'O çocuklar öldü, ne diyebiliriz ki?'

'O çocuklar öldü, ne diyebiliriz ki?'
'O çocuklar öldü, ne diyebiliriz ki?'

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

'Memati' rolüyle akıllara kazınan Gürkan Uygun, eski bir polisi canlandıracağı 'Kaçak' ile ekrana geri dönüyor. Uygun ile Memati'den Gezi'ye uzandık...
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

“Memati’yi unutturmak gibi bir derdim yok, unutturamam da zaten, boşuna çırpınmış olurum. Bundan sonraki rollerim belki o kadar etki yapmayabilir ama ben o çabayı göstereceğim, beni ilgilendiren kısmı o.” 10 yıl boyunca, ‘Kurtlar Vadisi’nde Memati’yi canlandıran Gürkan Uygun, diziden ayrıldı ayrılmasına da hâlâ birçokları için Memati. Yıllar, yıllar, yıllar geçtiğinde bile bu durumun değişmeyeceğinin farkında ve bununla barışık. Diziye veda ettikten sonra ‘Çanakkale: Yolun Sonu’, ‘Hititya: Madalyonun Sırrı’, Altın Koza’ya aday olan ‘Lal’ ile Çağan Irmak’ın kasımda gösterime girecek ‘Tamam mıyız’ filmlerinde oynadı; bir de Oyun Atölyesi’nde sahnelenen ‘Testosteron’ oyununda... Şimdilerde ise atv’de yayımlanmaya başlanacak ‘Kaçak’ adlı diziyle ekranlara dönmeye hazırlanıyor. Biz de bu vesileyle bir araya geldik, ‘Kurtlar’dan Gezi’ye, popülariteden başı döndüğünde nasıl kendine geldiğinden Türkiye ’deki kadınların durumuna uzanan bir sohbet ettik. Bize sorarsanız, Gürkan Uygun’la asıl şimdi tanışacaksınız.

 


Nasıl bir dönemindesiniz hayatınızın?
Meslek olarak iyi bir dönemindeyim, toplumsal olarak da daha iyi dönemlere gideceğimizi düşünüyorum.


Meslekten başlayalım. Yeni diziniz ‘Kaçak’ başlıyor, eski bir polisi oynuyorsunuz, değil mi?

Evet, yaşadığı bir olaydan ötürü polisliği bırakmış. Asıl amacı bir mafya grubunun içine sızıp emniyete bilgi aktarmak. Ancak o görev, kendi hatasıyla son buluyor. O hatanın cezasını da polislikten ayrılıp ortadan kaybolarak veriyor. Daha sonra olaylar farklı yönde gelişince, yarım kalan işini bitirmek üzere dönmek zorunda kalıyor.


Mesleği bırakmış gerçi ama polis olması karaktere karşı bir antipati yaratır mı sizce, son birkaç ayda yaşananlar ortada.

Ben rolü kabul ettiğimde bu tarz düşünceler yoktu ama kısmet. Zaten TV’de de zor oluyor polis hikâyeleri, ne yaparsanız yapın “Polis bunu yapar mı?” diyorsunuz. Bizde o kantarın topuzu kaçıyor her durumda.


Neden denge tutturamıyoruz sizce?

Özeleştiri yapmayı bilmiyoruz ve toplum olarak hayatımızı hamasetle devam ettiriyoruz, o yüzden. Biri bize yeter ki “Şöyle güzelsin, böyle iyisin” desin. Kötü bir şey söylediğinde hemen tepki gösteririz. Bu tarz hikâyeleri anlatmakta zorlanıyoruz, evet, çünkü gerçekliğiyle anlatmıyor oluyoruz.


‘Kurtlar Vadisi’nden sonra yine yeraltı dünyasında olacaksınız.

Evet, izleyicinin belirli oyuncular üzerinde birtakım beklentileri var. Sinema farklı bir konu ama TV söz konusu olduğunda benim üzerimdeki beklentileri belli: 10 yıllık ‘Kurtlar Vadisi’ serüveni boyunca kabul görmüş bir imaj var ortada. İnsanların görmek istediği, yakıştırdığı bir pozisyonum var. O pozisyonu hem korumak hem insanlara hitap edebilmek hem de yaptığınız işin daha uzun soluklu olmasını sağlamak adına böyle bir işin içindeyim.


Başbakan kadar popülerken, bir anda bıraktınız ‘Vadi’yi. Riske giriyormuş gibi hissetmediniz mi?

Tercih diyelim.

İdealist bir tarafınız varmış demek ki.

Bir parça. İşe 10 yıl devam eder diye başlamadım. Bir süre geldi artık aynı şeyi yapmak istemedim. O süre zarfında başka şeyleri yapabilseydim, belki tercih etmeyebilirdim. İş yoğunluğundan dolayı başka işlerde olamadım, film çekemedim, tiyatro da olamadı. Bu anlamda risk değil. Hep tepede, hep popüler kalmayı hayal eden biri değilim. Buraya gelirken de bu hayallerle gelmedim. Her zaman bir yapımcı beni düşünse, bu benim için kâfidir. Şükür ki onu sağladık ama o olmazsa da kendimi oradan düşmüş gibi hissetmem çünkü o dürtü ve düsturla büyümedim. Maddi bir risk var sadece: ‘Kurtlar Vadisi’nde beni çok rahat ettirebilecek bir para kazanıyordum ama her an iş bulacak kadar bir etki sağladıysam, o benim için daha önemli. Para bir şekilde kazanılır, sağlık olduktan sonra.

Sohbetimiz başındaki toplumsal kısma gelirsek…

İnsanların birbirlerini ısrarla anlamaması üzerine kurulmuş bir hayat yaşıyoruz 2-3 aydır.


Daha önce de öyle değil miydi?

Bu kadar dillendirilmiyordu her şey. Yani, evet herkesin kendince serzenişleri vardı ama gördük ki bu serzenişleri söylediğinizde farklı reaksiyonlarla karşılaşıyorsunuz. Gereksiz yere insanlar hedef gösterildi, hâlâ da devam ediliyor.Ne diyebilirim ki?


Ölenler, kör olanlar, hâlâ yoğun bakımda olanlar... Bunları düşününce “Biz oturmuş ne konuşuyoruz?” hissi var mı?

‘Önce insan’ olmak lazım, bununla ilgili bir sıkıntımız var. Üç gün önce Mısır için “Darbe istemiyoruz” diyorduk. Biz darbeyi 30 sene önce atlatmışız, daha sonra da ucundan dönmüşüz çok şükür. Mesela bununla ilgili bir şey söylemezseniz darbe istiyormuşsunuz gibi düşünülüyorsunuz. İnsanlar kendi kafalarına göre hüküm yürütüyor. Zor. Cehalet, toplumların hayatını zorlaştırıyor. Ben de o cahil toplum içinde cahil bir vatandaş olarak birçok şeye yanlış reaksiyon verdim zamanında belki.


Zamanında derken?

Bu geçen reaksiyon döneminden (Gezi direnişini kastediyor) bahsetmiyorum. Kendimi vicdanen sorguladım ve oraya gittim. Oraya giden bir sürü insan siyasetin içine çekilmiş oldu birtakım söylemlerle. Ben siyasi bir görüşle gitmedim veya tavrımı siyasi bir kimlikle göstermedim hiçbir zaman; insan olarak gösterdim. Yani hâlâ siyasi bir grubun piyonuymuşuz gibi yaklaşılması bence taktik, yönlendirmeye çalışmak gibi bir şey. Siyasetin insanı insanlıktan çıkardığını düşünüyorum. Konumunuz gereği stratejik hareket etmek zorunda kalıyorsunuz, insanca reaksiyon vermeniz zorlaşıyor.

Gezi’de çuval taşırken ya da ambulans iterken çekilmiş fotoğraflarınızın bu kadar konuşulmuş olması normal mi peki sizce? Kan ter içinde ne taşıyordunuz bu arada?

Cihangir’den taşıdım, o yüzden ter içindeydim. Arabayla giremeyiz diye düşündük, yüklendik sırtımıza. Yağmurdan korunmak için brandalar, yiyecek, darbeler için soğutucu vardı; şimdi bunlar silah olarak geçiyor galiba, sargı bezi de (Gülüyor). Orada mağdurlar vardı, onlara yardım ettik. Kimisi vatan hainliği olarak görüyor; “Adam zannetmiştik” diyor; öbür taraf ise “Biz bunu adam zannetmiyorduk, aslında adammış” diyor. Zor bir konu. Ben oraya sadece vatandaş olarak gittim. Benim duygum oraya gidip o insanların fikirlerinde haklı olduklarını savunmaktı.


Şöyle bir tweetiniz var: “İleride, çocuğumun yiyeceği dayağı şimdi ben yemezsem yüzlerine bakamam.”

Eşimin kullandığı bir cümleydi o. Evet, onun için gittik, suyumuzu da yedik gazımızı da. Hep aynısını söylerim: ‘Önce insan’. Çadırında uyuyan insanları yakmaya çalışırsanız bunun adı haksızlıktır, adaletsizliktir. Bizim ya da diğer arkadaşlarımın yaptığı provokasyonsa karşıt provokasyon daha fazla yapıldı ve üstelik bu, yetkili kimlikle, yetkili ağızlarla yapıldı. Seyredemedim Ali İsmail’in (Korkmaz) görüntülerini, ne diyebiliriz ki artık? O çocuk, o çocuklar öldü, ne diyebiliriz? Ben nasıl ki o düşüp ölen polis memuru (Mustafa Sarı) için üzülüyorsam ya da darbe yüzünden, kimyasal yüzünden ölenlere üzülüyorsam, o insanlara da üzülüyorum. Ama siz, ölümleri bile ayırıyorsanız o zaman insan değilsiniz. 

‘Türküyü dinledim, kendime geldim’


Hangi türkü sizi en iyi anlatır?

Erkan Oğur’un söylediği ‘Eksiklik Kendi Özümde’ anlatır. “Eksiklik kendi özümde, baktığın zaman ben hiçbir şey değilim” diyor.  Siz son derece sıradan bir insanken, insanlar size popülaritenizden ve bulunduğunuz konumdan ötürü hem saygılı hem de her şeyi biliyormuşsunuz gibi yaklaşıyor. Eskiden fikirlerini çok söyleyen bir adam değildim ya da önce dinler sonra bir analiz yapıp kendimce doğrusu neyse onun üstünden yorum yapardım. Ama zamanla insanlar sizi bir yere getirince, soruyorlar: “Bu konuda ne diyorsunuz?” Sallıyorum, anlatıyorum, “Şöyle olur, böyle olur bu işler” filan. Sonra bu türküyü dinledim ve kendime geldim. (Gülüyor)

‘Yaradılış gereği kadın önde’


Rol aldığınız ‘Testosteron’ oyunu yeni sezonda da sahnede . Ne olacak erkeklerin durumu?

Her gün tanık oluyoruz erkeklerin ne kadar zavallı olduğuna, kadınları yakarak, kadınlarla ilgili tuhaf tuhaf fikirler öne sürerek… Yaradılış gereği kadının önde olduğunu nasıl kabul etmez anlamıyorum. Doğurgan olan o! Bizimki ancak bel altı bir tavırla “Doğurtan biziz” gibi bir tavra giriyor ki o da gene erkeğin kendi egosuyla alakalı. Sonuna kadar kadınları haklı buluyorum gerek eylemler gerek davranış biçimleri konusunda. Kadınlar, erkeklerden bir tık daha birçok şeyin farkında bence ve erkeklerden bir adım daha önde olmaları gerekiyor. Kadına uygulanan tecavüzden dayağa kadar birçok suç, erkeğin yetersizliklerden kaynaklanıyor. Evet, biz fiziki olarak daha güçlüyüz Ama onun dışında herhangi bir önceliğimiz olduğunu düşünmüyorum.