O eski halinden eser yok şimdi

O eski halinden eser yok şimdi
O eski halinden eser yok şimdi
Geçen yılın 'Altın Lale'li filmi 'Yalnız Gezegen', Julia Loktev'in daha ikinci uzun metrajında ulaştığı olgunluğu da gösteriyor.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Nuri Bilge Ceylan başkanlığındaki İstanbul Film Festivali jürisinin geçen yıl ‘Yalnız Gezegen’e Altın Lale ödülünü vermesine şaşmamalı. Çünkü film tıpkı Ceylan sinemasında olduğu gibi derdini sözlerden çok durumlarla, çatışmaları diyaloglardan çok kadrajlarla anlatmayı tercih ediyor ve hakkını verelim bunu da başarıyla gerçekleştiriyor.
Görme fırsatı bulamadığımız 2006 tarihli ilk uzun metrajı ‘Day Night Day Night’ ile Cannes ve Montreal dâhil birçok festivalden ödüller kazanan Julia Loktev’in ikinci filmiyle iyi bir yönetmen olduğunu kanıtlıyor.
1969 Leningrad (Şimdiki Saint Petersburg) doğumlu yönetmen 9 yaşında ailesiyle ABD ’ye göç etmiş ve eğitimini sinema üzerine gerçekleştirmiş. ‘Yalnız Gezegen’, genç bir çiftin bir süre sonra Gürcistan’da geçtiğini anladığımız mutlu görüntüleriyle açılıyor. Bu yeni ülkeyi keşfeden, keşfederken de aşklarını büyüten çiftimizin bir süre sonra evleneceği bilgisini de ediniyoruz bu arada. Ve anladığımız kadarıyla karşımızda dünyadaki birçok ülkeyi gezmiş iki seyyah var. Alex ve Nica’nın bölgeyi çok iyi bilen Dato’nun rehberliğinde gerçekleştirdikleri birkaç günlük doğa yürüyüşü ilişkilerinin test edildiği bir maceraya dönüşüyor bir anda.
Genç çiftin, doğanın içerisinde –biraz da Batılılara özgü bir şımarıklık ve hayranlıkla- coşkuyla başlayan yolculukları, ıssızlıktaki belirsizlikler ve Dato’nun kameranın önüne çıkmaya başlamasıyla kırılgan bir hale geliyor. Yönetmen Loktev, önceleri arka plana ettiği Dato’yu ufak ufak kameranın önüne doğru çıkardıkça, gerilim demeyelim de, tedirginlik giderek artıyor. Ama bizler Dato’nun anlattığı hikâyelerin ne kadarının gerçek, ne kadarının uydurma olduğunu asla anlayamıyoruz. Tedirginliğin, hiç beklenmedik bir anda tehdide dönüşmesi ise Alex ve Nica arasında ardık onarılamaz bir çatlak yaratıyor. Yalnızca bir an önce dünyanın en uyumlu ve âşık çifti olan ikili; küçük, anlık, içgüdüsel bir refleks nedeniyle ayrı dünyaların insanları, kendi gezegenlerinin yalnızları oluyor. Nica bir anda bambaşka bir boyuta geçiyor.
Loktev’in genç çiftin gerilimini, sözcükler, diyaloglar yerine kadrajlarla anlatma ustalığı ise filmi görsel açıdan üst noktala taşıyor. Yönetmen ortaya tartışmalar koymak yerine durumlar koyuyor. Yürüyüş boyunca Alex ile Nica’nın aralarına koyduğu ‘gerçek mesafe’den ilişkinin mesafesini de anlatmayı başarıyor. Nica’nın Alex’in yanında yürümeyi bırakıp Dato’nun adımlarına ayak uydurmasından gerilimin yeni evresini öğreniyoruz mesela
Sinemanın görsel bir sanat olduğunu en iyi ispatlayan yapımlardan birisi ‘Yalnız Gezegen.’ Diyalogsuz filmleri sevmeyenlerin, üç kişinin farklı farklı yürüdüğü bir kadrajın içinde birçok hikâye saklı olabileceğine ihtimal vermeyenlerin ‘sıkıcı’ bulabileceği kesin. Ama sinemanın görsel gücüne inananlar kaçırmasın derim.
İlk kez izleme fırsatı bulduğumuz Hani Furstenberg ve artık oyunculuğu kuşku götürmez Gael García Bernal genç çiftte iyiler hiç kuşku yok ki. Ama Gürcü oyuncu Bidzina Gudjabidze tam sinema keşfi!