'Nesiller değişse de çıkış yolu arama biçimi aynı...'

'Nesiller değişse de çıkış yolu arama biçimi aynı...'
'Nesiller değişse de çıkış yolu arama biçimi aynı...'

Şimdiki Zaman belgeselleri ve kısa filmleriyle tanıdığımız Belmin Söylemez in ilk uzun metrajı.

Yerli yabancı festivallerden ödüllerle dönen 'Şimdiki Zaman' vizyonda. Amerika'ya gidip yeni bir hayat kurmak isteyen, para biriktirmek için fal kafede çalışan Mina'nın öyküsünü, yönetmen Belmin Söylemez'le bir fal kafede, Türk kahvesi içerek konuştuk.
Haber: ELİF TÜRKÖLMEZ - elifturkolmez@gmail.com / Arşivi

Genç bir kadının kendine ait bir hayat kurabilmek için verdiği mücadeleyi anlatıyor ‘Şimdiki Zaman’. Bu hikâye neden önemliydi sizin için?
Bu hikâye yakından tanıdığım pek çok genç insanın gerçek hikâyesidir. Özellikle genç kadınların… İlk filmler de genellikle insanın kendine en yakın hissettiği, en kalpten duyduğu hikâyeler olur derler, bu da sanırım öyle oldu. Uzun yıllardır tasarladığım, ara ara yazdığım bir hikâyeydi. Çok uzun yıllara yayıldı. İlk başta kendimden yola çıkarak yazmaya başlamıştım. 20’li yaşlarımın ortasında ben de yurtdışına gitmek istedim, çabaladım. Sonra da yakın arkadaşlarım hep bir gitmeye çalıştı. Kimi gitti, kimi gidemedi. Özellikle bir oyuncu arkadaşım Amerika’ya gitmek için çok uğraştı ve nihayetinde gitti. O zamanlar hep bundan bir hikâye çıkarsak, bir kısa film çıkarsak diye düşünüyorduk ama biz yazana kadar o gitti ve o proje öyle kaldı. Yıllar sonra Haşmet Topaloğlu ile yeniden yazmaya başladık ve bu film çıktı. Nesiller değişse de çıkış yolu arama biçimi zaten hep aynı.
Ana kahraman Mina, Amerika’ya gidebilmek için gereken parayı fal bakarak kazanmaya çalışıyor. Ama aslında okumuş etmiş… Diğer falcılar gibi değil, cümleleri bile farklı kuruyor…
Mina aslında fal bakarken kendi özlemlerini dile getiriyor, fal bakmayı bildiğinden değil. Dediğiniz gibi, ‘jargon’u da bilmiyor. Hani için kabarmış derler, sana bir kısmet var, yol görünüyor… Hikâyenin içinde fal kafeler hep vardı. Umudu sembolize etmesinden ziyade insanları buluşturan ve benzer dertleri olduğunu fark etmelerini sağlayan yerler buralar. Bir de son yıllarda sayıları çok arttı. Film sürecinde fal kafelerde çalışan insanlarla görüşmeler yaptık ve onların hikâyeleri Mina’nın hikâyesinin gelişmesine çok yardımcı oldu. Hepsi ayrı ayrı ilham vericiydi. Ben her ne kadar daha evvel belgeseller çekmiş olsam da bu filmde fal kafelere bir belgeselci gözüyle bakmadım. Aksine çok büyülü, gerçeküstü bir dünya kurmaya çalıştım. Duvardaki kâğıt, bütün fincanların ayrı renk ve şekillerde olması da hep bu gerçeküstü dünyayı yaratmak içindi. Orayı Mina’nın kozası gibi ördük. Oradan çıkmaya çalışmasını anlattık. Mina’nın yavaş yavaş konuşmaya başlamasını, bize bir şey anlatmasını istedik. O yüzden Mina’nın lafları diğer fal bakanlardan farklı. Çünkü o aslında kendini anlatıyor.
Sadece işsizlik değil Mina’yı İstanbul’dan kaçıran sebep. Bir de yaşadığı evden zorla çıkarılıyor. Çünkü ev otel olacak… Şehrin gidişatına da dertlenen bir film ‘Şimdiki Zaman’…Evet, bu mesele benim için çok önemli çünkü burada olan biten değişimlerin bize, şehrin sakinlerine sorulmadan yapılması çok canımı sıkıyor. İnsanı yok sayan bu yaklaşım ve bu şekilde gerçekleşen dönüşüm beni çok öfkelendiriyor. Emek Sineması’nın yıkılması, Haydarpaşa’nın kapatılması da bunun bir parçası. Mina’nın kaçış isteğini güçlendiren en önemli etken de bu yüzden evet, şehrin durumu. Filmdekine benzer durumları yaşayan insanlar biliyorum. Evlerinden zorla çıkarıldılar, şirketin gönderdiği güvenlik tarafından rahatsız edildiler. Bir şehri bizim şehrimiz yapan sevdiğimiz insanlarla sevdiğimiz mekânlardır. Onlar yoksa artık kalmak istemeyiz.
Peki Mina’nın yeni bir hayat kurmak için seçtiği ülke neden Amerika?
Mina bir beyaz yakalı işsiz. Üniversite mezunu. Eğitim hayatı boyunca ona çok şey vaat edilmiş. Kariyeri, işi, evi, parası olacağını düşünmüş. O vaatlerin içinde yurtdışına gitmek, kendini oralarda gerçekleştirmek de var. Bir de başarılı olmak, mutlu olmak hep bir ütopyadır. Gelecektedir, başka yerdedir. Şimdiki zamanda ya da yaşadığımız yerde aramayız mutluluğu. Amerika bütün bunlar için en uygun ülke, simge hatta. Vaatler ülkesi.
Son yıllarda Türk sinemasından çok nitelikli kadın öyküleri çıkıyor. Çok iyi yazılmış kadın karakterler oluyor. ‘Şimdiki Zaman’ın Mina’sı da bunlardan biri. Siz nasıl bir motivasyonla yazdınız bu karakteri?
Türk sinemasında iyi yazılmış kadın karakterlerin artmasını çok sevindirici buluyorum, sinemayla ilgili umudum artıyor. Yazarken tabii ki güçlü bir kadın yaratmak istedim. Sanıyorum, kadın karakterleri kendime daha yakın hissediyorum. Türk sinemasının son yıllarda çıkardığı işler gerçekten çok iyi, zaten sinemamızdaki esas sorun filmi yazmak ya da çekmek değil artık. Sorun filminizi gösterecek salon bulamamanız.
Film çok festival gezdi ama uzun süredir vizyon bekliyordu değil mi?
Çok üzücü ama durum bu. Türkiye ’de bir filmi dağıtmak, sinema salonu bulmak çok zor. Alternatif filmlerin gösterildiği salonlar bulmak gerekiyor. Örneğin Beyoğlu Sineması bağımsız filmler gösteriyor ve sadık bir seyirci kitlesi var. Ama bu salonların sayısının artması lazım. Artacağına azalıyor ne yazık ki.

Sette sürekli kahve içip fal kapattık

“Kahve içmeyi de fal bakmayı da çok severdim. Bizim ailenin kadınları iyi fal bakar. Annem, anneannem… Evimize gelip annemden fal bakmasını isteyenler olduğunu hatırlıyorum. Çekimler sırasında yüzlerce kahve içip fal kapattık. Başlangıçta kahveyi döküp elimizle şekil verelim dedik ama mümkün değil. Mutlaka içmeniz gerekiyor ki o şekiller çıksın. Yazdığımız metin her zaman telvenin söylediğiyle örtüşmüyordu tabii. Bir de başrol oyuncumuz Sanem Öge film sonunda artık iyi bir falcı olmuştu. Hatta bazen replikte yazanın dışında gördüğünü söylemeye, biz sahneyi kessek bile anlatmaya devam ediyordu. Bazı insanların sezgileri gerçekten çok kuvvetli ama ben herkesin biraz çalışarak fal bakabileceğini düşünüyorum. Önemli olan fal bakmak değil, fal baktıranın içini ne kadar açtığı…