Ne heykeli koysak birinin kafası bir yerine takılıyor

Ne heykeli koysak birinin kafası bir yerine takılıyor
Ne heykeli koysak birinin kafası bir yerine takılıyor

FOTOĞRAF: AYŞEGÜL KARACAN

İskender Giray'ın kısa sürede Kadıköy'ün sembolleri arasına girmiş olan heykeli 'Ekmekçi Berkin'i Arıyor' dördüncü kez saldırıya uğradı. Heykele "Geçmiş olsun" demek için Giray'ın atölyesine uğradık, yakalamışken de biraz vaktini aldık
Haber: MEHMET İREN - miren@hurriyet.com.tr / Arşivi

Eski adıyla Havuz, yeni adıyla Mehmet Ayvalıtaş Meydanı’nın pek sevilen heykeli ‘Ekmekçi Berkin’i Arıyor’un heykeltıraşı İskender Giray ile tanışıklığımızın ilk dakikalarını her Kadıköylü gibi mahallemize ‘Yeni Cihangir’ diyenlere saydırarak geçiriyoruz. “Bu ‘Yeni Kadıköy’ denen şey beni korkutuyor” diyor Giray, “Ben buraya geldiğimde burası bir mahalleydi. Herkesin iç içe olduğu, herkesin birbirine ‘Günaydın’ dediği süper bir yerdi. İşler son zamanlarda karışmaya başladı. Her taraf kafeye dönüşüyor. Bütün esnaf kahveci, bar, pub oldu. Ben de pub seviyorum ama belli bir limitten sonrası mahalleyi bir eğlence merkezi haline getirir. Dolayısıyla burası hakkında çok haber yapılması da hoşuma gitmiyor. Ama şimdilik burada daha mutlu bir hayat yaşamaya devam ediyoruz.”
Bir süre kendi mahallemizi birbirimize övdükten sonra konuyu Giray’ın heykellerine döndürüyoruz. En bilinen ve kısa sürede Kadıköy’ün sembolleri arasına gelmiş olanlar; bu hafta kariyerinin dördüncü saldırısına uğrayan ‘Ekmekçi Berkin’i Arıyor’, Moda Caddesi’ndeki ‘Ağaca Ağıt’ ve Yeldeğirmeni’nde kartopu oynadığı için hayatını kaybeden arkadaşımız Nuh için yaptığı ‘Ayrışma’.

‘Ekmekçi Berkin’i Arıyor’ neden düzenli olarak kırılıyor?
Bilmiyorum ama Türkiye ’de bir heykelin kırılması için olayın siyasi olmasına lüzum yok. Kültürümüzde heykel yok, heykele nasıl davranılır bilmiyoruz. Türkiye’de hangi heykelin hassas bir yeri varsa şu ana kadar ya çalınmış ya kırılmış. Selfie çeken şehzade heykeli koyulmuş, komik bir heykel, ertesi gün elindeki telefonu kırdılar. Martılı bir heykel vardı karşıda, martısı çalındı kaç defa. Benim heykelim ‘Ağaca Ağıt’ dört defa çalındı. Bu, iki defa saldırıya uğradı iki defa da doğrudan kırıldı. Daha geçenlerde Altıyol’daki Boğa’nın yumurtalıklarını tekmeleyen iki çocuk vardı onlara kızdım, “Evladım yapmayın” diye.

‘Ağaca Ağıt’ nasıl çalınıp, bulunuyor?
Bunlar benim kendi inisiyatifimle koyduğum heykeller. Sokağa bıraktığım heykeller yani. Eğer otorite karar verirse alacaktır. Alma hakkına da sahiptir. Kadıköy Belediyesi bu anlamda anlayışlı bir belediye, dolayısıyla onlar orada durdular. Ve kaybolduğunda belediye aramak istedi ben de güldüm. Hatta “O çoktan erimiştir” dedim. Tweet attılar. O tweet, retweet’lerle yayıldı. Ve Halkalı’da bir adamın bahçesinden fotoğrafı geldi. Bir hanımefendi bulmuş. Bir seferinde başka bir hanımefendi Kadıköy’de çocuğun elinden almış. Bir tanesinde de zabıta bir adamın elinden almış. Bir kere de yerinden sökülürken mahalleli müdahale etmiş, engel olmuş. Bir şekilde bulunuyor.

Moda Caddesi üzerindeki 'Ağaca Ağıt' heykeli

Yasal problemlerle karşılaşıyor musun?
Kadıköy’de olduğu sürece olmuyor. Özel mülkte oluyor tabi. Moda’da bir duvara Soma’dan önce maden temalı ‘Saati 5 liraya içeri girer misin’ diye bir resim yapmıştım. O inşaatın sahipleri bir süre sonra onu kapattılar. Bu da sokak sanatı için normal bir döngü aslında. Bir şey koyunca o yüzyıllar boyunca orada dursun diye koymuyoruz. Bir dönüşümün parçası olarak koyuyoruz. Bunlar da dönüşecektir. Bu iş biraz sokak müzisyenleri gibi. Sen oradan geçerken anlık olarak senin duygunu değiştiriyorlar. Bu heykel ve resim için de aynı. Oradan geçenlere anlık olarak bir duygu veriyoruz. Orada kaç kişi yararlanmışsa o kadar kişiyi etkilemiş oluyor. Döngüye girince yok olması çok büyük bir problem değil ama illegal diye alınması izin verilmemesi sıkıntı. Ben gidip İstanbul’un birçok semtinde bunu yapamam yaptığım zaman da başıma gelecek belli. Gönül isterdi ki Türkiye’nin her yerinde bu rahatlıkla iş yapalım, iş bırakalım. Halk tarafından sevilenler orada kalsın sevilmeyenler kaldırılsın veya bize geri gelsin. Ama bir döngü olsun, insanlar heykeli tanısınlar, birkaç tanesini kırsınlar sonra heykelle nasıl yaşanılacağını öğrensinler. Bunu isterdim ama tabii ki bunun için daha çok yolumuz var. Avrupa’daki heykeller yüzyıllar önce yapılmış ve kimse bu kadar zaman bunların başında durup beklemiyor. Halk koruyor, oranın vatandaşı koruyor, bugüne kadar gelmelerini de onlar sağlamış. Tabii bu çok uzun bir yol. Bizde de nesilden nesile geçerek ancak bir yere varabilir. Ama bu hızla gidersek o yol sürmesi gerekenden de çok daha uzun sürecektir.
'Ekmekçi Berkin'i Arıyor' heykeli geçen hafta bir kere daha saldırıya uğramıştı.

YOLDA YÜRÜRKEN HER BOŞLUĞUN GÜZEL ŞEYLERLE DOLDURMAK GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM
Nuh için de ‘Ayrışma’yı yaptın. Bir anlamda semtin tarihinin kaydını tutuyorsun diyebilir miyiz?

Şöyle diyebiliriz beni birinci dereceden etkileyen olaylar o sırada uygun şartlar da varsa  benim elimde işe dönüşüyor, onu da oraya koymak istiyorum. Yani onu hissettiğim yere. Benim için iki farklı açısı var sokak sanatının; bir yolda boşluğu görüyorum, boşluğa kafamda bir heykeli zaten koyuyorum. Oraya tamamlamak kalıyor. Ya da bir olay oluyor o olaydan etkileniyordum ve bir çığlık atmak istiyorum. O çığlık da işim oluyor. Bununla da karşı tarafa bir şey anlatmak gibi bir derdim var. Bunun da anonim olması gerektiği ve yolda yürürken her boşluğun güzel şeylerle doldurmak gerektiğini düşünüyorum.

Kötü heykelleriyle de meşhur bir ülkeyiz. Mesela bir dinozor ya da kaşar peyniri heykeli görmek sana ne düşündürüyor?
Heykeli seçenler yaptıranlar bu konuda fikir sahibi insanlar değil. Benim gördüğüm kadarıyla hep arada çeşitli alışverişler de dönüyor. Biri çıkıp “Bizim bir tanıdık heykeltıraş var” diyor ve böyle sonuçlar çıkıyor ortaya. Güzel bir heykel olduğu zaman da barındırmıyoruz zaten. 'Köse Efe’nin heykelini yapıyorlar adam köse, “Bıyıksız Efe mi olur” diye olay çıkıyor. Başka bir yerde Atatürk’ün atının cinsel organı konuşuluyor, burada bir hanımefendinin sürekli “Ben Boğa’nın yumurtalıklarına bakmak zorunda mıyım” diye heykeli şikâyet ettiğini biliyorum. “Göğüsleri çok büyük, ben çoluğuma çocuğuma ne diyeceğim” diye Sarıkız heykelini sorun eden adam var. Yahu heykeli önünden kaldırarak atın cinsel organının tarihten silmiş olmuyorsun ki. Atları da komple hadım mı edelim? Çocuğumuza söylememiz gereken şey şu: “Biz hayvanların cinsel organlarıyla ilgilenmiyoruz yavrum.” Ne heykeli koysak biri onun bir yerine takılıyor, “Çocuklara göstermeyelim” durumunu doğuyor. Sonra da o çocuklar büyüyor “Atın bilmemnesi, heykelin memesi” diyen insanlar oluyorlar.

Nasıl geçiniyorsun?
Bir iş, bir sokak sanatı yapıyorum. Bizim özlük haklarımız çok az. Sosyal güvencemiz yok, galeriler zaten sırtımızda. İşim satıldığı sürece geçiniyorum. Arada kukla yapıyorum. Ama sipariş işleri çok keyifli bir proje değilse benim için bir zül. Kazandığım paranın bir kısmını yiyeceğime, bir kısmını da buna ayırıyorum.

Aslında fizik mühendisliğinden geliyorsun...
İTÜ fizik mühendisliğinden mezunum. İstediğim bir bölümdü. Lise ve ortaokul hayatım hep matematik-fizik üzerine başarılı geçmiştir. Bu konularda çalışmaya ihtiyaç duymadım ama coğrafya, tarihten hep kaldım. Fizik mühendisliği okuyanlar şu noktada kafada birkaç kabloyu yakıyorlar: Parçacık fiziğine geçtiğin zaman hiç görmediğin, kimsenin görmediği birçok teorik konuda modelleme yapmak zorundasın. Bu insanın yaratıcılığını geliştiriyor. Küçükken babam marangoz olduğu için o işleri de öğrenmiştim ve demirci memirci gördüğüm zaman kaçırmazdım, oturur hemen bir şeyleri kurcalamaya başlardım. Her elime geçeni parçalar, her parçaladığımdan bir şey çıkartıp yapmaya çalışırdım. Bu biraz içgüdüsel. İTÜ bitti, yüksek lisans başladı, ben kurumsal işlere girdim çıktım ve baktım ki kendimi tanıyamıyorum. “Kuantum fiziğini, şunu bunu excel dosyası hazırlamak için mi okudum” diye düşünüp yabancılaşmakla boğuşurken, 20’li yaşlarımın başı “Hep biraz daha cesaretim olsa” diyerek geçti. 26-27’de “Artık çok geç” derken bir anda “Yeter” dedim ve o andan itibaren sahip olduğum lükslerin hepsinde vazgeçtim. Yalnızdım, vazgeçmek kolaydı. Ailemin, arkadaşlarımın maddi manevi desteği oldu. Benzetme kukla bana biraz para kazandırabilecek bir şeydi onu yaptım, marangozluk yaptım, bir bar için demirden DJ kabini yaptım, yani para kazanmak ve kendimi geliştirebilmek için önüme ne gelirse yaptım. Ama şimdi daha iyi. 

Benzetme kuklayı kimler alıyordu?
Hediye ediliyor, daha çok kadınlar tercih ediyor. Erkekler kuklanın fiyatını duyduklarında “Ben bir tek taş yüzük alayım ucuzundan” diyorlar. Kadınlar daha duygusal, daha estetik meraklısı. Ben erkeğin ne kadar öküz olduğunu ilk orada anladım. Gerçekten estetik konusunda herhangi bir kaygımız ya yok ya da çok nadiren var. Dolayısıyla erkekler değil kadınlar eşlerine, çocuklarına, babalarına bu tip hediyelere almak istiyorlar. Artık çok az kukla yapıyorum, hatta hiç yapmıyorum denebilir.

Son söz?
Heykellerden korkmaya gerek yok. Hareket bile etmezler, kimseye bir şey yapamazlar. Ondan korkuyorsanız vereceği fikirden korkuyorsunuzdur. (HÜRRİYET)