Nostaljik zevklerin şerefine

Bu kadar çok starın dev kadro mahiyetinde bir araya geldiği filmler, genellikle o starların en iyi performanslarına vesile olmaz.
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

Bu kadar çok starın dev kadro mahiyetinde bir araya geldiği filmler, genellikle o starların en iyi performanslarına vesile olmaz. O, 'bundan iyisi can sağlığı' hissi, oyuncuları da seyirciyi de ele geçirir ve star personası her şeyin önüne geçer. Filmi daha kimse görmemişken, bazı sahneler 'efsanevi' gibi sıfatlar ediniverir. Heat / Büyük Hesaplaşma'daki
'De Niro-Pacino düeti'nde olduğu gibi. 8 Kadın'da da benzer bir durum söz konusu. Ama 'dev kadro'nun yakalayacağı ortak büyüye dair şişkince beklentiler, 8 Kadın'da hayal kırıklığına yol açmıyor. Çünkü bu filmin ihtiyaç duyduğu, oyuncularının en doğal halleri sayılmaz. Hatta fena halde star etiketiyle orada bulunmalarının getirdiği hafif yapaylık, 8 Kadın'ın körüklediği şeylerden biri. Film, tiyatrovariliğine, dış mekân dekorunun sahteliğine, karakterlerini göz çıkaran biçimde kıyafetleriyle kodlayışına da sonuna kadar sahip çıkıyor.
Ah o eski melodramlar
8 Kadın, barındırdığı her unsurdan keyif alan bir film. Bu unsurların kaynakları arasında da, Agatha Christie romanlarının 'katil kim?' yapısı, müzikaller, dişiliğin adeta fetişleştirilmesi, Ozon'un proje ortaya çıktığından beri bizzat söyleyip durduğu üzere melodramın ustası Douglas Sirk'ün filmleri, 1950'li yılların klasik Hollywood melodramlarına ve müzikallerine o cafcaflı, rengarenk, yapay görüntüyü veren Technicolor var. Ozon, renk seçimleri ve ışık kullanımıyla, tedavülden kalkmış Technicolor'un yarattığı etkiyi yakalamaya çalışmış.
Tabii bir şeyin etkisini yakalamakla, o şeyin kendisi olmak aynı sonucu vermiyor. Ozon'un, 50'li yıllara ait domestik Hollywood filmlerinde bulduğu zevkleri, tamamen farkında olarak filmine yansıtması ve onların 'gibi'sini yapmaya soyunması, işin rengini değiştiriyor. Tıpkı Tarantino'nun gangsterlerinin, filmlerinden çok etkilendiği Melville'in gangsterleri kadar derin ya da her fırsatta hayranlığını sunduğu John Woo'nun kahramanları kadar naif olmadığı ve yine de onların yarattığı etkiden nasiplendiği gibi. Müzikte, modada, her şeyde eski akımların bugünden bakarak didiklendiği ve böylece de kimi zaman neredeyse yeni buluşlar kadar kıymetli sonuçlar elde edilen bir dönemde, Ozon'un yaptığına, eskileri ısıtıp yeniden önümüze koymak diyemeyiz. Zira Ozon etkilendiği sinema biçimlerine kadeh kaldırırken, filmini kendi duyduğu nostaljik hazzın süzgecinden geçiriyor. Bu noktada da hem mizah devreye giriyor, hem de klasik tatların dokusu dürüstçe deşifre ediliyor. En basitinden, filmin bir stüdyoda çekildiğinin bilhassa hissettirilmesi bir yana, Hollywood klasiklerinde ancak alt metin olarak yer alabilen (ve Ozon'un favori temaları arasında bulunan) ensest, eşcinsellik gibi konular 8 Kadın'da alenen su yüzüne çıkıyor.
Her şey su yüzünde
Zaten 8 Kadın'da hemen her şey su yüzünde diyebiliriz. Filmdeki yıldızlara bile, bilhassa ortalama imajlarına uygun roller verilmiş: Her daim olası bir 'kara melek' olan Deneuve en esas hanım, Huppert nörotik saatli bomba, Beart seksapel kraliçesi... 8 Kadın, son derece ilginç mevzulara temas etmesine ve seyirciyi hikâyesiyle sürüklemeyi başarmasına rağmen, anlattıklarıyla uzun uzadıya ilgileneceğiniz bir film değil. Hikâyesinin ne anlattığından ziyade, tavır olarak nerede durduğu önem kazanıyor.
Ozon bundan üç yıl önce de bir başka tiyatro oyununu, yine bir Douglas Sirk tutkunu olan Fassbinder'in melodram havasındaki Kızgın Taşlara Düşen Su Damlaları'nı uyarlamıştı. Kızgın Taşlar...'da 'camp' biçimden doğan eğlenceyle içeriğin ağırlığı birbirine eşitti. 8 Kadın ise, kendini tamamen eğlencenin, samimi bir oyunun kollarına bırakmış. Her iyi yönetmeni olduğu gibi, Ozon'u da kişisel sinema zevklerinin önünde reverans yaparken iş başında izlemek bir keyif. Tabii aynı zevklerin en azından bir kısmını paylaşıyorsanız.



Oh la la... Cinayet var
Yönetmen: François Ozon Senaryo: Robert Thomas'ın oyunundan esinlenerek Ozon ve Marina de Van Oyuncular: Söz konusu sekiz hanıma ilaveten, sadece ensesini görme fırsatı bulduğumuz maktül rolünde Dominique Lamure Görüntü: Jeanne Lapoirie Prodüksiyon Tasarımı: Arnaud de Moleron Kostüm: Pascaline Chavanne Müzik: Krishna Levy
Süre: 103 dakika
Noel arifesinde, 1950'lerin Fransız taşrası. Issızlığın ortasında şık bir malikâne. Tamamen kadınlardan oluşan kalabalık ev ahalisi dehşet içinde. Zira evin beyi Marcel sırtından bıçaklanarak öldürülmüş. Telefonlar kesik, yollar da kar yüzünden kapalı. Katil, evdeki sekiz kadından biri!