Ödüller bir tür halkla ilişkiler çalışması

Ödüller bir tür halkla ilişkiler çalışması
Ödüller bir tür halkla ilişkiler çalışması
Turgay Fişekçi, son kitabı 'Güzelle Büyü' ile Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü'nü kazandı. Bu ödülü vesile ettik, son on yıldaki değişiminden ödüllerin anlamına uzanan bir sohbete koyulduk.
Haber: ECE ÇELİK / Arşivi

Turgay Fişekçi ile ilk tanışmam 2006 yılında elime aldığım ‘Hep Yanımda Kal’ romanı ile olmuştu. Kısacık romanın bende yarattığı sıcaklık hissi yazarın şiirlerinde de peşimi bırakmadı. Taksim’de buluştuğum Turgay Fişekçi aynı şiirlerindeki gibi sakin, yumuşak biri. Adeta kimseyi kırmamak için sözlerini tek tek seçiyor ancak şiir konusundaki endişelerini de saklamıyor. Aynı zamanda iki aylık edebiyat dergisi olan ‘Sözcükler’i çıkaran Fişekçi “Hayatıma yön veriyor” dediği şiire olan ilgisizlikten şikâyetçi. Şairle yeni çıkardığı ve Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü’ne layık görülen ‘Güzelle Büyü’ kitabını bahane ederek buluştuk. Son kitabında sıklıkla kullandığı mekân kavramından aşka, reddettiği şiirlerinden ‘Gezi Direnişi’ne pek çok konuya değindik.
İlk şiirlerinizi hukuk fakültesinden mezun olduktan sonra yayımlamışsınız. Ardından da hiç mesleğinizi yapmamışsınız. Edebiyat insanın kanına karışan bir virüs mü?

Edebiyat ve genel anlamda sanat böyle bir şey. Lise yıllarında şiir yazmaya başladım. Yönetmen olmak istiyordum ancak o dönem sinema okulu yoktu. Ağabeyimin yönlendirmesiyle hukuk okudum. Rastlantılar yolumu çizdi. Vedat Günyol’un yayımladığı Yeni Ufuklar dergisi vardı. Bir arkadaşım beni oraya götürdü, o şekilde o zamanın yayıncılık dünyasının merkezi olan Cağaloğlu’yla tanıştım. Bir yayınevinde çalışmaya başladım. Okulu bitirince de hiç hukukla ilgili bir şeyler yapmayı düşünmedim. İlk şiirim okulumu bitirdiğim sırada yayımlandı. Şiir her zaman hayatıma yön veren en önemli şey oldu. Onun dışında yaptıklarım şiirin arkasında kaldı.
O dönemlerde daha çok şiir yazılıyor, daha çok seviliyormuş. Şimdi ne değişti de şiir üvey evlat oldu?
Şiir toplumun her kesiminde popüler bir daldı. Benim şiire başladığım 70’lerin sonu Türkiye toplumunun çok politize olduğu bir dönemdi. Şiir de çok politikti. 61 Anayasası’ndan sonra ortaya çıkan yeni şiir kuşağının etkisiyle hem politik hem hayata yakın şiirler yazdık. İlk kitabım ‘Karda Işıltılar’ 2500 basılmıştı ve bir yılda tükenmişti. Bugüne kadar en çok basılan ve satılan kitabım oldu. Daha sonra toplumla şiirin bağı azaldıkça şiir kitapları da daha az satar oldu. Öyle ki artık yayınevleri şiir kitaplarını raflarına koymak dahi istemiyor.
Sebebini hiç düşündünüz mü?
İyi şiir azaldı. İyi şiir azalınca da toplumun ilgisi azaldı. Geçmişin büyük şairleri bugün hâlâ okunuyor. İyi şairlerin toplumla bağları bugün de canlı ve sürüyor. Sorun yeni kuşakların şiirin özünü kavrayamayarak gerçek şiir üretememelerinde diye düşünüyorum.
Sözcükler dergisinde bir denemenizde gençliğinizin Fatih’te geçtiğini okumuştum. Hayatınızda mekânlar önemli midir?
Çok önemlidir. Benim şair olmamda ki en büyük etken, çocukluğumun Balıkesir’de bağların arasında, çeşit çeşit bitkilerin arasında geçmiş olmasıdır. O öyle bir cennetti ki o benim için, daha sonraki hayatımda yazdığım şiirlerde hep o cenneti aradım. Yaşadığım tüm mekânlar benim için özel. 70’lerin sonunda Fatih’te yaşıyordum. Çok yoğun bir kar yağışı vardı. Bir sabah işe gitmek üzere evden çıktığımda İstanbul ’da müthiş bir sessizlik vardı, araçlar çalışmamıştı, sadece yolda yürüyen insanlar vardı. Unutulmaz bir gündü benim için. Aynı yıllar çok korkuların da yaşandığı yıllardı. Tüm o karışık duygular o mekânlarla örtüştü.
70’leri yaşamış edebiyatçılara baktığımız zaman her sanatçının eserinde bir şekilde 12 Eylül’ün izlerine rastlıyoruz. Sizce ‘Gezi Direnişi’ şimdiki jenerasyona 12 Eylül’ün etkisini gösterir mi?
Mutlaka etkileyecektir ama tabii ki bunu zaman gösterir. Ulusların tarihinde dönüşümlere yol açan olaylar vardır. Örneğin Fransa’da Paris Komünü… Gezi de bunun gibi bir olay. Etkileri edebiyata yansımaya başladı aslında. Sözcükler dergisinin 44. sayısında Cevat Çapan’ın şiiri, benim şiirim var. Romanlara ve tiyatro oyunlarına da, resme de çok ilham verecek bir olay. Bizler tam 90’ların, 2000’lerin gençliği nerede, neden varlık gösteremiyor diyorduk. Bu sadece toplumsal olaylarda değil sanat anlamında da böyleydi. küçük İskender’den sonra çağdaş Türk şiirinde yeni bir halka diyebileceğimiz kimse çıkmadı.
Siz aynı zamanda uzun yıllardır editörlük yapıyorsunuz… Editörlük sizi besliyor mu?
İki türlüde etkilediğini söyleyebilirim. Çünkü çok fazla şey okuyorsunuz. Bunların içinde iyi olanlar var ancak kötü olanlar daha fazla. Okuduğunuz her şey sizi ve yazdıklarınızı etkiliyor.
Şiire olan sevginiz her sözünüzden anlaşılıyor ancak roman konusunda iki tane ile sınırlı kaldınız. Bunun sebebi nedir?
İnsan edebiyatla uğraşıyorsa her alanında kalem oynatıyor. Cumhuriyet gazetesinde 17 yıl köşe yazarlığı yaptım, denemelerimi yayımladım. Gezi kitapları da yazdım, şiir çevirisiyle de uğraştım. Roman da benim için bir deneyimdi.
‘Hep Yanımda Kal’ romanınızla ödül kazanmıştınız. ‘Güzelle Büyü’ şiir kitabıyla da Melih Cevdet Anday ödülünü aldınız. Ödüller sizin için ne ifade ediyor?
Aslında ödüllerin hiçbir anlamı yok. Siz bir ürün ortaya koymuşsunuz, ödül kazansa da aynı eser, kazanmasa da aynı eser. Ödül bu eserin niteliğini değiştirmiyor. Öte yandan birtakım pratik yararlar sağlıyor. Eser daha görünür oluyor, konuşuluyor. Maalesef çok etiketçi bir toplumda yaşıyoruz. Eserin benim gözümdeki değil ama insanların gözündeki değeri değişiyor. Bu aldığımız ödüller bir tür halkla ilişkiler çalışması.
Geçen yıl son 10 yılda yazdığınız tüm şiirleri reddettiğinizi söylediniz? Neden böyle bir karar aldınız?
Son on yılda çalkantılı bir hayatım oldu. Bu çalkantılar şiirime yansıdı. Şairler bazı dönemlerde yazdıkları şiirleri değiştirmek isterler, tıkandıklarını hissederler. Benim de böyle bir dönemim oldu. Hem hayatımı hem şiirimi değiştirmek istedim. Fakat bunda çok başarılı olamadım. Son 10 yılda yazdığım şiirlerin benim şu anki şiire baktığım duygularla ilgisi olmadığını gördüm. Benim için şiirin yalansız olması temel bir koşul. Şiirlerin yapay duygularla yazılmış olduğunu gördüm ve onları geçmişimden silmek istedim. Şimdi ‘Güzelle Büyü’nün ardından reddettiğim şiirlerimin dışındaki tüm şiirlerimi derlediğim bir kitap hazırladım. İsmi ‘Ayrılık sonu’. Bu ay o da çıkacak. Böylece tüm şiirlerim bu son iki kitapta toplanmış oluyor.
Ben bu kararın arkasında biten bir aşkın olabileceğini düşündüm. Yanılıyor muyum?
Hayır, yanılmıyorsunuz. Böyle bir yanı da var. İnsan ilişkileri gerçeğe dayandığı zaman güzel oluyor. Gerçek gibi görünen şeylerin yanılsama olduğunu fark ederseniz pişmanlığa sebep oluyor. Hele de şairseniz insan gerçek duyguları arıyor. Şiirimi koruyabilmek için böyle bir şey yaptım.
Aşk temasını şiirlerinizde çok önemli bir yer kaplıyor…

Aşk insanın dünyayı yorumlamasının bir alanı. Aşkın insan hayatında her zaman yeri olmalı. Çünkü insan topluma ve doğaya aşkla bakarsa her şeyi daha gerçek görebiliyor. Şiirlerimi her zaman âşık hissederek yazdım.