O eski paranoyalar

Bekledik bekledik, olmadı. Uzaylılardan zaten geçtik, bir türlü saldıramadılar. Doğaya zararlı maddelerden ise bolca üretip tüketiyoruz...
Haber: YEŞİM TABAK / Arşivi

Bekledik bekledik, olmadı. Uzaylılardan zaten geçtik, bir türlü saldıramadılar. Doğaya zararlı maddelerden ise bolca üretip tüketiyoruz; buna rağmen hasarı veya yaklaşmakta olan tehlikeyi 'tek başına' sembolize edip istilaya geçecek şöyle dev mutantlar, ucubeler, zombiler ortaya çıkmadı gitti. Dehşeti şok etkisi olmaksızın, sindire sindire yaşadığımızdan olsa gerek, artık kimse bu tarz bilim ucubelerinden yeterince korkamıyor. Caniler ve bilinemezliğini koruyan doğaüstü varlıklar güncelliklerini asla yitirmediklerinden, saf birer korku sineması malzemesi olarak baki kalacak gibi görünüyorlar. Ama en başta saydıklarım ve benzerlerinin 'son korkutma tarihi' geçeli epey oluyor. II. Dünya Savaşı ve hemen sonrasındaki gelişmelerin paranoyak rüzgârıyla 50'lerde ortaya çıkan bu korku - bilimkurgu karışımı alt tür, yerinden zıplatma etkisini yitireliberi akıllıca bir manevra yapmış durumda. Ciddiyet iddiasını yavaşça elden bırakırken, komediyle muhabbetini koyulaştırdı.
Zamanın şartlarına göre şekil değiştirse, mesela kimyasal tehditlerin yerine genetik müdahaleyi koysa bile, fazla değişmedi. Tıpatıp aynı temeli muhafaza ediyor. Çünkü modası geçse de, eğlence potansiyelini saklı tutan bir tür. Hele de Hollywood'un son dönemde seri üretimine geçtiği politik gerilim - aksiyon kırmalarına kıyasla. Zira insanlığın önce tehdit edilip sonra da akıl almaz biçimde kurtarılışını izleyeceksek, fantastik hayal mahsulleri, 'çok gerçekçi' kılığındaki zırvalara her daim yeğdir.
'Retro' merakı
Korkuyla bilimkurguyu harman eden, Sekiz Bacaklı Canavarlar'ın da dahil olduğu tür, mizahla alışverişini giderek daha çok keskinleştirse bile, temelde aynı yapıyı kullanıyor. Ancak Them!, Tarantula gibi atalarının aksine, karşılığını günümüz ahvalinde değil de, daha çok günümüz sinemasının eğilimlerinde, seyircinin algılama biçimlerinde buluyor. Yani en basit tasvirle, 'retro' merakımızda. Klasik filmlerin birçok ülkede sinemateklerle sınırlı kalmayıp sıklaşan biçimde ticari sinema salonlarında yıldönümü bahanesiyle tekrar vizyona girmesi, yerli-yabancı popüler sinema dergilerinin, sadece yenileri duyurmak yerine sinema tarihine yönelik köşelerini rutin hale getirmesi bu merakın yansıması. Sekiz Bacaklılar'dakiler dahil, film karakterlerini sık sık TV'de klasik filmleri izlerken görmemiz de cabası. Popüler sinema da, eski anlayışlarla münasebetini aşağı yukarı aynı açlığı gidermek üzere kuruyor. A sınıfı bir filmin 'temiz iş'ini sergilerken, 'film icabı' durumunu sonuna kadar sömürmek gibi B-film alışkanlıklarını da taşıyor. Yahut türünün eski klişelerini, parodi dozuna varmadan itinayla kullanırken, araya bir gayri ciddiyet çizgisi çekiyor. O çizgide de, klasik korku-komedi geleneğinden ayrılan bir mizah duruyor.
Dehşete selam
Son yıllarda bu tanıma bir yerinden uyan korku-bilimkurgu örneklerine, sıkıcı bir trend'e dönüşmeden, hatta türü sevenleri memnun edecek bir sıklıkta rastlanıyor. Uzaylı istilasıyla (dev) böcek fobisini biraraya getirerek kendi cinsinde 'duble' bir kıvama ulaşan Starship Troopers ('97), Çığlık serisinin 'genç katletmeli' korku filmleri için yaptığını bu türe uyarlamaya çalışan Fakülte ('98), bile isteye ucuzluğu ele alan Bats / Yarasalar ('99), Evolution / Evrim ('01) ve diğerlerinden farklı olarak açıktan parodi de yapan Mars Attacks ('96), '50'lerin dehşet filmlerine selam gönderen birkaç örnek.
Sekiz Bacaklı Canavarlar da bu minvalde bir film. Konusunu özetleyiveren afişindeki aşırılıktan başlayarak, böyle bir tasarımın ürünü. Rutinden içi geçmiş, geçmişle derin bağları olan insanların, elbette bir adet vicdansız zenginin ikâmet ettiği, tecrit edilmiş gibi duran kasaba atmosferi manzarayı tamamlıyor. Film, sıfır kilometre fikirler üzerine kurulu değil; tür adına yepyeni önerilerle de karşımıza çıkmıyor. Fakat beri yanda, son dönemin popüler filmlerine gönderme yapan bir iki gereksiz espri dışında epey iyi bir gerilim-mizah dengesi, sevilebilir karakterleri, teklemeyen bir temposu ve güzel bir 'dev örümcek' cümbüşü var. Türünden cezbolanlar için, lezzeti yerinde bir lokma.