ODTÜ'den geçecek tek yol devrimdir!

ODTÜ'den geçecek tek yol devrimdir!
ODTÜ'den geçecek tek yol devrimdir!

Fotoğraf: MUHSİN AKGÜN

'Behzat Ç.'deki rolüyle akıllara kazınan İnanç Konukçu, serinin final filmi 'Ankara Yanıyor'la son kez Hayalet olarak karşımızda. Şu sıralar 'Kaçak' dizisinde de rol alan Konukçu'yla sohbetteydik.
Haber: İPEK İZCİ - ipek.izci@radikal.com.tr / Arşivi

Onu en son gördüğümde StüdyoCer bünyesinde sahnelenen ‘Mojo’ oyununa yeni başlamış ve üç yıldır rol aldığı dizisi ‘Behzat Ç.’ son düzlüğe girmişti. Dizinin Hayalet lakaplısı İnanç Konukçu, ‘Behzat Ç.’ ve ‘Mojo’ bittikten sonra, yeni projesi ‘Kaçak’ için İstanbul ’a taşındı bir süre önce. Hikâyesi 1985 yılında Ankara ’da başlayan Konukçu’nun palyaçoluk yaptığı günler, hayatının önemli bir kırılma noktası... Çalıştığı amatör tiyatroda, sınavlara hazırlananları gördüğünde “Ben de oyuncu olmak istiyorum” diyor ve kendini Ankara Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nde buluyor; hem de ilk denemede.
Şu ara ‘Kaçak’ dizisinde bir hacker’ı canlandıran Konukçu, ayrıca 1 Kasım’da gösterime girecek ‘Behzat Ç.’ serisinin son filmi ‘Ankara Yanıyor’da son kez Hayalet olarak selamlayacak seyircisini. Ancak biz sohbete biraz geriden başladık.
İsminin hikâyesi nedir?
Arabesk bir hikâye gibi başlamış olacağım ama babamı hiç görmedim, annem bana beş aylık hamileyken babam vefat etmiş. Annem yas içindeyken, komşunun biri geliyor, “Senin çocuğun oğlan olacak, adını da İnanç koyacaksın” diyor.
Komşu ermiş mi?
Valla bilemiyorum (Gülüyor). Masal gibi bir hikâye, ben de anlattıklarında şaşırmıştım. Annem de inanıyor ona, adımı İnanç koyuyor. Aslında bana babamın adını (Dağıstan) vereceklermiş; komşunun lafından sonra Dağıstan İnanç olmuş adım. Dedem filan Dağıstan der bana.
Çocukluğun dediğimde, aklına ilk gelen karede ne var?
Köyümüzdeyiz, Ankara Bala’da. İş aletleri ilgimi çekerdi benim, sen sorunca köydeki traktör geldi aklıma. Bir de orası çok güzel oluyordu, kalabalık bir aileyiz, çoluk çocuk hep bir arada... Köyde cümbür cemaat olduğumuz yaz tatilleri çocukluğumun unutulmaz karesi.
“Benimki çok mutlu bir çocukluktu” klişesi geçerli mi senin için de?
Evet, benimki de öyle. Bir de babamdan sonra dünyaya geldiğim için ailede ayrı bir kıymetliydim. “Bu çocuk bize Dağıstan’ın bıraktığı bir miras” durumu vardı, o yüzden şımarık büyüdüm biraz. Babamın mirası olmayı kullanıyordum, ne yalan söyleyeyim uyanık bir çocuktum. Ne istesem yapılıyordu.
Babasızlık nasıl etkiledi seni?
Hiçbir fikrim yok, inan. Çocukken, duyguların kabarıyor ya, “Benim babam yok!” gibi duygulara girmeye çalıştım ama sonra kendi kendime dedim ki “Ulan hıyar, zaten babanı hiç tanımadın ki!” Olmayan bir şeyi kaybettiğim için bende öyle derin acıları yok bu durumun.
Konservatuvar mezunusun. Tiyatro küçüklük hayalin miydi?
Bizim nesil televizyonla büyüdüğü için TV çocukları olarak hepimizde bir popülerlik isteği vardı. Şimdi de görülebileceği üzere yine herkeste var, özellikle yaşıtlarımızda. Liseyi bitirdikten sonra amatör bir tiyatroda çalışmaya başladım. Orada sınavlara hazırlananları görüp tiyatro okumaya karar verdim. İşte o zaman mevzu ünlü olmaktan çıktı, “Oyunculukta başarılı olmalıyım”a döndü.
Kendine nasıl yatırım yaptın bu alanda?
En büyük yatırım oyunculuk okulu mezunu olmam, amatör tiyatroda da yer almış, Devlet Tiyatrosu’nda da çalışmış olmam… Tabii sadece yatırımla bitmiyor iş, şanslı da olmak gerekiyor. Benim ‘Behzat Ç.’ gibi çok büyük bir şansım oldu. Ekranda görüp “Ben de onlar gibi olmak istiyorum” dediğim adamlarla çalıştım ben.
Bu şansı kim yarattı peki?
“İnsan biraz da şanslı olmalı dediğimde” kızıp “Saçmalama, şansını kendin yaratırsın” diyorlar. Şansını kendin de yaratırsın ama o şanstan bir çıtır da olmalı bence insanda.
Belli yetilerin olmasa o iş sana gelmeyecekti ama…
Samimi olacağım, bazen kendi kendime, “Ya oğlum sen demek ki yeteneklisin ki buralara geldin” diyorum. Ama bir anda değişebiliyor bu. Sette bir sahne istediğim gibi olmaz ve bu sefer “Neden beceremedim? Burada nasıl oynayamadım? Oynayamadım çünkü ben çok yeteneksiz bir adamım”a döner sayıklamalarım. Bu duruma çok oyuncu düşer, sadece ben değil. Bir işe başladığında zaten bir iddiayla ortaya çıkıyorsun, kendini ispatlamaya çalışıyorsun ama bir sahnede kötü oynadığında bütün duyguların alaşağı oluyor.
Şimdi yeni bir diziye başladın, ‘Kaçak’. Dördüncü sınıfta tıp fakültesini bırakmış birini oynuyorsun.
Evet, genius biri doktor Nazmi. Doktorluk onun için hayatını ispatlayacağı bir yer değilmiş, belki de bırakmaya mecbur kalmış; hikâyenin o kısımlarını ilerleyen bölümlerde göreceğiz. Babasından dolayı mafyatik işlerin içinde. Bilgisayar işinde uzman, halledemeyeceği iş de yok, ‘Behzat Ç.’deki Hayalet’ten sonra o da benim için güzel bir rol.
Sana ne veriyor?
Kendimi zorluyorum. Her rol başka bir iddia; o işi kabul etmek de “Ben bunu da yapabilirim” demek. O yüzden bana kattığı: Yeni yeni, başka durumlar içine girip kendimle ilgili bilmediğim yönlerimi görmemi sağlaması.
Mesela neyini gördün?
Bilgisayardan pek anlamadığımı... Proje bazında da; başka bir sette neler yaşıyorum, ne konularda zorlanıyorum onları netleştirmeye çalışıyorum çünkü başka oyuncular ve başka bir yönetmen dili var karşımda.
Seyirci için bir süre daha Hayalet olarak kalmaya devam edeceksin ama biliyorsun...
İster istemez… Sadece Hayalet’i değil dizideki kimseyi kolay kolay başka bir yere monte edemeyecekler. Dün Ortaköy’de bir abi çevirdi. “Hayalet?” dedi şaşkınlıkla “Senin ne işin var lan burada?” Neden Ankara’da değilim, onu soruyor. Beni Ankara’ya mal etmiş, daha doğrusu hepimizi. Akbaba’yı da görse eminim aynı tepkiyi verirdi. Kendi adıma ‘Kaçak’taki doktor rolü bu algıyı kırmak için iyi bir fırsat bence.
Hayalet’ten ne kaldı sana?
Bu bıyık ve onun dışında çok güzel anılar kaldı. Düşüneyim, Hayalet’ten ne kaldı? Hayalet’in tamamı bende zaten, duruyor. Hiçbir zaman unutamayacağım bir rol çünkü.
Dizinin bitmiş olmasıyla ilgili hissiyatın?
Ağır duygularım yok bittiği için, bir noktada bitecekti zaten. Hatta bence bir çıtır tadında kaldı.
Finale giden süreçte nasıl hissetmiştin?Hazirana yaklaştıkça, daha endişeli bir adam olmaya başlamıştım.
Neden?
Bir işten çıkacaksın ve daha sonra ne yapacağın belli değil. Bir sonraki iş ne olacak, neye göre seçeceksin belli değil. ‘Behzat Ç.’nin kalitesinde bir şey yakalayabilecek misin ya da sana gelecek rol ne olacak, ne kadar süre bekleyeceksin? Ne olacağım ben diye endişeleniyordum sürekli.
Şu an için en büyük hayalin?
Bulunduğum noktada işin hakkını vermek istiyorum. İşimde başarılı olmak benim için çok önemli çünkü mutluluğu o getirecekmiş gibi geliyor. Başarılı olursam mutluyum diyebilirmişim gibi… Uğraş gerekiyor çünkü kendimle mücadele ediyorum.
Gezi direnişini de sorayım. Ankara’da sokaklardaydınız siz de…
Ankara yanıyordu! Bir defa duygusu çok güzeldi. Çok samimi duygularla orada olduğumuzu ve bu olayların “Söyleyecek lafımız var” tavrıyla ortaya çıktığını biliyor herkes.
ODTÜ’nün durumuna ne diyorsun? Binlerce ağaç kesildi, yol için.
ODTÜ’den geçecek tek yol devrimdir!

‘Ben Hamlet değilim’


En sevdiğim özelliğim durduk yere mutlu olabilmem. Suratım düşerse hemen bir eğlence bulurum kendime, “Bittim, ölüyorum” durumuna girmem hiç. Yok olmasını istediğim özelliğim de depresif tarafım. Bu durumu çok kısa yaşarım ama hiç olmasa daha iyi tabii. “Ben nasıl bir adamım, hayat neden böyle?” diye sorgulamaya gireceğim anda “Dur be oğlum, çıkar yol bulursun!” deyip çıkarım o duygudan. Sorgulamak derken, büyük şeyler değil tabii bunlar; ben Hamlet değilim. Su faturasını yatırmayı unuttum mesela, “Nasıl unutursun ya, basit bir şey bu, bunu da unutuyorsan her şeyi unut!” diyorum, hemen sonra “Yarın yatırırsın”a varıyorum. Evde oturup, “Olmak ya da olmamak demiyorum” yani kendi kendime.