Ne yaparsan yap hayat çok sert

Ne yaparsan yap hayat çok sert
Ne yaparsan yap hayat çok sert
Diyarbakır sokaklarını atölyesi gibi kullanan güncel sanatçı Cengiz Tekin, 'Dahili Mevzular'la Pilot Galeri'de. Tekin, "Kim, ne kadar özgür olduğunu düşünürse düşünsün bir sınır var ve o sınırın dışına çıkmak çok zor. Ne yaparsan yap hayat çok sert" diyor.
Haber: ÖZLEM ALTUNOK / Arşivi

Bir kenti, Diyarbakır sokaklarını atölyesi gibi kullanan Cengiz Tekin’le ‘süreç’ konuşmak kaçınılmazdı. Hazır o da ikinci kişisel sergisi ‘Dahili Mevzular’la kendi ‘sanatsal süreci’nden dem vuruyorken, serginin dahili ve harici süreçleri ana konumuz oldu.
Pilot Galeri’deki sergide bu kez tek başına geniş bir oyun alanı kurmuş Cengiz Tekin. Hemen girişte el örgüsü, rengârenk bir çelenk karşılıyor bizi, yan odadaki videoda karpuz görünümünde toplar yuvarlanıyor sokaklarda, stadyumun orta sahasında ‘barış’ bekleniyor... Sergi, Diyarbakır’da geçiyor, başrolde ‘dar alanda üretmeyi seven’ bir sanatçı var, atmosfere ise her yerde, herkesin yaşadığı o sıkışmışlık, sınırlandırılmışlık hali hâkim.
“Bir şeyi anladım ben” diyor, “Kim, ne kadar özgür olduğunu düşünürse düşünsün, bir sınır var ve o sınırın dışına çıkmak çok zor. Ne yaparsan yap hayat çok sert, ancak oyunla yumuşatarak yaşanır bir hale getirilebilir...”
2009’da Şener Özmen’le hazırladığınız ‘Orijinal Mesaj’ sergisinin bir ucu dönemin ‘açılım süreci’ne dokunuyordu, yıl 2013 ‘Dahili Mevzular’sa ‘barış süreci’ne denk geldi… Olan biten sizin sanatsal sürecinize nasıl yansıdı?
Ne açılım süreci başladı diye Şener’le sergi yaptık ne de şu an denk gelen barış süreci benim bu sergimi biçimlendirdi. Bunların hiçbiri bizim sanat yapma anlayışımızı değiştirmedi, biz sadece kendi sürecimizden besleniyoruz. Sadece şunu söyleyebilirim: Böyle durumlarda işlerin okunması değişebiliyor, bir ifade biçimi olarak sanat pratiğimiz birçok defa yanlış okumalara kurban gitse de bunun son zamanlarda değiştiğini söyleyebiliriz. Bugünse başka bir şey oldu, medya hızla değişti, şimdi hemen hemen hepsi aynı şeyleri söylüyor. Bizse yine kendi bildiğimiz doğruyu devam ettiriyoruz, elbette süreci sekteye uğratacak ya da yüceltecek şekilde değil.
E tabii, böyle bir durumda bu sergideki bazı çalışmalar da sürece ‘cuk’ diye oturdu.
Şu Diyarbakır Stadyumu’nun orta sahasındaki ‘barış çizgisi’ mesela... ‘Barış’ı 2012’de süreç öncesi yapmıştım. Bu performans ‘Kırmızı Halı’da da olduğu gibi kendime sus işareti yaptığım anlara denk geldi. Diyarbakır Stadı’nın orta alanında yani sahanın en güvenilir yerine çizdiğim evrensel barış işareti, nasıl bir barışın geleceğine, sahaya kimlerin ineceğine gönderme yapıyordu. Biliyorsun çok figürlü, hareketli, renkli işler yaptım şimdiye kadar. Bu kez gösterişten uzak, yalın, daha sakin işler yapmak istedim. Biraz olgunlaştım da diyebilirim.
‘Dahili Mevzular’, içsel de bir yolculuk öyleyse… Hem memleket meseleleri, hem kişisel meseleler… Aynen öyle. İçinde kişisel, ailevi ya da resmi durumlar için kullanılan ve içsel olaylara göndermede bulunan sergide, rutini devam ettirmeyen bir bakış açısıyla mevzulara değindim. Ve bir şey anladım ki, kim, ne kadar özgür olduğunu düşünürse düşünsün, bir sınır var ve o sınırın dışına çıkmak çok zor. Ne yaparsan yap hayat çok sert, onu ancak oyunla yumuşatarak yaşanır bir hale getirebilirsin. Büyük kavramlarla yola çıkıp gerçeğin köşesinden tutmak yerine, daha yalın bir şekilde gerçeği manipüle ederek dönüştürmek daha hoş. Kısacası artık büyük sözler etmenin manası olmadığını düşünüyorum. Belki şimdiki süreç de bunu gerektiriyordur…
Sadece ‘barış’ sözünün hayatta karşılığını bulmaya başlaması yeter mi demek istiyorsunuz? Evet, “Yeter ki bir tek insan ölmesin” diyorum. Artık empati kurma zamanı.
‘Sınırını zorlamak’, ‘sınır aşmak’, ‘sınırsız yaşamak’... Sınır akla pek çok şey getiriyor… Sergiyle sınırlılık halini sorgularken, sanki kendi sınırlarınıza da çarpıyorsunuz. Kurgulanmış ve hayali bir şey olduğunu düşündüğüm ‘sınır’ kelimesinin bendeki tezahürü daha fazlasını istemek ya da kendi korkularının üzerine gidebilmek. Ben sadece üretim sürecinde kendime bazı yasaklar koyarak sınırlılığın zevkini yaşıyorum. Çünkü görüntü üretiyorum, çoğunda da bitmiş bir hal yok. Güzel bir görüntüyle de işim yok, benim için önemli olan o en gergin durumu yakalamak. Zaten hayat bir performans gibi geçiyor. Diyarbakır sokakları benim için bir atölye. Bir yığın haline gelmiş olan binlerce fotoğraf, video, insanlarla kurduğum diyalog, o süreç benim için çok önemli. Dar alanda üretmek de hoşuma gidiyor, çok kullanılan malzemeler yerine, onlar dışındakileri zorlamak… Kendimi kısıtlamak beni yaratıcı kılıyor.
Politik /gündelik bir mevzuyu ironiye, absürde başvurarak anlatmak riskli ve zor da. Karikatür gibi. Aslında sizin işlerinizde de karikatür etkisi var. O ayar, çok ince değil mi? Uzun yıllar karikatür çizdim ben, öyle bir damar var… O geleneği fotoğrafta eritmek riskliydi ama derdim, ironiyi çalışmanın merkezine yerleştirerek anlatmaya çalışmaktı. Mizahi referans elimden tutup beni karşıdan karşıya geçiren, önce sola, sonra sağa bakmamı sağlayan bir özellik taşıyor. Yoksa bardaklarla yeri dinleyen insanların ortasında sandalyede oturan adam ya da elinde bidonla alakasız duran adam nereden çıkardı?
Bütün bunlarda Diyarbakır’ın etkisi ne? Mesela bir sanatçı için dar bir alan mı? Hayır, tam tersine çok geniş bir alan birilerine göre. Nereden ve nasıl baktığınıza bağlı. İstanbul ’da yaşayıp sert işler yapmak başka ama Diyarbakır’da yaşayan bir sanatçının okunması bambaşka. Orada yaşıyorsan politik işler yapıyorsun gibi bir algı vardı birkaç yıl öncesine kadar. Yaşadığımız yer bizi biçimlendiriyor öyle değil mi? Aslında ben olması gerektiği kadar politika ile ilgileniyorum, hayatın bana gösterdiği şeyleri yapıyorum. Bu da hiç değişmeyecek.
Cengiz Tekin’in ‘Dahili Mevzular’ sergisi 15 Haziran’a kadar Pilot Galeri’de. Tel: 0212 245 55 05