@ErkanAktug

O gemi bir gün gelecek

O gemi bir gün gelecek
O gemi bir gün gelecek
Şimdi editörü olduğum Radikal kültür sanat sayfalarında staja başladığımda Orhan Pamuk henüz Nobel almamıştı. İstanbul Modern, Sabancı Müzesi, Pera Müzesi yoktu, yazarımız Semih Kaplanoğlu Altın Ayı almamıştı. Bunların yaşandığı Türkiye'de kâğıt Radikal'e de yer olmalıydı ama olmadı.
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

İzninizle kişisel sayıklamalar yapmak istiyorum... Tarifsiz kederler içerisindeyim. Sabah serviste gelirken Radikal’in kâğıt baskısına son verilmesiyle ilgili haberlere göz atıyordum. Al Jazeera Türk’ten eski Radikalli Umay Aktaş Salman’ın haberinde hatırlatılan Manisalı Gençler davasında işkenceci polislerin beraat etmesiyle ilgili atılan ‘Bu cop hepimize’ manşetini görünce itiraf etmeliyim, gözlerim doldu. Radikal’in dijitalde (Radikal Kitap ’ın da Hürriyet’le birlikte basılı olarak) devam edecek olması, benim de dijital ekipte yer alacak olmam bir devirin kapanıyor olmasının hüznünü biraz hafifletiyor. Ama o kadar, biraz...
Kederli olmam sadece Radikal’in kâğıt baskısı bittiği için değil, artık yaşlandığımı hissettiğim için belki de. Radikal’in ilk ekibinden kalan son kişiymişim. Patronlar hariç tabii ki! Kültür sanat bölümüne stajyer muhabir olarak başladığım tarih dün gibi aklımda, 2 Eylül 1996 Pazartesi... Gazete henüz çıkmaya başlamamış ama çıkıyormuş gibi prova baskılar yapılıyor... Liberal sol bir gazete yapmak için Türkiye’nin en iyi gazetecileri bir araya toplanmış... O zamanlar hayatının baharında geleceğe umutla bakan 24 yaşında bir gençtim, daha ne isterim... Bugün (dün) 20 Haziran 2014 Cuma. Aradan 18 yıl geçmiş, yaş olmuş 42... Gençliğimin en güzel 18 yılı... Stajyer muhabirlikten başlayıp kültür sanat şefliğine uzanan kişisel bir serüven benimkisi... Çok keyifli günler, çok sağlam dostluklar... Kötü günlerimiz de oldu elbette... Özellikle de atılan/ayrılan arkadaşlarımıza veda ederken...
Abim Orhan Sinan Aktuğ, o zamanlar Milliyet’te çalışan İsmail Özdemir, Radikal’in ilk idari müdürü Zerrin Yazıcı ve Radikal’in ilk kültür sanat şefi Şerif Erol’a sonsuz teşekkürler, aracı olup beni Radikal’e bulaştırdıkları için... Gazeteciliğe bulaşırsan bir daha bırakamazsın derler ya, söz konusu Radikal’se bu daha da zordur. Çünkü burada genelde hep iyi insanlar, iyi gazeteciler çalışır. Birbirinin kuyusunu kazmalar pek yaşanmaz burada. İşini iyi bilenlerin işine de karışılmaz, herkes işini en iyi şekilde yapmaya çalışır. Kadronun iyice daraldığı şu son dönemlerde bile...
Kendimizi uzun uzun övecek değiliz ama bu memleketteki kültür sanat gazeteciliğinde Radikal Kültür Sanat’ın önemli bir yer tuttuğunu da teslim etmemiz gerekiyor. Benden önce, usta tiyatrocu Şerif Erol, dünya tatlısı Seral Cumalı ve 17 yıl birlikte çalıştığım, sıkı kalem erbabı kadim dostum Cem Erciyes yönetimindeki bu sayfalarda, bir dönem yüksek gazetecilik heyacanıyla dolu Çınar Oskay liderliğindeki Radikal Hayat ’ın içinde, her daim iyi iş çıkarttık. Bu sayfalarda kültür ve sanatla ilgili her şeye yer verdik; güzel haberler , söyleşiler, eleştiriler yayımladık, sanatı yüceltmek için elimizden geleni yaptık. Bu serviste birlikte çalışma fırsatı bulduğum Elif Kutlu, Tuna Erdem, Serkan Seymen, Zeynep Arıkanlı, Zarife Öztürk, Sevil Özkan, Sema Uludağ, Derviş Şentekin, Burcu Aktaş, Ümran Kartal, Oylum Yılmaz, Evrim Altuğ, Muhsin Akgün, Uğur Vardan, Serkan Taycan, Necan Baltan, Şehnaz Pak, Gül Altan, Olkan Özyurt, Efnan Atmaca, Tümay Yazıcı, Çiğdem Dalay, Erdal Doğan, Ahsen Erdoğan, Duygu Durgun, Mahmut Hamsici, Müjde Yazıcı, Müge Akgün, Bahar Çuhadar, Gönül Koca, Ceren Akardaş, Dilay Yalçın, Elif Ekinci, İpek İzci, Alpbuğra Bahadır Gültekin, Banu Öğüt, Özlem Karahan ile yazılarıyla katkıda bulunan yüzlerce yazarın ve stajyerin önünde saygıyla eğilirim... Hepsi de işinin erbabıydı.
Elbette pek çok hatamız da olmuştur. Mesela Necati Cumalı yerine Behçet Necatigil fotoğrafı bastığımızda yerin dibine girmiştik, hâlâ içim sızlar. Affola.
Kederli olmamın bir nedeni de son dönemdeki en yakın çalışma arkadaşlarım; tanıdığım en hızlı editör, usta sinema yazarı Şenay Aydemir ile sanatın birçok alanında rahatlıkla kalem oynatabilecek entelektüel donanıma sahip Erman Ata Uncu’nun ayrılıyor olması... Zor günlerimde beni iyi idare ettiler, ne kadar teşekkür etsem az...
Radikal çıkmaya başladığında gösterime giren yerli film sayısı bugünkü gibi 70-80’lerde değil, 10’u geçmiyordu. Yayın âlemi de böyle değildi. Orhan Pamuk henüz Nobel almamıştı. Türkiye çağdaş sanatı o büyük sıçramanın henüz eşiğindeydi. Müzayedelerde milyon liralara resim, heykel satılmıyordu. Dünya çapındaki sergileri Türkiye’ye getiren İstanbul Modern, Sabancı Müzesi, Pera Müzesi yoktu. AKM açıktı ama Devlet ve Şehir Tiyatroları dışında oyun sahneleyen özel tiyatroların sayısı bugünkü gibi 200 küsur değil, bir elin parmaklarını geçmiyordu. İKSV ve Pozitif bu kadar büyümemişti, her hafta birkaç dünya starı gelip Türkiye’de konser vermiyordu. Mimarlık bu kadar gelişmemişti... Yazarımız Semih Kaplanoğlu Berlin’de Altın Ayı, meslek hayatımın ilk söyleşisini yaptığım Nuri Bilge Ceylan ise Cannes’da Altın Palmiye almamıştı. Bunların yaşandığı Türkiye’de aslında kâğıt Radikal’e de yer olmalıydı; ama olmadı.
Şimdi kâğıt Radikal’den gemi yapılıp dijital denize saldık. Bize de ‘Leyla ile Mecnun’un İsmail Abi’si gibi o gemiye el sallamak kaldı: “O gemi bir gün gelecek” umuduyla...