Nilüfer hep aynı

Türk pop müziğinin mihenk taşlarından Nilüfer, Sürprizler albümünde eski şarkılarıyla dinleyicilerin kulağının pasını siliyor. Yeni bir albümün hazırlıklarına da başlayan Nilüfer ile Donat Bayer söyleşti.
Haber: DONAT BAYER / Arşivi

Yine yeniden Nilüfer
Nilüfer röportajına giderken, son derece mesafeli olduğu herkes tarafından bilinen biriyle konuşup konuşamayacağıma dair şüphe içindeydim. Tam sözleştiğimiz saatte hâlâ korkunç bir trafiğin içinde takside oturduğumu fark edince kendimi nasıl dışarı atıp koşmaya başladığımı bilmiyorum. Bin bir güçlükle olmam gereken yere vardığımda ise hâlâ tam olarak kendimde değildim. Öncelikle karşımda duranın Nilüfer olduğunu anlamam belli bir vakit aldı. Ama bu benim suçum değildi, piyasaya çıktığı günden bu yana 30 küsur yıl geçmiş olan biri belki televizyonda genç durabilirdi ama yakından daha da genç gözükmesi oldukça şaşırtıcıydı. Bu ânı atlattıktan sonra her şeyin oldukça iyi gittiği duygusuyla röportajı tamamladım. Ancak eve gelip de kaydettiklerimi dinlemeye başladığımda sürekli saçmaladığımı, söyleşi boyunca "Erkekler ağlamaz" yerine "Erkekler de ağlar" deyip durduğumu fark ettim. Gerçekten erkekler de ağlardı ve şimdi ağlama sırası bendeydi...
Bir süre önce ilk üç albümünüz yeniden basıldı. Hemen ardındansa geçtiğimiz günlerde daha önce gün yüzü görmemiş kimi kayıtlarınız Sürprizler adı altında piyasaya sürülürdü.
Ben o albümleri hazinelerim olarak nitelendiriyorum. Benim için hepsi çok değerli. Sonuçta dinleyicinin karşısına ilk çıktığım yıllar söz konusu olan. Şarkı söylemeye 1972 yılında başladım. İlk şarkılarım aynı yıl 45'lik olarak yayımlanmaya başladı. 1974 yılında ise ilk long-play'im olan Nilüfer 74 piyasaya çıktı. Sürprizler'de kimisi o yıllarda 45'lik olarak yayımlanmış ama hiçbir albümüme girmemiş, kimisiyse zaten yayımlanmamak üzere değil de, sadece keyif almak için okuduğum şarkılar yer alıyor. İtalyancası, Fransızcası, Hümeyra için çalınmış playback'in üstüne okuduğum 35 Yaş ve duyması benim için de sürpriz olan birçok şarkı. 70'ler benim temelimi oluşturan, kendimi Türk halkına tanıttığım ve sevdirdiğim yıllar. Belki de bu yüzden o yıllar ve o yıllarda yaptığım işler bana çok değerli geliyor.
'Plak şirketlerinin kapısını çalmadım'
Bugün pop müzik piyasasına girebilmek hayli güç. O yıllarda koşullar nasıldı?
Şarkıcılık kariyerine başlamam hiç zor olmadı. Bu belki o dönem müzik dünyasında var olan boşluktan kaynaklanan bir şey. Ya da bunun pek çok başka sebebi de olabilir. Şarkı söylemeye başladığımda lise öğrencisiydim ve 17 yaşında, sesi güzel olan bir genç kızın şarkı söylemesi o yıllarda herkese cazip geldi. Ayrıca çok iyi yönlendirildim. Çok iyi bir prodüktör ve çok iyi bir plak şirketiyle çalıştım. Tüm bunlar benim artılarımdı. Her şeyin çok kolay gerçekleştiğini söyleyebilirim. Ben gidip de tek bir plak şirketinin bile kapısını çalmadım. Zaten aklımda öyle bir şey de yoktu. Ben sadece şarkı söylemeye âşık bir genç kızdım. Gerisi tamamen rastlantılarla gelişti ve bir anda kendimi Türkiye'nin en sevilen şarkıcıları arasında buldum. Zor olan sonrası oldu. Tutanabilmek, ayakta kalabilmek, yeni plak şirketleri, Türk pop müziğinin 80'lerde içine düştüğü durum vb... 80'lerde bir anda herkes arabesk ve Türk sanat müziği söylemeye başladı. Dolayısıyla o yıllarda ben de o tip albümler yaptım. Sonuçta hep yeni arayışların peşinde, zaman zaman doğal olarak kimi inişler ve çıkışlar yaşasam da bugünlere kadar geldim. Bakalım bundan sonrası ne olacak?
Sürprizler'de yer alan Almanca, Fransızca şarkılar o yıllarda ciddi biçimde Avrupa'ya açılmak üzere olduğunuzu düşündürüyor. Bugün de pek çok genç şarkıcı aynı çaba içinde. O günden bugüne bunun bir türlü tam olarak gerçekleşememesini neye bağlıyorsunuz?
Esasında benimle gerçekten çok önemli bir anlaşma imzalanmıştı. Anlaşma imzaladığım firma RCA'ydi ve o dönem çok önemli bir firmaydı. Bugün bir Avrupa müzik şirketiyle anlaşma imzalamak neredeyse imkânsız bir şey. Ayrıca bu bizim çabamız sonucunda değil onların anlaşma imzalamak üzere bize gelmesi sonucunda gerçekleşmişti. Ancak bana koşullar pek uygun gelmedi. Şöyle ki, Almanca ve İngilizce bilmiyordum. Bildiğim tek yabancı dil İtalyanca idi. Almanya'da bana bir ev tutacaklardı ve ben gündüzleri kursa gidecektim. Tüm bunlar bana hiç cazip gelmedi daha da ötesi tek başına Almanya'ya gitme fikri de beni ürküttü. Ama o dönem etrafımda beni doğru yönlendirecek kişiler olsaydı belki de ben bugün bir dünya starıydım. Ben bu tarz şeyleri nedense hiçbir zaman önemsemedim. Bugünkü çabaları nasıl bulduğumu soracak olursanız, böyle böyle bir yere varacağımız kesin. Neredeyse Avrupa'daki tüm müzik marketlerde Tarkan'ın cd'leri satılıyor. Bunlar hoş gelişmeler.
Kayahan son iki albümünüzü başarısız bulduğu için bundan sonra sizle çalışmak istemediğini açıkladı. Oysa bu albümlerde kendi besteleri de vardı. Kayahan yeri geldiğinde başarıyı üstlenmeyi bilirken bugün nasıl böyle konuşabiliyor? Bu biraz enteresan değil mi?
O konuda o kadar çok enteresan şey var ki, say say bitmez. Öncelikle ben son albümümün başarısız olduğu görüşünde değilim. Büyük Aşkım'ın satış grafiği düşüktür ama son albümüm için aynı şeyi söyleyemem. Belki albüm klasik Nilüfer dinleyicilerine aykırı gelmiş olabilir, kimileri o şarkıları benden dinlemeyi sevmemiş olabilir ancak bu bahsettiğim sadece bir kesim. O albüm, eğer tiraj olarak konuşacak olursak hiç de onun söylediği gibi 100-150 binlerde değildir. Yaklaşık 450 bine ulaşan bir satış başarısı olmuştur. Bu hiç de fena bir rakam değil, hatta bugünün koşullarına göre iyi bir rakam olduğu bile söylenebilir. Ayrıca bağlı olduğum şirketin tüm mallarına el konulduğu ve hareket edemez hale geldiği bir dönemden bahsediyoruz. İlk klibin ardından aylarca ikinci klip bile çekilemedi. Neyse bunları bir kenara bırakalım. Sizin de belirttiğiniz gibi her iki albümde de Kayahan'ın şarkıları vardı. Ayrıca verdiği şarkılar karşılığında büyük rakamlar istemesi, şarkılarını ancak albüme isim vermesi kaydıyla satması, şarkılarının bir albümü büyük tirajlara ulaştıracağı iddiasından kaynaklanıyor. Dolayısıyla orada büyük bir çelişki var.
Peki, bir şarkıcıyla şarkı yazarı arasındaki anlaşmazlığın bu şekilde medyaya yansıtılması da çok rahatsız edici değil mi?
İşin manevi yanından bahsedecek olursak, etik olmayan o kadar çok şey var ki... Bir kere beni işini ciddiye almamakla suçlamak kadar mantıksız bir şey olamaz. Bir de aklı 22 sene sonra mı başına gelmiş?(Gülüşmeler.) Ben Kayahan'ın şarkılarını söylemeye başladığımda Türkiye'de gerçekten çok az kişi Kayahan'ı tanıyordu. Ben gerçekten onun şarkılarına çok inandığım, sevdiğim, onlarda bir ışık gördüğüm için onun elinden tuttum ve birlikte çok fazla şey yaptık. Bu az buz bir şey değil. Türkiye'de bu denli uzun bir süre birlikte çalışabilmek çok az kişiye nasip olmuştur. Daha evvel de aramızda bu tip trtışalar yaşandı ama onlar medyaya yansımadan halledildi. Ama artık benim de bir dayanma gücüm var. (Kahkahalar)
'Kendime karşı acımasızım'
Erkekler Ağlamaz gibi Türk pop müziğinin en güzel bestelerinden biri sizin imzanızı taşıyor. Daha sonra neden beste yapmadınız?
Bu durum değişecek. Yeni hazırladığım albümde en aşağı iki-üç tane bestem olacak. Bu benim hep ıskaladığım bir şeydi. Sanırım bunun sebebi de mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olmam. Kendi yaptığım işleri kolay kolay beğenmiyorum. Eğer benim mantığımda bir kişi bir şey ortaya çıkarıyorsa o gerçekten güzel olmalı.Eğer kötü bir sesim olsaydı şarkı söylemeye de başlamazdım. Rahatlıkla kendime karşı çok acımasız olduğumu söyleyebilirim. Dolayısıyla bugüne kadar işi şarkı yazmak olan kişilerin yazdığı şarkıları yorumlamayı tercih ettim. Ancak bunun bir taraftan çok da doğru olmadığının farkındayım artık. Kendime karşı bu kadar çok acımasız olmak istemiyorum artık. Çocukluğundan beri müzik dinleyen, belli bir müzikalitesi olan bir insan olarak benim bu yanımı bastırmam, öne çıkarmamam aslında bir haksızlık.
Kızınızla, çocuklarla olan ilişkiniz sizin için şefkatin çok önemli olduğunu düşündürüyor.
Çok önemli. Çünkü ben 11 yaşında babamı kaybettim ve annemle büyüdüm. Bir kız çocuğu için babasının şefkati çok önemli, çok değerli. Ne yazık ki ben bu duyguyu 11 yaşıma kadar tadabildim. Ondan sonra o yanım eksik kaldı. O yüzden hayatta şefkat kavramının ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyorum. Özel yaşamda insan zaman zaman şefkati bulabiliyor, zaman zamansa bulamıyor. Ancak kızımın sevgisi ve şefkati şimdilik bana çok iyi geliyor.
Yeni albümünüz ne aşamada?
Şu sıralarda olağanüstü bir tempoda müzik dinliyorum. Karşıma çıkan her tür müziği dinlediğim bir dönemdeyim. Mp3'ler sayesinde yüzlerce şarkıyı arka arkaya dinleme olanağım oluyor. Onun dışında sürekli dinlemem için yeni eserler gönderiliyor ve onları dinliyorum. Bu albümde tekrar ilk prodüktörüm Nino Varon'la çalışıyorum ki, zamanında benim müzik dünyasına girmemde çok önemli bir rolü olmuştur. Albümün aranjörlüğünüyse Ozan Çolakoğlu üstlenecek. Durum şimdilik böyle. Gerisini zaman gösterecek.
Sahnede soğuk, özel hayatında neşeli
Peki, genellikle mesafeli bir haliniz var. Hatta bu kimi zaman soğuk olarak nitelenmenize sebep oluyor. Bu doğru bir saptama mı?
Evet, tamamen doğru bir saptama. Ama zaten ben müzik dünyasına böyle girdim ve insanlar beni bu şekilde kabul etti. Ben sadece olduğum gibi davrandım. Bu benim yaşam biçimim. Hep böyleydim. Bir de başlangıçta sahneyle pek barışık değildim. Farklı olmak için kendimi zorlamam, kısacası oynamam gerekirdi. Abartılı olmak, sahnede uzun uzun konuşmak bana göre şeyler değil. Ben seyirciye karşı olan duygularımı bakışımla, gülüşümle ve şarkılarımla yansıtmayı tercih ediyorum. Zaten kimsenin benden bundan daha farklı bir davranış beklediğini sanmıyorum. Ben böyleyim.
Oysa sahne dışında çok neşeli olduğunuz söyleniyor. Bu doğru mu?
Eğer istediğim bir ortamdaysam ve keyfim yerindeyse eğlenceliyimdir. Espri yapmayı, gülmeyi çok severim. Ancak sanırım yetiştirilme tarzımdan dolayı olsa gerek, sahnede içimdeki tüm duyguları eksiksiz bir şekilde yansıtabilsem de evimde ve arkadaş ortamında olduğum kadar rahat değilim. Televizyon programları için de aynı şey geçerli. Her halde çocukken bana başkalarının yanında çok konuşmamam, yaramazlık yapmamam ve yerimden kalkmamam gerektiği gibi şeyler öğretildi. Bu bir tür baskı ve özellikle geçmişte pek çok Türk ailesinin yaptığı bir baskı. Bir tek şarkı söylerken iç dünyamı sesime, yüzüme, mimiklerime yansıtabiliyorum. Büyük bir kontrolüm var benim. Bunun da çocukluktan geldiğini sanıyorum. Ama sonuçta ben stand-up yapmıyorum.