Nostra Signora 'Hotel Italia' projesiyle İstanbul'da

Nostra Signora 'Hotel Italia' projesiyle İstanbul'da
Nostra Signora 'Hotel Italia' projesiyle İstanbul'da
Tomtom Mahallesi'nde unutulmuş mekân olan 'Hotel Italia' yeniden canlandırılıyor. Bienale paralel gerçekleşecek proje, Palermolu sanatçı grubu Nostra Signora ve Mixer işbirliğinin ürünü.
Haber: HÜLYA AVTAN / Arşivi

Mevcut modern sanat mekânı anlayışını değiştirmeyi kendine düstur edinmiş ve bu yönde yaptığı atılımlarla dikkat çeken genç mekân Mixer, yeni sezona 13. İstanbul Bienali paralelinde bir sergiyle merhaba demeye hazırlanıyor. Palermolu sanatçı kolektifi Nostra Signora sanatçılarının eserlerinin sergileneceği proje, ‘Hotel Italia’ adıyla 10 Eylül-29 Eylül 2013 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek. Küratörlüğünü Antonia Cassara ve Marcello Faletra’nın yürüteceği sergide şehir ve mekân arasındaki diyaloğun arttırılması amaçlanıyor. Philippe Berson, Cesare Inzerillo, Jesse Gagliardi, Simone Mannino, Riccardo Scibetta ve Michele Ciacciofera’nın bir araya geldiği sergide mekân sınırları zorlanacak.
Yapımı İstanbul’un Levanten dönemine denk gelse de İtalyan mimarisinden nasibini alamayıp adıyla yetinen ‘Hotel Dakar İtalya’ özellikle bu yüzden Nostra Signora sanatçılarının dikkatini çekmiş. Beyoğlu Tomtom Mahallesi’ndeki otel artık kullanılmıyor ve yakın zamanda yıkılması planlanıyor. Sıvaları çoktan akmış, pencereleri dökülmüş ve unutulmuş harap haldeki bir bina bu aslında. Fakat tamamen yıkılmadan evvel Mixer ev sahipliğinde, adına gerçekleştirilecek bu projeyle ab-ı hayat suyunu içecek desek yeri. Nasılsa yıkılacak diye oteldeki eşyaların kullanılmasına izin vermiş yetkililer. Bu da sergiyi otelin ‘yaşanmışlığıyla’ birleştirmeye yetiyor elbette. Sergiyi gezerken sanatçıların işleri arasında, koşullar el verdiği ölçüde, otelin perdelerine, kapılarına hatta belki tabelasına bile rastlayabilecek, kırmızı halılarda yürüyeceksiniz. Otel odaları gibi tasarlanmış mekânda Hotel İtalya’nın terk edilmiş, unutulmuş, tozlu odalarının ruhunu geri çağıracağız. Bir tarafta yolculuk etme halinin, diğer tarafta ise bir odaya sıkışıp kalmışlığın huzursuz edici birlikteliğinin içinde bulacağız kendimizi. Tarihi mimarinin modern mimariyle buluşacağı sergide, sanatçılar klasikle çağdaşı bir araya getirdikleri işleriyle de bütünlük yakalama niyetinde.
Sergide yer alan beş sanatçının beşi de farklı tarzlara sahip. Bu da resim, heykel, fotoğraf, video ve enstalasyon, hepsinin iç içe geçtiği zengin bir sergi olacak demek oluyor. Aynı zamanda performans sanatçısı da olan Philippe Berson daha çok heykel çalışıyor. Fakat heykellerinde alışılmışın dışında kemik, metal, organik ya da inorganik malzemeler kullanarak şaşırtıyor. Milanolu sanatçı Riccardo Scibetta ise fotoğraf ve heykeli bir araya getirdiği üç boyutlu çalışmalara sahip. Fotoğraf, heykel, yazı ve yeni teknolojileri harmanladığı kavramsal çalışmalarıyla dikkat çeken Jesse Gagliardi ise sadece hikâyelerle yetinmeyip tüm alana yayılan şairane işler ortaya koyuyor. Aynı zamanda tiyatro ve sinema setlerinde tasarımcı olarak çalışan Ceasare Inzerillo medya ve tarihten esinlendiği grotesk bedenler, dramatik karakterler ve çökmüş vücutlardan besleniyor. Ressam ve set tasarımcısı Simone Mannino ise mekânın tamamına nüfuz etmekten hoşlanıyor. Alegorik çalışmalarının pek çoğunda alanın ve eserin (renklerin, seslerin, ifadelerin) bütünleştiğini hissedeceksiniz.
Bu, Nostra Signora sanatçılarının Türkiye ’deki ilk sergisi olacak. Fikir akıllarına gelip, projeyi yapmaya karar verdiklerinde doğrudan Mixer’le iletişime geçmişler. Fikirlerini mekân ve çağdaş sanat düzleminde geliştirmeyi hedefleyen ekip yaklaşık beş yıldır birlikte çalışıyor. Formel bir grup gibi hareket eden sanatçılar, Palermo ve İstanbul’un birbirine benzediğini düşünüyor. Bu yüzden işlerini yaparken İstanbul’a alışmak ve şehrin içine girmek hiç de zor olmamış. Kaotik ama baştan çıkarıcı buldukları İstanbul önemli bir kaynak olmuş sanatçılar için. Mixer ekibi de bağımsız ve disiplinler arası sanatçıların birlikteliğinden doğan projeyi kendi misyonuna oldukça yakın bulmuş ve sanatçılara kapılarını açmış. Galerinin sanatçıları tamamıyla özgür bırakan ve mekânı istedikleri gibi değerlendirmelerine izin veren tutumu da Nostra Signora ekibinin işlerini hayli kolaylaştırmış. İçten ve heyecan verici bir ortaklık olmuş kısacası.
Atölye çalışmaları vesilesiyle uzun süredir İstanbul’da bulunan sanatçılar Gezi dönemine de denk gelmiş haliyle. Aktif olarak eylemlere de katılan ekip, yaşanan tüm trajik olaylara rağmen, söz konusu dönemde Türkiye’de oldukları ve böylesi özel bir ana tanıklık ettikleri için kendilerini şanslı sayıyorlar. Türkiye’de yaşanan coşku ve insanların kendi bilinçlerinin farkına varma süreci ile sivil itaatsizlik ve politik merkez yoksunluğu döneminden geçen İtalya arasında da bağ kuruyorlar. Bu bağın ‘Hotel Italia’ projesini de güçlendireceğini düşünen grup, bir dönem kasten İtalya adıyla onurlandırılan otelin sanatın iyileştirici gücünden nasibini almasını amaçlıyor.