Öfkeli mahalle delikanlısı

Öfkeli mahalle delikanlısı
Öfkeli mahalle delikanlısı

'Şefkat Yerimdar', zayıf haftanın en iyisi.

Murat Özer'den Haftanın Yerlileri: Sanal dünyadan kopup gelen 'Şevkat Yerimdar', mahalle komedileriyle 'Recep İvedik' formülü arasında bir yerlere konuşlanıyor ki kabalığı onun kadar orantısız kullanmıyor.
Haber: MURAT ÖZER / Arşivi

ŞEVKAT YERİMDAR: O ELİNİ İNDİR! **
Yönetmen: Bülent İşbilen
Oyuncular: Özgürcan Çevik, Başak Parlak, Cezmi Baskın, Tarık Papuççuoğlu, Serkan Kuru
Süre: 101 dk.

İnternet fenomeniymiş ‘Şevkat Yerimdar’, videolarıyla epeyce hayran toplamış. Hiçbirini izlemeden doğrudan filme geçmek iyi midir, kötü mü, bilmiyoruz ama biz öyle yaptık. Yeni bir ‘Recep İvedik’ bekliyorduk, ki beklentimiz de boşa çıkmadı aslında. Öte yandan, bu karakterden ve filmden farklı tatlar aldığımız da bir gerçek, hiç beklemediğimiz bir şekilde.
Bıçkın mahalle delikanlısı Şevkat Yerimdar, baba mesleği olan yumurtacılık yaparak hayatını kazanıyor. Fanatik Beşiktaşlı, haksızlığa gelemiyor, parayla alışverişi ‘varsa paylaşmak’ üzerine kurulu. Ha bir de, karşısındakinin elini kolunu kaldırarak konuşmasına dayanamıyor (filmin ikinci adından da anlaşılacağı üzere). ‘Öfke kontrolü’yse sıfıra yakın!
‘Şevkat Yerimdar: O Elini İndir!’, işte bu karakterin aşkla mesaisine odaklanıyor. Şımarık zengin kızıyla bıçkın mahalle delikanlısının, öfkeyle başlayıp aşkla nihayetlenen hikâyesini takip ediyoruz filmde. Arzu Film ekolünün mahalle komedilerinden esintiler taşıyan yapım, bunun yanına keskin hatlarla çizilmiş bir zengin-yoksul ayrımını yerleştiriyor. Zenginlerin ‘kötü’, yoksulların ‘iyi’ olduğu bir resim bu. Filmin en büyük zaaflarından birine dönüşen bu durum, her şeyi siyahla beyaz gibi birbirinden ayırıyor ve karakterleri tektipleştiriyor. Kadını da fazlasıyla ‘edilgen’ kılarak eksi hanesindekileri çoğaltıyor film; oysa hikâyedeki kadın karakter ‘güçlü’ bir izlenim veriyor.
Birkaç ‘Gezi Direnişi’ göndermesiyle bizi tavlayan, küfür dağarcığını sınırlı tutan, başkarakterin yol haritasında büyük sapmalar yaşatmayan, özellikle iki genç oyuncusunun ‘öfkeli’ performanslarıyla ritmini koruyan, birkaç numara dışında ‘ucuzluk’tan nemalanmayan ve ‘kahkaha’yı olabildiğince bel altından uzak tutan ‘Şevkat Yerimdar’, yeni bir ‘Recep İvedik’ olabilir belki, ama kabalığı onun gibi ‘orantısızca’ kullanmadığı da bir gerçek. Devamı gelecektir mutlaka; kesin yargımızı ikinci filme saklayalım...

Azimle ağlatıyor (mu?)

Bir yeniden çevrim olan ‘Benim Dünyam’, ‘box-office tanrıları’nın talep ettiği gözyaşlarının peşinde.

BENİM DÜNYAM *
Yönetmen: Uğur Yücel
Oyuncular: Uğur Yücel, Beren Saat, Ayça Bingöl, Turgay Kantürk, Hazar Ergüçlü, Melis Mutluç
Süre: 108 dk.

2005 yapımı Hint filmi ‘Black’in yerli versiyonu ‘Benim Dünyam’. Ama bunu birkaç adım daha geriye taşıyıp, Helen Keller’ın hikâyesini anlatan 1962 yapımı Arthur Penn filmi ‘Karanlığın İçinden’in (The Miracle Worker) yeniden çevrimi diye de değerlendirebiliriz. Her iki filmin ortak başarısının ‘Benim Dünyam’ın yanından bile geçmediğiyse bir gerçek.

Hem kör hem de sağır bir kızın, ‘azimli’ eğitmeni tarafından topluma kazandırılması gibi ‘kayda değer’ bir motivasyonu var filmin aslında. Ancak bu motivasyonun sadece ve sadece ‘ağlatmak’ üzerine kurulu bir mekanizmadan beslenmesi, Uğur Yücel’in yönettiği ‘Benim Dünyam’ı ‘sömürü sineması’nın sınırları içine çekiyor. Bir ‘başarı’ öyküsü gibi anlatılsa ve bu başarının ardında bıraktığı ipuçları takip edilse, barındırdığı duygusal tonları doğal yollardan açığa çıkarabilirdi bu hikâye. Ne var ki, ‘box-office tanrıları’nın talep ettiği gibi bir şey yapma isteği baskın çıkıyor burada ve seyirciyi salya sümük ağlatabilmek için her şey seferber ediliyor. Sonuçsa ağlatmaktan çok güldürüyor ne yazık ki!

Özellikle Uğur Yücel’in kendisine hiç mi hiç yakışmayan performansı, Beren Saat’in oyunculuğunu sağlıklı bir şekilde değerlendirmemizin önüne geçerken, ‘Benim Dünyam’ın öncüllerinin yanına bile yaklaşamamasının da gerekçelerinden biri haline geliyor. Müzikse tam da olmaması gerektiği gibi, bunu da belirtelim...

Mostar'dan Hasankeyf'e

Faysal Soysal, dinsel bir altyapıya sahip ilk filmi ‘Üç Yol’la, çok şey söylemeye çalışıyor ama kendini dinletemiyor.

ÜÇ YOL *
Yönetmen: Faysal Soysal
Oyuncular: Kristina Krepela, Nik Xhelilaj, Turgay Aydın, Rıza Akın
Süre: 116 dk.

Faysal Soysal, ilk uzun metrajlı kurmacası ‘Üç Yol’la, Mostar’dan Hasankeyf’e uzanan bir ‘içsel yolculuk’ hikâyesi anlatmaya çalışıyor. Çalışmasına çalışıyor, ama bu ‘uzun yol’dan hasarsız çıktığını söylemek zor. Dinsel göndermeleri ve karakterlerinin hiç bitmeyen tiratlarıyla iki saatlik sıkıntılı bir tura davet ediyor bizi yönetmen. Bir tür ‘öğreten adam’ bakışıysa iyice uzaklaştırıyor bizi filmden.
Türkiyeli bir şair ile Bosnalı bir psikolog arasındaki ‘aşka benzer’ ilişkinin ipuçları var hikâyede. İşleri gereği Bosna’daki katliamın izleriyle darmadağın olan bu iki ruhun ‘huzur’ bulma arayışlarını izlerken, bir yandan da birbirlerine yaklaşma/uzaklaşma hamleleriyle haşır neşir oluyoruz. Hikâyenin Türkiye’ye aktığı bölümdeyse ‘vuslat’ beklentisi devreye giriyor, ama o da boşa çıkıyor en nihayetinde.
‘Üç Yol’, söyleyeceği çok şey olmasının da etkisiyle fazlasıyla dağınık bir yapıya sahip. Dinsel bir altyapının (Hz. Yusuf’un rüyası) üzerinde birçok unsuru aynı anda anlatma niyeti hâkim burada. Bosna’daki katliamın yarattığı ruhsal hırpalanmadan başlayarak, Hasankeyf’in sular altında kalacak olmasına kadar uzayan ‘meseleler silsilesi’, büyük cümleler kuran karakterlerle dillendirilmeye çalışıldığında, ortaya elle tutulur hiçbir şey kalmıyor. Çünkü kendini bir an olsun dinletemiyor film...

‘Ezilenler’e inanamadık!

Mehmet Taşdiken, Dostoyevski’nin ‘Ezilenler’ini günümüz Türkiye’sine uyarlamanın zorluğu altında eziliyor ‘Aşk Ağlatır’da.

AŞK AĞLATIR *
Yönetmen: Mehmet Taşdiken
Oyuncular: Melih Selçuk, Ceyda Ateş, Aslıhan Kapanşahin, Yılmaz Gruda, Ege Aydan, Itır Esen
Süre: 95 dk.

Dostoyevski’nin 1861 tarihli romanı ‘Ezilenler’i (Unizhennye i Oskorblyonye) bugüne ve Türkiye’ye uyarlamanın bütün dezavantajlarıyla hayat bulmuş bir film ‘Aşk Ağlatır’. Senarist-yönetmen Mehmet Taşdiken, belli ki hayran bu metne, ama ‘hayranlık’ yetmiyor işte çoğu zaman . Orijinal hikâyeyi eğip bükmeden yoluna devam etmek istiyor bu film. Ancak bu yaklaşımın pek de meyve vermediğini söylememiz gerek. ‘Aşağılanma’ ve ‘vicdan’ üzerine yazılmış en derinlikli metinlerden birini alıp, bunu günümüzün ‘durumu kanıksamış’ Türkiye toplumuna uyarlamak zor. Karakterlerin ‘eskiliği’, baskın unsur olarak kendini gösteriyor filmde. Aslında buna diyecek bir şeyimiz yok, ama bu eskiliğin filmin yapısına da sirayet etmesiyle ‘eskitilmiş’ bir resim çıkıyor ortaya, ki Rus edebiyatıyla Yeşilçam melodramlarını karşı karşıya getiriyor bu tablo. Vicdanın serbest bırakılmasını tipik Yeşilçam melodram sineması kurallarıyla anlatmayı seçen Mehmet Taşdiken, bu seçiminin yan etkilerini hesaba katmamış olsa gerek. Hem karakterlerin hem de olay örgüsünün inandırıcılıktan uzakta seyretmesinin önüne geçemiyor yönetmen. Oyuncular da ‘inanmamış’ kompozisyonlar çizince düş kırıklığı kaçınılmaz oluyor. Zeki Demirkubuz’un ‘Yeraltı’nda altından kalkabildiği zorluk eziyor Mehmet Taşdiken’i anlayacağınız.


VİZYONU DEVAM EDEN YERLİLERSev Beni *
Kelebeğin Rüyası ***
İki Kafadar: Chinese Connection *
Günce *
Vay Başıma Gelenler! *
Benimle Oynar mısın? *
Menekşe’den Önce ***
Meryem **
Neva *
Şeytan-ı Racim *
D@bbe: Cin Çarpması *