüler müzik eleştirisinin nasıl olmaması gerektiğine dair güncel bir örnekten hareket ederek bu alana dair bazı yapıcı öneriler getirmeyi amaçlıyor.
    Kesin kurallar yok
    Günümüz popüler müzik eleştirisinde en sık karşımıza çıkan tavır, izlenimci eleştiri ekseninde şekillenen eklektik bir tarz: Yazarın ana olarak eserin kendisinde bıraktığı etkiyi anlatması, bunu zaman zaman yapısal çözümlemelerle, sanatçıya yönelik yorumlarla vs. desteklemesi. İzlenim eksenli, çünkü hem yazması hem de okuması daha kolay - sözgelimi toplumsalcı eleştiriden. Eklektik, çünkü istisnasız herkesi tatmin eden nesnel kriterler var olmadığından, çeşitli eleştiri akımlarından etkiler eleştirinin bütünlüğünü tehdit etmiyor. Ve hem bağlı kalınacak kesin kurallar olmaması, hem de yazının hareket noktasında yazarın sanatçı, sanat eseri, dış dünya veya dinleyiciden daha kolay ulaşabileceği biri olan kendisinin yer alması, zaman zaman eleştirmenlerin yaptıkları işi yeterince ciddiye almamaları sonucunu doğurabiliyor. Aslı Atasoy'un 5 Ağustos 2002 tarihli Radikal'de yayımlanan 'Dada'yı Rahat Bırak Ruhi Bey' başlıklı yazısı, bu açıdan çok önemli dersler içeriyor. Konuyla ilgili görüş ve kaygılarımı daha net ortaya koyabilmek için yazımın geri kalanını Replikas grubunun çıkardığı son albümü konu alan bu metinden bazı örnekler üzerine inşa edeceğim.
  • Örnek 1: "Klasik bir Replikas sound'u ile farklı şeyler yapma kaygısı müzikteki iç dengeyi tamamıyla sarsmış."
  • Analiz 1: Yazının geri kalan bölümünde 'klasik Replikas sound'u' ve 'müzikteki iç denge' kavramları açıklanmıyor, üstüne üstlük bu kavramların içeriği herkesçe malum değilken. Ayrıca grubun ne yapmak istediğini bildiğini iddia eden yazar, bize bu konuda hiçbir kanıt sunmuyor.
  • Öneri 1a: Eleştirmen kullandığı kavramların açık ve net olmasına dikkat etmeli, muğlak veya kendisinin türettiği kavramları ise metin içinde açıklamalıdır.
  • Öneri 1b: Sanatçının niyeti ile ilgili yargılardan kaçınmalı, çünkü bu niyeti kesin olarak bilemeyeceği gibi, bu niyetin eleştiriye ne katacağı da son derece belirsiz.
  • Örnek 2: "Replikas'ı dinlerken kafanız karışıyor, tekrarların sıradanlığı albüme kasvet katıyor."
  • Analiz 2: Bir izlenim için doğru ifade 'kafam karışıyor' olmalı. Tekrarlarla ne kastedildiği belirsiz: Melodik tekrarlar mı, ritmik tekrarlar mı, sözel tekrarlar mı? Tekrarların albüme nasıl, hangi yolla kasvet kattığına da, yazının geri kalanında değinilmemiş.
  • Öneri 2: Eleştirmen sanat eserini incelerken ölçüsüz öznellik ve keyfiyetten kaçınmalıdır; sadece kendi izlenimlerini aktardığı durumda bile okuyucuya akla yakın dayanaklar sunmalı, onu kendi safına davet etmeden önce ikna edebilmelidir.
  • Örnek 3: "Şayet ısrarla yeni bir albüm çıkartalım deniyorsa, bütün akorları, tonları, sesleri bir yana bırakıp armoninin kendiliğinden ortaya çıkmasına fırsat tanımalısınız. İşte o zaman bu yapaylık sizi es geçip, 'farklı' bir şey yapmak yerine 'bir şey' yapmayı getirecek."
  • Analiz 3: Yazarın saydığı öğeleri bir yana bırakarak tam olarak ne tür bir armoninin ortaya çıkmasını beklediği sorusu cevap bekliyor. Armoninin kendiliğinden ortaya çıkması beklentisi de işin içine girince yazarın sanatsal ilhamın bir çeşit yarı bilinçli vecd hali olduğuna inanan sıkı bir Platoncu olma ihtimali beliriyor, ne var ki yazıda bu tona bir daha rastlanmıyor. Yazar ayrıca 'bir şey yapma'nın neden 'farklı bir şey yapma'ya tercih edilmesi gerektiğini de okurla paylaşmıyor. Son olarak, 'bu yapaylık' ile ne kastedildiği ve bunun neden kaçınılası bir şey olduğu anlatılmıyor.
  • Öneri 3a: Eleştirmenin genel üslubunun dışına çıkarak çeşitli eleştiri türlerinden yararlanması eleştiriye zenginlik katabilir. Fakat tarih bilmeden Marksist eleştiri yapmak mümkün olmayacağı gibi, müzik teorisinden hiç haberi olmayan birinin de yapısal eleştiride başarılı olması beklenemez. Başka bir deyişle eleştirmen, yoğunlaştığı sanat dalı hakkında azımsanamayacak bir bilgi birikimine sahip olmalıdır, özellikle de yazısını bütünüyle kendi izlenimleri ile sınırlı tutmayacaksa.
  • Öneri 3b: Samimiyet, içtenlik, yapaylık veya dürüstlük gibi kavramlar sanatçının davranışlarına / eseriyle olan ilişkisine gönderme yapan biçimde ve negatif anlamlar yüklenerek kullanılmamalı. Bunun yerine, eserde bu tür kavramların eksik veya fazlalığını hissettiren öğelerin ne olduğu tartışılmalı.
    Dikkatle izleyen küçük kitle
    Görüldüğü gibi izlenimlerden hareket eden bir eleştiri, eğer yazarı tarafından gerekli ciddiyetle ele alınmazsa, teknik hatalarla dolu zayıf bir metin haline gelebiliyor ve eseri destekleyen, tamamlayan, yeniden oluşturan, anlamlandıran, sorgulayan bir araç olmak yerine eserle dinleyicinin arasına giren kalın ve biçimsiz bir engele dönüşebiliyor. Bu durumda herkes birden kaybediyor. Oysa aşağı yukarı her sanat etkinliğinin belli bir ilgisizlikle karşılandığı bu ülkede herhangi bir eserle ilgili eleştiri yazısı kaleme alanlar bilmeli ki, kendisini dikkatle izleyen küçük kitle, ne yazarsa yazsın izlemeyen büyük kitleden daha duyarlı ve bu duyarlılık aynı zamanda bir kalite talebi anlamına geliyor.
    Harun Tekin (Mor ve Ötesi)