Neslinin en iyi gitaristi

Neslinin en iyi gitaristi
Neslinin en iyi gitaristi
Konuyla en alakasızların bile gitarist deyince aklına ilk gelen isimlerden Slash, 2 Şubat'ta Maçka Küçükçiftlik'te olacak. Bu önemli konser öncesi Slash'e bağlandık...
Haber: ERMAN ATA UNCU - erman.uncu@radikal.com.tr / Arşivi

Yıl 1993... Guns N’ Roses’ı ‘Use Your Illusion’ serisiyle yıldızının en parladığı dönemde İnönü Stadyumu’nda ağırlayabildiğimiz zamanlar. Liseden çıkıp konsere gidebilecek ‘şanslılar’ın birçoğu tükenmez kalemle ellerine, kollarına gotiğimsi olmasına özenilmiş fontlarla Axl Rose yazmış. Müzikle biraz daha içli dışlı olanlar ise Slash çiziktirivermişler. 80’ler sonrası dönemin en büyük rock’n roll ikonlarından Slash yıllar sonra bu sefer solo projesiyle İstanbul ’da. Tabii Guns N’ Roses safhasını geçeli yıllar oldu. Arada diğer rock devleriyle kurduğu Velvet Revolver da uzun zamandır beklemede. Tahmin edildiği üzere Axl’la da Velvet Revolver’daki frontman’i Scott Weiland’la da arası pek iyi olmadığından o konulara girmek imkânsız.

Ancak “Grup içi kavgaların rock’n roll hayatında yeri ne?” gibi dolaylı sorularla konuyu deşmeye çalışıyoruz. Ama sorun yok. Neslinin en iyi gitaristlerinden biri olan Slash’in Axl ve Weiland haricinde de anlatacağı çok şey var.
Yeni solo albümünüz ‘Apocalyptic Love’da tek bir vokalistle, Myles Kennedy’yle çalıştınız. Niye ilk solo albümünüzdeki gibi farklı rock yıldızlarını konuk etmek yerine tek bir şarkıcıyı tercih ettiniz bu sefer?
Sebeplerden birisi, Myles dışında ilk solo albümde şarkı söyleyen şarkıcıların hepsinin zaten çok yetkin ve uzun süren kariyerlere sahip olmalarıydı. Myles, daha önce tanımadığım, benim için yeni ve taze bir isimdi. Bu noktaya geleceğimizi hiç düşünmemiştim. İlk başta sadece iki şarkı kaydetmek için bir araya gelmiştik. Bir tek onun zamanı bir yılını ayırmaya imkân tanıdığından beraber turneye çıkmayı teklif ettim. Ama bir de bu kadar geniş bir yelpazede şarkı söyleyebilen tek şarkıcı da oydu. Bunun iyi bir fikir olacağını düşündüm. Gösteriye başladığımızda aramızda “Hadi beraber bir albüm yapalım” dedirtecek kadar güçlü bir kimya oluştu. Ama onu ilk tanıdığımda ileride böyle bir yola gireceğimiz aklımın ucundan
bile geçmemişti.
Nasıl bir vokal, sizin müziğiniz için en uygunu olurdu?

Bunu hiç bilemezsiniz. Bu, öyle kafanızda olup da aradığınız bir şey değildir. Ararsanız bulamazsınız zaten. Farklı şeyler
denemeniz gerekir. Ancak duyduğunuzda bir sesin uygun olup olmadığını anlarsınız.
Albüme ismini veren şarkıdan, ‘Apocalyptic Love’dan bahsedebilir miyiz?

Myles’la hani şu Maya takvimi, kıyamet gibi meseleler üzerine konuşurken ortaya çıktı. Kıyamet gününde seks üzerine bir şarkı… (Gülüyor) Ne de olsa insanoğlunun dünyadaki son saatlerinden bahsediyoruz, çok önemli yani.
Son albümdeki şarkı sözleri hayli karanlık ve pesimist sanki… Bu aralar böyle mi hissediyorsunuz?

Şarkı sözleri çok kişisel. Karanlık olanlar da var, daha az karanlık olanlar da… Ama hepsi kişisel ve tabii Myles’ın kayıt sırasındaki duyguları da işin içine girdi.
Sigarayı bırakmışsınız. Görüntünüzün ayrılmaz bir parçasıydı. Şok etkisi oldu mu insanlarda?
Hayır, o kadar önemsenmedi. Pek de kulağıma bir şey gelmedi. Ara sıra sözünü eden çıktı ama öyle çok büyük bir olay olmadı.
Bu rock ikonu durumundan dolayı size sınırlar konduğunu düşündüğünüz, sıkıldığınız oldu mu hiç? Bu, tamamen medyanın ve halkın yarattığı bir şey… Hiçbir zaman başkalarının söylediği bir şeye, rock ikonu beklentilerine falan uymak zorunda hissetmedim kendimi. Bu halim kendimin eseri... Daha çok kendi kendimi s.tim diyebilirim. (Gülüyor)
Britanya doğumlusunuz. Anneniz David Bowie’nin kostümcüsü, babanız Neil Young gibi isimlerin albüm kapaklarını tasarlayan bir sanatçı... Britanya’dan Los Angeles’a ilk geldiğiniz zaman hiç yabancılık çektiniz mi?

Los Angeles’a ilk geldiğimde her şey çok yolundaydı. Sadece okuldaki diğer çocuklara uyum gösteremedim. Yetiştirildiğim çevre, müzisyenlerle sanatçıların olduğu, gayet canlı bir atmosferdi. Ama devlet okuluna gittiğimde katı ve sert ortamına uyum gösterememiştim. Çok fazla gerilim vardı.
Bugünün rock müziğiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Heyecan verici bir şey yok bence. Birtakım çok iyi gruplar var, yumuşak müzik yapan gruplardan birçoğu da kesinlikle çok iyi. Ama birbirlerinden çok ayrı yerde ve dağınık bu gruplar. 60’lar, 80’ler veya 90’ların başında olduğu gibi bir rock ortamı var diyemem. Bu dönemlerin hepsinde bir hareketten söz edilebilir. Şimdi ise müzik ortamı çok dağınık. Çok iyi gruplar var ama eskiden birçok grubun birbirini takip ettiği, heyecan verici bir rock sahnesi olduğu zamanlardaki gibi birleşik değiller.
Darren Aronofsky’nin ‘Wrestler’ında Mickey Rourke’un canlandırdığı kahraman, grunge ve Kurt Cobain’in rock’ın eğlencesini nasıl öldürdüğünden şikâyet ediyordu. Siz de grunge’ın yükseliş yıllarında benzeri bir tepki vermiş miydiniz?

Hayır hayır… Ben tüm bu yorumların saçmalık olduğunu düşündüm hep… 80’lerde birtakım gruplar gelişti ve sonra her on yılda olduğu gibi müzik değişmeye başladı. Ve tüm bu sürecin de son derece sağlıklı olduğunu düşünüyorum. Benim o zamanki grubumun ya da diğer grupların dağılmasının bununla hiçbir alakası yok.
Grup kavgaları, rock’n roll hayatının ayrılmaz bir parçası mı?

Buna hiçbir zaman katılmıyorum. Tabii ki fikir farklılığının, çeşitliliğin yaratıcı sürece katkısı tartışılmaz. Zaten birden çok kişi, aynı iş için çalışınca da kaçınılmaz bir şey bu. Ama grup üyeleri arasında çekişme tam aksine yaratıcı süreci baltalayan bir şey.
Slash featuring Myles Kennedy & The Conspirators 2 Şubat’ta Maçka Küçükçiftlik Park’ta.