O kadar beklenmedik değil

O kadar beklenmedik değil
O kadar beklenmedik değil
'Yüzüklerin Efendisi' serisinin, bir tür 'çıkan kısmın özeti' şeklinde gelişen 'Hobbit' üçlemesinin ilk hamlesi 'Hobbit: Beklenmedik Yolculuk', pek de 'beklenmedik' şeyler sunmuyor.
Haber: UĞUR VARDAN / Arşivi

Önce dürüstçe şu soruya bir cevap arayalım derim: Siz, 2001’den itibaren her yıl bir tane olmak şartıyla huzurlarımıza gelen ‘Yüzüklerin Efendisi’ üçlemesi boyunca “Yahu bu Bilbo Baggins gençliğinde ne işler çevirmiş acep?” diye hiç düşünceye kapıldınız mı? Ben kapılmadım, kapılanın olduğunu da sanmıyorum. Ama anlaşılan üçleme tutunca Peter Jackson, “Velev ki kapılanlar vardır” gerekçesiyle JRR Tolkien’in, bir tür ‘Yüzüklerin Efendisi’ne giriş niteliğindeki kitabı ‘Hobbit’e de el atmış.
‘Hobbit’, 1937’de basılmıştı (‘Yüzüklerin Efendisi’ de 1957’de) ve Bilbo Baggins’in son derece rahat hayatının Gandalf’ın ziyaretiyle bir serüvene dönüşmesini anlatıyordu. Tek kitaptı ‘Hobbit’ ve galiba asıl sorun da galiba buradan çıkacak. Çünkü bugünden itibaren gösterime giren ‘Hobbit: Beklenmedik Yolculuk’, bir üçlemenin ilk ayağı ve dört kişilik senaryo grubu, bu durumda ‘bir kuzudan üç post çıkarmak’ gibi bir işe girişmişler. Bu ‘zorlama’ çaba da ilk filmin handikapları olarak önümüze geliyor.
Bu noktada ‘Hobbit’ serisinin ilk adımını didiklemeye başlayalım. Öykü Bilbo Baggins’in, yeğeni Frodo’ya günün birinde, “Bir zamanlar amcan neler yaşamıştı, hele bir dinle” diyerek gençlik günlerine dönüp neler yaşadığını hatırlamasıyla başlıyor. Gündüz büyücü Gandalf’ın kapısını çaldığı Baggins’in evi gece de beklemediği konukları ağırlamasıyla geçiyor. Ulu ejder Smaug, Cüce Krallığı Erebor’u tarumar etmiş, Kral’ın öldürmüş, ordularını da dağıtmıştır. Kralın oğlu Thorin ve kendisine sadık 12 cücesi, yeniden yurtlarına kavuşmak için zorlu bir yolculuğun arefesindedir. Bu serüvende kendilerine yardımcı olması için Bilbo Baggins’in de ekibe katılmalarını isterler. Bu isteği başlarda kabul etmeyen Baggins, ertesi sabah uyandığında çoktan kalkıp yola çıkan grubu katılmaya karar verir. Sonrası da ‘Ork’lar, Troll’ler, Elfler, Goblin’ler ve de bilumum mahlukatla dolu bir ‘beklenmedik yolculuk’tur.
Gelelim filmin ‘bence’ neden olmamış yanlarına… Öncelikle tek kitabın üçü bölümle meselesi (ilk film üzerinden konuşuyorum), senaryonun top oynanma yüzdelerine yansımış. Mesela Büyücü Gandalf’ın, Oblomov misali yaşayıp giden Bilbo Baggins’e, “Bak Jim, eğer kabul edersen” türünden görev vermeye soyunduğu, peşi sıra Thorin ve tebaasındaki 12 cücenin eve gelip kendilerini zoraki bir ziyafet çektirdikleri ve akabinde yola düştükleri bölüm, neredeyse 80-90 dakika. Bu da 169 dakikalık filmin ilk yarısının son derece düşük bir tempoyla ve zoraki sahnelerle dolu olduğu gerçeğiyle bizi baş başa bırakıyor. Sonrası ise ‘Yüzüklerin Efendisi’ serisinin genel bir tekrarı gibi. Troll’ler, Orklar, Goblin’ler derken, biz adeta ‘Yüzüklerin Efendisi’ne ait ‘çıkan kısmın özeti’nden ziyade tekrarında dolaşıyoruz.
Ama galiba asıl sorun bu tekrar hissiyatından kaynaklanmıyor. Çünkü mesela evde ekran karşısına kurulup DVD’de seriyi tekrar izlemektense, bu ‘gözden geçirilmiş ve teknolojisi yenilenmiş’ gibi duran yeni ‘üçleme’den de ayrı bir zevk almak mümkün ama hazır böyle bir işe soyunmuşken farklı bir şeyi denemek de olasıydı.

Keşke Del Toro çekseymiş
Nitekim aslında Peter Jackson bu türden bir hamleye sıcak bakmış ve ilk olarak projede yönetmen koltuğuna Guillermo del Toro’yu oturtmuş. Naçizane kanaatime göre Del Toro, ‘Pan’ın Labirenti’ itibariyle neredeyse tüm zamanların en muhteşem fantastik filmine imza atmış bir ustadır. Muhteşemdir, çünkü anlattığı öykü Hollywood oyuncaklarına ait görünen ‘Hoşça vakit geçirmek’ türü bir refleksin yanına siyasi anganjmanları, duruşu ve bakışı da ekler ve “İspanya İç Savaşı’nı bir de böyle okuyun” der. Dolayısıyla Meksikalı yönetmen, ‘Hobbit’ üçlemesine de günümüz konjonktürüne ait fırça darbelere ekleyecek, bambaşka okumalara açık bir seriyle karşımıza çıkacaktı. Ne var ki projeden ayrılma nedeni ‘ resmi bir şekilde’ ete kemiğe büründürülmese de, Peter Jackson’ın gölgesini her daim üçlemeye yansıtma olasılığı ve ‘orijinaline sadık kalma’ isteği şu an gelinen durumu yarattı. Ve yönetmen koltuğunda Jackson’ı görmüş olduk.
Gelelim Jackson imzalı ‘Hobbit’in altı çizilecek yanlarına. Bir kere filmin kalbinin altı yer Bilbo Baggins’in Gollum’un mağarada karşılaştıkları bölüm… Burada, filmin bütün ‘oyuncaksı ve ‘özel efekt’if yanlarından arınıp sadece performansa dayalı (evet, Gollum bir özel efekt ürünü ama Andy Serkis’in bu sahnelerdeki özel yeteneklerini ve gözlerini kullanmasını unutmayalım derim) bir bölüm sunulduğunu belirtmeliyim. Bir de görsel açıdan bas bas “Ben bilgisayar ürünüyüm” diye bağırsa da, devasa kuşların Gandalf, Baggins, Thorin ve 12 cüceye yardım ‘pençe’sini uzattıkları bölüm de gayet iyiydi.
Ya oyunculuklar? Doğrusu bu cephede yeni bir şey yok. Ekibe Bilbo Baggins’in gençliğini canlandıran Martin Freeman katılmış. İngiliz oyuncu ne bir fazla, ne bir eksik, üzerine düşeni yerine getirmiş. Gandalf’ta Sir Ian McKellen her zamanki gibi klas, Galadriel’de kısaca arz-ı endam eyleyen Cate Blanchett her zamanki gibi muhteşem, Elrond’da Hugo Weaving her zamanki gibi tekinsiz. Cüce Kral Thorin’de Richard Armitage da iyi ama o cüsseyle koca devleri nasıl alt ediyor, film bu sorunun ‘bu bir fantezi ve masaldır’a sığınsa bile veremiyor. Ayrıca bütün bir cüceler ekibi fazla karikatürize çizilmiş ve 169 dakika boyunca özel bir derinlik sunamıyorlar (vallahi bizim 1970 yapımı klasiğimiz ‘Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler’deki ekipten, başta Aydın Tezel olmak üzere ‘Yedili’nin ortaya koyduğu performans, ‘Hobbit’in ‘bilgisayar destekli’ ekibine beş basar).

Ya ‘şimdiki dünya
Sonuç? Elbette ki serinin, belki edebiyat kanalıyla olmasa da sinema sayesinde fanı olanlar, ‘Hobbit üçlemesi’nden de zevk alacaklar. Zaten sinema da en sübjektif sanat, dolayısıyla benim görüşlerim beni bağlar, kimseye bu filmi gidin ya ada gitmeyin diyemem ama ‘Özel efektlere hayranlık ya da bilgisayar destekli sahnelere övgü’ yaşım çoktan geçti. Ya da şöyle söyleyeyim: Bunca teknolojik gelişimin arasında hâlâ “İyi de ne anlatıyor?”u önemsiyorum. Üstelik daha önce de vurguladığım gibi bari ‘Orta Dünya sakinleri’ arasına dönüyorsunuz, biraz yenilik peşinde koşsanız, ‘Şimdiki dünyanın sahipleri’ neler yapıyor, onun da altını çizseydiniz isterdim. Neyse, sonuç itibariyle sanık sizin sevgili sinema seyircileri, buyurun onunla siz de muhasebenizi yapın derim…