'Nymphomaniac'ı izleyenlere sorduk

'Nymphomaniac'ı izleyenlere sorduk
'Nymphomaniac'ı izleyenlere sorduk
Değerlendirme Üst Kurulu tarafından Türkiye'de vizyona girmesi yasaklanan 'Nymphomaniac'ı, izleyenlere sorduk. Kurulda siz olsaydınız seks bağımlısı bir kadının hikayesini anlatan filmi yasaklar mıydınız?

İkiyüzlü bir film olsaydı yasaklanmazdı
MÜGE AKGÜN (Gazeteci/ Radikal): Doğrusunu söylemek gerekirse ‘Nymphoniac’ filmini izlediğim zaman filmin Türkiye ’de gösteriminin çok kolay olmayacağını düşünmüştüm. Film vatandaşını her türlü tehlikeden korumak isteyen devlet baba anlayışıyla beslenen sansürcü kafalara çok koz veriyordu. Filmin kahramanı kadındı, aynı öykü bir erkeğin başından geçmiş olsaydı ve peşinde olduğu cinsel tatmini para karşılığı kadınlarla yatarak yerine getirseydi; Trier de bunu erotizmle yüklü, izleyenlerin cinsel duygularını kışkırtacak biçimde sunsaydı ‘Nymphomaniac’ bazı sahneleri sansürlenerek ve 18 yaş sınırıyla gösterime çıkabilirdi. Ama ‘‘Bir film, ayakkabının içine kaçmış bir taşa benzemelidir” diyen Lars von Trier’ ikiyüzlülük yapmadı. Cinsellik konusunda konuşulmayanları tüm açıklığıyla, sarsıcı, can yakıcı bir biçimde ortaya koydu. Değerlendirme Sınıflandırma Üst Kurulu da filmi yasakladı. Ancak teknolojinin engel tanımadığı, her türlü belgeye, bilgiye, görüntüye, sese her türlü şifrelemeye karşın ulaşılabildiği bir dönemde film yasaklamanın sonucu daha çok izlenmesi olur. Ve bu sonuç kontrolsüz yaş sınırı olmadan izlenmesini getirir. Yetişkinlerin ne yapacağına kendilerinin karar verebildiği, demokratik ülkelerde olduğu gibi Türkiye’de de kanunlar ve kurallar çerçevesinde filme 18 ya da 21 yaş sınırı getirilebilirdi. Hatta sadece akşam seanslarında gösterilebilir şerhi konabilirdi. Sanatta sansür ve ülke sınırları olmaz. Film Ocak ayından beri neredeyse tüm Avrupa ülkelerinde gösterimde...

Pornografiyle uzaktan yakından ilgisi yok
MURAT ÖZER ( Sinema yazarı/ Arka Pencere-Radikal):
Festivallerde gösterilen filmlerin bile ‘denetim’den geçmesinin öngörüldüğü bir sistemde, Lars von Trier’in ‘İtiraf’ının (Nymphomaniac) ticarî gösterimden alıkonulmasını yadırgamadık tabii. Sansürün (ve doğal olarak otosansürün) bir ‘yaşam biçimi’ haline getirilmeye çalışıldığı bugün, sanat eserlerinin (genelde sanatın) toplumdan uzak tutulma çabası çok da ‘anlaşılmaz’ değil, ama anlayışla karşılamamız da beklenmesin. Pornografiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan bir filme karşı takınılan ‘düşmanca’ tavır, özgürlüklerin kısıtlanmasını önceleyen iktidar bakışını pek güzel özetliyor bize! Her alana sirayet eden “Yassak kardeşim!” hoyratlığı, ‘seçilmiş kişiler’in neden seçilmemesi gerektiğini de gösteriyor bir yandan...

Ne kadar kolay tahrik oluyorsunuz?
NİZAM EREN (Halkla ilişkiler/ Nizam Eren İletişim):
Filme ‘denetleme kurulu’ndan izin çıkmamasının bir tek açıklaması var. Bu, “Biz devlet olarak buna izin vermiyoruz. Yoksa ister internetten ister korsandan ister yurtdışından gelen DVD’den izleyin, yani nereden izlerseniz izleyin ama devlet onaylı izlemeyin’’ demektir. !f İstanbul’da izleyenler bu anlamda kendilerini ‘devlet güvencesinde’ hissetmeliler!
‘Nymphomaniac’ filmini izledim. Sinemasal değerini uzman dostlarıma bırakayım ama ‘Temel İçgüdü’ filmini izlerken ‘çıkan ah-oh seslerinden tahrik olduğu için’ filmi toplatan Ankara Cumhuriyet Başsavcısı geldi aklıma. Ne kadar kolay tahrik oluyorsunuz? Ya da ‘Gözde/ The Favorite’ filminde 2. Abdülhamit’in Amie adlı saraya satılan Fransız kızıyla sevişirken terlemesini “Koskoca Osmanlı padişahını sevişirken terli gösterip aciz duruma düşüren” yazacak kadar tarihsel değerlerimizi koruyan ‘vatanperler’ geliyor aklıma.
Bir ülke yasakladığı film, toplattığı kitap hapse tıktığı gazeteci kadar çağdaştır. Sonucu bekliyordum. Yanılmadım. Kızlı-erkekli aynı evde çay bile içilemezken ‘Nymphomaniac’ filmine nasıl izin versin yüce devlet?

Asıl tehlike yaşam alanını daratmak
ALPER HASANOĞLU (Psikiyatr-yazar/ Radikal):
Basın gösterimi sayesinde izleme şansına eriştiğim Lars von Trier’in sol filmi ‘Nymphomaniac’ın vizyona girmesine izin vermemişler. Bu ülkenin 46 yıllık bir vatandaşı olarak tabii ki yadırgamadım bu durumu. Yasaklamasalardı garip gelirdi, tedirgin olurdum biraz, alıştığımız düzene halel mi geliyor diye. Bizim için neyin doğru olduğunu bildiklerini var saydıkları bir düzende yaşamaya bizi alıştırmışlar sanki. Oysa korkmalarına gerek yok ki. Bu filmi izleyecek olan kitle, cinselliği ülke standartlarına göre oldukça rahat yaşayan, internet aracılığıyla ya da yurtdışına çıktıklarında izleme olanağını buldukları film ve gösteriler sayesinde cinselliğe başka türlü bakan bir kitle. Dolayısıyla cinselliğin konu edildiği bir filmi izleyip kötü etkilenecek ve ahlaki bir bozulma yaşayacak insanlar değil. Ya da zaten filmi yasaklayanlar tarafından ahlaki bozulmaya uğramış insanlar olarak görülüyorlar. Yasaklayanların hayat görüşüne yakın olan toplum kesimi de zaten bu filmi izlemek için sinemaya koşmayacak. Bu durumda filmin neden yasaklandığıyla ilgili soru başka bir boyut kazanmış oluyor. Sanki amaç yalnızca, kendisine öteki gelen toplum kesimi üzerinde baskı kurmak, onların yaşam alanlarını daraltmak ve kendilerini evlerinde hissetmelerinin önüne geçmek. Bence asıl tehlikeli ve hazin olan durum budur.