@ErkanAktug

O kadar korktum ki...

O kadar korktum ki...
O kadar korktum ki...
Çağan Irmak'ın gösterimdeki filmi 'Unutursam Fısılda'da gençliğini oynadığı Işıl Yücesoy'a inanılmaz benzerliği ve başarılı performansıyla dikkat çeken Gözde Cığacı, "Sette Işıl ablanın sahnelerini izlediğimde o kadar korktum ki... Beceremezsem sadece Işıl Yücesoy'a benzeyen kız olarak hatırlanacaktım" diyor.
Haber: ERKAN AKTUĞ - erkan.aktug@radikal.com.tr / Arşivi

İlginç bir soyadınız var. Cığacı ne demek?
Cığa jelatin kağıdı demekmiş. Cığacı da onu yapan kişiye deniyormuş. Yani dedelerim onlarla uğraşıyormuş yıllar önce.

Bu soyad ile ilgili başınızdan birçok hikaye geçmiştir…
Çok var. En ilgincini anlatayım. Bir arkadaşımın düğünü için İzmir’e gitmiştim. Ben İzmirliyim. Telefondan bilet aldım. Telefon otomatik olarak soyadımı düzeltmiş. Çakıcı gibi bir şey yapmış. Sonra ben havaalanına gittim apar topar. Setim de var. Yani kıl payı beni alacaklar havaalanından ve sete gideceğim. Öyle sıkışık bir durum. Havaalanına gittim, verdim kimliğimi ve bu isme ait bilet yok dediler. Nasıl yani dedim. Veremeyiz size bu bileti Gözde Çakıcı diye birine ait dediler. Almadılar uçağa beni. Sonra ben başka bilet almak zorunda kaldım. En ilginci ve en sinir bozucusu buydu.

Çağan Irmak’ın ilk hangi filmini izlemiştiniz, hatırlıyor musunuz?
Ben ilk ‘Mustafa Hakkında Her Şey’i izlemiştim. Küçüktüm o zaman . Sonra ‘Babam ve Oğlum’u izledim. O zaman da küçüktüm. Ben zaten 23 yaşındayım. Haliyle hepsini izlediğimde küçüktüm!



Bir gün onunla birlikte çalışmayı hayal etmiş miydiniz?
Oyuncu olmayı hayal ettiğimden beri benim için çok popülerdi Çağan Irmak. Yaa hayal edemiyordum aslında ilk zamanlar. Biraz büyüdükten sonra “Acaba oynar mıyım, ben de olur muyum?” diye düşünmeye başladım. Hatta geçen sene ‘Tamam mıyız?’ın galasından sonra oldu. Bir sene sonra böyle bir şey olunca çok şaşırdım.

Siz de İzmirlisiniz, Çağan Irmak’ın anlattığı hikayeler ayrıca çekiyordur sizi… Evet, kan çeker her zaman. Onun anlattığı hikayeleri kendime yakın buluyorum, çünkü biz yaşıyoruz bunları. Herkesin dillendirmediği ama yaşadığımız şeyler. “Aa evet bu benim, aynen” dediğimiz şeyler.

‘Unutursam Fısılda’ya nasıl dahil odlunu? Seçmelere mi katıldınız, direkt mi çağırıldınız?
Beni Tims’ten aradılar. Deneme çekimi verdim. Önce senaryoyu okudum. Zaten senaryoyu okuduktan sonra “İnşallah olur” diye çok heyecanlandım. Çağan Irmak deneme çekimimi izledikten sonra beni çağırdı hemen. 

Hangi rolde olduğunuzu biliyor muydunuz?
Evet biliyordum. Işıl ablanın (Yücesoy) gençliğini oynayacağımı da biliyordum.

İnanılmaz bir benzerliğiniz var.
Işıl abla yanlış anlamasın “Kızınızdan çok benziyorum” dedim ona bir gün. Gerçekten öyle. Tanıştım kızıyla. Hakikaten çok benziyoruz.

Benzerlik bir etken miydi? Çağan Irmak size ne söyledi?
Bence etkendi. Şimdi benim için zor bir durum vardı. Evet, ben benziyordum Işıl ablaya. Ve Çağan Irmak’ın bana “Merak etme, senden çok benzeyen adayım yok” demesi benim kulağımdaydı. Ama önemli olan bunun içini doldurabilmek. Evet, fiziksel olarak benziyorsun. Peki içi? Ben aslında büyük bir yükün altındaydım. Yani bunun altında kalmamam gerekiyordu. Hani şu şekilde tanınsın istemezdim “Gözde Cığacı gençliğini oynamış, çok benziyor”, bu kadar. Bu kötü bir şey olurdu benim için.

Oynadığın karakteri yakın buldun mu kendine yoksa Farah Zeynep Abdullah’ın karakterinde gözün kaldı mı? Kimin gözü kalmaz ki? O kadar güzel bir karakter ki Farah’ın oynadığı. Yani Farah o kadar hakkını vererek oynamış ki, gram bir şey katamazdım diyerek izledim onun rolünü.

Siz de çok iyiydiniz.
Çok teşekkür ederim. Benim karakterime gelecek olursak. Bana yakın değil. Yakın olduğu çok az yer var. Bazen kendimi kapattığım yerler benziyor Hanife’ye. Ben çok dışa dönük biri gibi görünürüm. Ama aslında zaman zaman kendimi kapatırım. Ve bunu kimse anlamaz. Ne olduğunu bile anlamaz. Hanife’de bir tek o var. Hanife gençken içi doluyor, doluyor ve bir boşalım süreci olarak yazıyor. Şiir yazıyor. Hepimizin böyle dönemleri vardır. Ben de bunu oyunculukla atıyorum. Bir şeyler doluyor, doluyor ve bir şekilde atıyoruz.

70’lerdeki bir karaktere bürünmek zor oldu mu?
Bu biraz dışsal bir özellik... Her dönem aynıyız aslında. Aynı duyguları yaşıyoruz. Sadece yaşadığımız yer ve yıl etken oluyor. Biraz daha kasabalı olduğu için yanlış anlıyor Mehmet’in oynadığı karakteri. Niye? Çünkü oralarda öyledir. Daha saftır. İlişkiler daha temizdir. “Babanız anlayışlı birisi mi?” demesini “Beni istemeye” gelecek gibi düşünüyor. Çünkü yetmişlerdeyiz ama şimdi kimse kimseden bunu beklemez.

Gençliğini oynadığınız Işıl Yücesoy’a fiziksel olarak çok benziyorsunuz, tamam ama bunun da ötesinde duruşunuzla, bakışınızla bir ruh benzerliği de yakalamışsınız. Işıl Yücesoy’dan taktik aldınız mı?
Işıl ablanın dokunuşu diyelim ona. Işıl ablanın eli değdi bana. İlk okuma provası yaptığımızda onunla biraz sohbet ettik. Bana biraz kendinden bahsetti ama yetmezdi bu. Ben biraz Hümeyra ile Işıl ablanın sahnelerini izledim. Montaja gittim. Açıkçası biraz dedektiflik yaptım. Montajda Işıl ablayı kaydedip evde, otelde sürekli uyumadan önce onu izledim. Biraz dizilerine baktım. Ama burada tabi ki başka bir şey vardı. Hanife vardı.

Sette müdahale etti mi size, şöyle oyna filan diye? Işıl hanım yoktu benim setim sırasında. Ama “Bak ben sinirlenince şöyle yaparım, sevinince şöyle yaparım” dediği tabi ki oldu. Bir de bu enerjiyle ilgili bir şey. Karşılıklı alınan enerjiyle ilgili… Yani benim istememle yetmez. Işıl abla da kendini açtığı için böyle oldu. 



‘Unutursam Fısılda’ sizin ilk filminiz, nasıl hissediyorsunuz?
Evet, ilk bebeğim. Ben hep ilk bebeğim diyorum çünkü çok heyecanlıydım. Hani ilk filmimin Çağan Irmak ile olması ve bu kadar güzel sanatçılarla olması çok çok heyecan verici bir şey. Altında kalmamanız gerekiyor. O yüzden biraz da korkuyordum.

Film biraz da müzikle ilgili, müzikal tadında… Sizin de biraz müziğe ilginiz var galiba.
Evet, birazcık var. Bir de bu filmle azıcık ucundan kıyısından oldu. Sağ olsun Kenan Doğulu, filmin soundtrack’inde bir şarkı seslendirmeme izin verdi. Cihan Okan ve Kenan Doğulu ile çalıştım. İnanılmaz keyifliydi. Çok eğlendik birlikte. Umarım beğenir herkes. Profesyonel olarak müzikle ilgilenmedim ama küçükken mandolin çalıyordum. Saz çalmaya merak salmıştım. Gitara geçtim sonra. Ama şu an hiçbirine devam etmiyorum.

Nasıl yorumlar alıyorsunuz filmle ilgili?
Bazı izleyenlerden “İnanılmazdı” duyuyorum. Ben gerçekten çok utanıyorum bunun karşısında. Tek isteğim bunun altında kalmamaktı. Hemen üstüne başka bir şeyler daha koymak isterim. Çok güzel şeyler duyuyorum çünkü. Artık bundan sonraki film önemli…

Ailenizin filmle ilgili düşünceleri nasıldı?
Onlar galaya gelemediler. Ben gelmelerini çok istedim ama İzmir’de işleri yoğundu. Filmi izledikten sonra konuştum onlarla. Galaya anneannem geldi. Film bittikten sonra anneannem gerçekten kıpkırmızıydı. Babamın ağladığına eminim ama söylemez asla. Annem ise hemen söyler, hatta konuşurken çok güzeldi dedi, ağladı. Çok etkilenmişler onlar.

Kadınların filmi daha çok sevdiğini düşünüyorum. Sence de öyle mi?
Çünkü kadını anlatıyor. Yani iki kadını anlatıyor. Aslına bakarsanız özellikle orta yaş kitlesinin sevmesinin temel sebebi, içinde mutlaka kalmış bir şeyler vardır ya erken evlenen ya da kendi hayallerinin peşinden gidemeyen, Hanife olan kadınların. Hepimizin ailesinde böyle olan kadınlar var. Anneannemiz, annemiz yok muydu onlardan şairane olanlar ya da niceleri? 



Işıl Yücesoy muhteşem oynadı. Onun altında ezilirim diye tedirginlik yaşadınız mı?
Çook. Işıl ablanın sahnelerini gittiğimde de izlemiştim ama o kadar korktum ki, gerçekten hissettiğim tek duygu korkuydu. Komik olabilirim çünkü. Beceremezsem sadece Işıl Yücesoy’a benzeyen kız olarak hatırlanacaktım. Ama Işıl abla inanılmaz oynadı ve ben gerçekten bir şey söyleyemiyorum, eğiliyorum karşısında.

Oyuncu olmayı küçüklükten kafayı takmışsınız. Sizi oyunculukta çeken şey neydi?
Birazcık evet takmıştım. O zaman böyle bir gençlik ateşi denen şey vardır ya, yapabileceğim tek şey bu ben başka bir şey yapamam dedirtir. Annem her hafta Ziya Gökalp’e çocuk oyunları izlemeye götürürdü beni. Ve Şehir Tiyatroları’na giderdik, Devlet Tiyatroları’na giderdik. Ve ben sürekli şunu derdim: ‘Ya ben de mi bir şeyler yapsam? Ben de mi oynasam?’. Sonra ilkokulda oynamaya başladım zaten, devam ettim. Sonra amatör gruplarla çalıştım. Sonra dedim ki, yok ben başka bir şey yapamam.

Ama aileniz başta istemedi oyuncu olmanızı…
Hiç istemedi. Yani annem istiyordu ama babam istemiyordu. Babam avukat olmamı istiyordu. Zaten bekliyordu. Hazırdım, ben avukat olacaktım filan. Bir de öyle okudum, eşit ağırlık okuyorum, dershanelere gidiyorum, özel dersler alıyorum, kesin olacaktım avukat. Sonra kritik gün geldi.

Şehir şehir gezip konservatuar sınavlarına girdiniz… Ben oyuncu olmaya karar verince, oyuncu olacağım deyip oyunuma babamı çağırdım ve izledikten sonra babam ağladı. Sonra o günden sonra dedi ki evet biz ne gerekiyorsa yapacağız. O kırılma noktasıydı onlar için zaten. Artık tüm sınavlar biz annem ve babamla koşturuyorduk. Bir oraya, bir buraya filan…

Konservatuar devam ederken bir yenden de ‘Kuzey Güney’, ‘Muhteşem Yüzyıl’ gibi çok popüler dizilerde oynadınız. Çok şanslısınız. Çok şanslıyım. Bence doğru yerde, doğru zamanda, doğru insanlarla karşılaşıyorum. Umarım hep öyle gider. Ben Kocaeli’de 3. sınıftayken okul değiştirdim, İstanbul Üniversitesi’ne geçtim. Farabi diye okul değişim programı aracılığıyla. İstanbul Üniversitesi’ne gelmeden önce garsonluk yapıyordum, çalışmadan duramıyordum ve bir şeyler yapmalıyım diyordum. Biraz müzik yapıyoruz, biraz garsonluk, böyleydi. Sonra birisi dedi ki: ‘Gözde biraz kendi mesleğinde yorul’. İzmir’den tanıdığım ve İzmir’de hocam olan birisi vardı Baran diye. Senarist aynı zamanda… O birazcık beni teşvik etti ve birisiyle tanıştırdı, Gülden Avşaroğlu. Kendisi şu an menajerim. O da ufak ufak bir yerlere gönderdi beni. TRT 1’de ‘Sen de Gitme’ dizisine. Orada Türkan Derya’yla çalıştım, bu konuda çok şanslıyım hem onunla tanıştığım, çalıştığım hem de ilk yönetmenim o olduğu için. Sonra ‘Kuzey Güney’de 2 bölüm yer aldım. Sonra ‘Muhteşem Yüzyıl’, ‘Bugünün Saraylısı’...

‘Unutursam Fısılda’dan sonra artık giderek şöhretli birisine dönüşüyorsunuz. Bu sizi korkutuyor mu?
Benim korktuğum tek bir şey var. Biz nankör bir iş yapıyoruz her şeyden önce. Ve gerçekten akıllıca davranmak gerekiyor her konuda. Atılan adımlar ve izlenen yol çok önemli.

Bir de rol bekleme kısmı var. Oyuncuyu daima birisinin sizi görmesi, kadroya dâhil etmesi gerekiyor.
Evet böyleyiz. Biz gerçekten kendimizi pazarlamak zorundayız tabiri caizse. Bedenimizle bir iş yapıyoruz ve vücudumuzla para kazanıyoruz gerçekten. Ve bunu iyi pazarlamak zorundayız. Yanlış bir işle yanlış bir yere gidebiliriz. Yapamayabilir, durabiliriz olduğumuz yerde. Evet, teklif beklemek kısmı çok sıkıntılı… Şu anda da olduğum durum aslında. Bekliyorum, duruyorum.

Diziniz? Yeni proje?
‘Bugünün Saraylısı’nı 2. sezonda bitirdik. Yeni bir proje şu an için yok. Birkaç görüşmem var, bakalım.

İnternete sizin isminizi yazdığımızda karşımıza ilk çıkan şeylerden biri “Gözde Cığacı sevişme” etiketi… Bir iki öpüşme sahnesinin böyle yansıtılması sizi nasıl etkiliyor. Artık bu tarz rollere karşı önlem almaya mı başlıyorsunuz, yoksa umursamıyor musunuz böyle şeyleri? Ben umursamıyor değilim tabii ki ama bunun biraz daha normal bir şey olduğuna bakılması taraftarıyım. Ben buna kendimi inandırmazsam, ben bunu normalleştiremezsem, bu benim için çok trajik bir şey olur. Yani evet, bir sevişme sahnesi için verilecek karar çok önemlidir. Ve ben bu rolde oynar mıyım? Bilmiyorum, çünkü bu çok riskli bir şey. Ama öpüşme sahneleri, hakikaten bana art arda birçok öpüşme sahnesi denk geldi, ama bunlar bile büyütülebiliyor. Bir ağlama, kriz geçirme sahnesi gibi… Nasıl ki biz bunları yaşıyor ve çekiyorsak, deniyorsak, yapmaya çalışıyorsak oyuncu olarak bu da aynı şekilde. Zorluğu tanımadığınız, aktör olarak tanıdığınız bir insanın karşısında aktris olarak onunla öpüşme sahnesini çekmek… Dışarıdan bakıldığında bu gerçekten zor... Fakat durup dururken yoldan birisini çevirip öper miyim dudağından? Bu saçmalık. Bu bir şey içine sığdırıldığında, oyuna, televizyona, o sahne o kadar büyülü bir şey ki oraya inandırıldığında, oraya yedirildiğinde buna normal bakmak zorundayız. Yoksa böyle abartılır ve sevişme sahnesi olarak duyulur. Bunlara gerek yok. Yapabileceğim bir şey yok. Böyle ilerledi ve böyle oldu. 



Okulu bitirdiniz mi? Bıraktınız mı?
Bırakmadım ama hala tezim var. Kocaeli Üniversitesi’ndeyim. Tezimi vereceğim ve bitireceğim. Bu arada hocalarım da çok destekler çünkü normalde okul devam ederken oyunculuk yapmak yasak.