Nicole Kidman Cannes'da duygusallaştı

Nicole Kidman Cannes'da duygusallaştı
Nicole Kidman Cannes'da duygusallaştı
Cannes Film Festivali, beklentileri karşılamaktan uzak Grace Kelly hikâyesi 'Grace of Monaco'yla açıldı. Filmde Kelly'i canlandıran Nicole Kidman: Ben de aşk için kariyerimi hiç düşünmeden gözden çıkarırdım.
Haber: ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR / Cannes / Arşivi


Cannes Film Festivali ünlü Hollywood aktristi ve Monako Prensesi Grace Kelly'nin saraydaki kritik birkaç yılını anlatan “Grace of Monaco” ile bugün açıldı. Geçen yılın 'Muhteşem Gatsby'si gibi görkemli hayatların ardındaki yavan ilişkileri ve trajik gerçekleri anlatmaya soyunan bir açılış filmi Cannes'ın şatafatlı ruhuna pek uygun kaçsa da beklentileri karşılamaktan hayli uzaktı. 1960'ların başında Fransa ve Monako arasındaki politik gerginliği de vererek sıkça gazetelere manşet olan bir kraliyet ailesiyle ilgili duygusal entrikaları anlatmak isteyen film, melodramayı da hakkıyla beceremiyor. Filmin yönetmeni Olivier Dahan ise dün sabah yapılan basın gösterimindeki eleştirmenlerin cılız yuhalamalarla karışık ilgisizliğinden rahatsız olmuşa benziyordu ve basın toplantısındaki asık suratıyla sorulardan kaçınarak sözü sıkça başrol oyuncuları Nicole Kidman ve Tim Roth'a bıraktı.

 

Önce aşk..

Grace Kelly'nin “Hayatımın bir peri masalı olduğu fikri  peri masalından ibarettir” sözleriyle başlayan filmin en manidar ve eğlenceli replikleri usta yönetmen Alfred Hitchcock karakterinin Kelly'ye verdiği “aman kadrajın kenarında durma” gibi tavsiyelerinden geliyordu. Zaten filmin hayal kırıklığına uğratmasına rağmen kadrajın ortasındaki ünlü başrol oyuncuları nedeniyle dünya medyası basın toplantısına büyük ilgi gösterdi.  Grace Kelly rolündeki Nicole Kidman, Prens Rainier'ı oynayan İngiliz aktör Tim Roth ve Maria Callas'ı canlandıran Paz Vega'nın da aralarında yer aldığı geniş film ekibi ilginin merkezindeydi.  Beyaz elbisesiyle gelen Oscarlı Kidman'a genelde yönetilen sorular evlendikten sonra oyunculuğu bırakan Grace Kelly'nin yaşamıyla bağlantılıydı. Üstad yönetmen Alfred Hitchcock'un “Hırsız Kız” (Marnie) adlı projesini önce kabul eden ama ülkedeki siyasi kriz ve prensin öncelikleri nedeniyle reddetmek zorunda kalan Kelly'nin ailesini seçmesini anlayışla karşıladığını söyleyen Nicole Kidman “Ben de aşk için kariyerimi hiç düşünmeden gözden çıkarırdım” dedi. “Aşk için mesleğimi bırakmak zorunda kalmadım ama kalsaydım anında bırakırdım. Çünkü yapacak başka bir şey bulurum ama aşk her zaman karşısınıza çıkmıyor. 2002'de Oscar kazandım ama eve döndüğümde kimse yoktu. Birisi için ölmeyi düşünecek kadar sevmek çok kıymetli bir şey” diyen Kidman duygusallaşarak devam etti: “O dönem kariyerim yükseldi ama kişisel hayatımda düşüş yaşadım. Sonra da tam tersi oldu, umarım bir gün her ikisi de olur”.  Kendisiyle Grace Kelly arasında benzerlikler gördüğünü ve onu çok iyi anladığını söyleyen oyuncu, “Oscarlı ve ünlü bir oyuncu olmasına rağmen bir aile istedi ve seçimini ona göre yaptı, çok iyi anlıyorum. O dönem ne kadar saraydan ayrılmak istese de gerçek hayatta öyle kolay kaçılmıyor. Kesinlikle bir 'prens'le evlenmemişti” dedi. Tom Cruise ile olan evliliğini kasdettiği sanılan bu cümlelerin ardından mevzuyu toparlayarak şimdiki kocası, müzisyen Keith Urban'a 'tam bir prens' sözleriyle iltifat etti.  “Kaldırım Serçesi”yle ün kazanan yönetmen Olivier Dahan ise uzun uzun Nicole Kidman'ın oyunculuğuna iltifat etti ve filmin yeniden montajlanmasını isteyen Amerikalı meşhur dağıtımcı Harvey Weinstein arasındaki husumetin sonunda çözülmesiyle ilgili mutlu olduğunu söyledi. Monako kraliyet ailesinin filmi 'fars' olarak niteleyip Cannes'daki gösterime katılmayacaklarını açıklamasıyla filmin etrafında dönen tartışmalar ise Nicole Kidman'ı özellikle üzmüş. “Çocuklarının bu filme itiraz etmelerini anlıyorum anne ve babalarını korumaya çalışıyorlar ama onların aşkını anlatıyor, izleseler görecekler diyen Kidman, filmin biyografik değil kurmaca bir film olduğunu söyledi. Kidman rol için özellikle Hictcock'un Grace Kelly'yle çektiği filmleri izlemiş, bolca okumuş ve dinlemiş: “Basınla bu kadar içiçe olmasına karşın düzeyini korumayı başarmış, 'cool' görünümünün ardında hayata tutkuyla bağlı bir kadın gördüm” dedi. 

Prens Rainier rolündeki İngiliz aktör Tim Roth da Nicole Kidman gibi hevesle sarılmış rolüne ve gerçek hayattan ünlü birisini canlandırmaktan hiç korkmamış. “Sadece onunla ilgili daha az bilgi ve görüntü vardı ama oyuncu olarak bu benim daha çok işime geldi” dedi. 

 

Jüri başkanı Jane Campion: Aslan payını erkekler alıyor

 

Festivalin açılış günü olan dün, çoğu ustlardan oluşan yönetmenlerden gelen18 filmin arasından Altın Palmiye'yi seçecek olan ana jürinin basın toplantısı da vardı. “Piyano” ile tanıdığımız Altın Palmiyeli tek kadın yönetmen olan Yeni Zelandalı Jane Campion'un başkanlığını yaptığı ve aralarında oyuncular Iranlı Leila Hatemi, Amerikalı Willem Dafeo, Meksikalı Gael Garcia Barnel, Fransız Carole Bouquet,  Güney Koreli Jeon Do-Yeon, yönetmenler Amerikalı Sofia Coppola, Danimarkalı Nicolas Winding Refn ve Çinli Jia Zhangke jüri seçim kriterlerini basına anlatırken elbette temkinliyidiler. Başkan Campion, “Özgün ve kişisel bir vizyona sahip bir film arayacağız” diyerek konuyu özetledi. Campion, geçtimiz yıllarda özellikle Cannes'daki kadın yönetmenlerin azlığı ve hatta yokluğundan dem vurulduğunda ise içini açıklıkla döktü: Sektörde herkese miras kalan cinsiyetçi bir tavır olduğunu düşünüyorum. Siz beyler aslan payını alıyorsunuz! Kadın yönetmenlerin temsil ve görünürlük sorunu var. Sonra da bir kadın yönetmen çıkıp başarılı olunca şaşırıyorsunuz!”