Öğrenciler şaha kalktı!

Öğrenciler şaha kalktı!
Öğrenciler şaha kalktı!

Dekan Prof. Dr. Nazan Erkmen, herkese açık olan sempozyuma geniş katılımdan çok memnun olacaklarını söylüyor.

Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi'nin Uluslararası Öğrenci Trienali, beşinci seferinde 44 ülkeden 93 sanat/tasarım kurumu ve 500 öğrenciyle rekor kırıyor. 7-30 Haziran tarihli etkinliğin 8-9 Haziran'daki sempozyum bölümü ayrı, sergileri, film gösterimleri ayrı renkli. Dekan Prof. Dr. Nazan Erkmen'le her sokağa girip çıktık...
Haber: Ç. BEGÜM SOYDEMİR - begum.soydemir@radikal.com.tr / Arşivi



Katharina Cibulka/ Avusturya


Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi (MÜGSF), 1997’de kendi halinde bir talebe etkinliği olarak başlatılan Uluslararası Öğrenci Trienali’nin beşincisinde şaha kalkmış durumda. 7-30 Haziran’da fakültenin Acıbadem kampüsünde buluşacağı trienalde en can alıcı bölümü de 8-9 Haziran’daki sempozyum oluşturuyor. ‘Doğunun Batısı, Batının Doğusu: Sanat ve Tasarımda Yeni Yaklaşımlar’ sempozyumunda tartışılacak, konuşulacak, anlatılacak konular son derece ilgi çekici.
Baştan söyleyelim, benzer pek çok öğrenci ve sanat etkinliği var ama bu trienal dünyada tek ve ilk. Üstelik böyle uluslararası bir organizasyonu, hele de imkânlarından az çok haberdar olduğumuz bir devlet üniversitesinde kotarmanın az iş olmadığı ortada. Ama formülü de belli: MÜGSF Dekanı Prof. Dr. Nazan Erkmen, etkinliğin her aşamasında nasıl da canla başla var, tarif edilir gibi değil. Bir devlet kurumunda çalışan bir sanat profesörünün telefonlara bizzat çıkıp neşeli bir ses tonuyla ve sıcak konuştuğuna da, adı 5. Uluslararası Öğrenci Trienali olan bir etkinliğin herkesi çekebilecek zenginlikte bir programı olmasına da belki sırf bu yüzden, şaşmamalı...
Açılışı bir rekorla yapalım: 44 ülkeden 93 kurum ve 500 öğrenci, trienalde şu ana kadar ulaşılmış en geniş katılıma işaret ediyor. “Uzun, zor, çok gayret ve emek isteyen bir süreçti” diyor Erkmen. Şaka değil; tüm dünyada var olan sanat/tasarım kurumlarının adresleri, e-mail’leri taranmış, hepsiyle tek tek iletişime geçilmiş, her ülkenin konsolosu, fahri konsoloslar aranarak onlardan sanat kurumlarının bilgileri istenmiş, konsolosluklar aracılığıyla ülkelerle temas kurulmuş. Yetmemiş, fakültedeki yabancı öğrencilerden yardım istenmiş, bağlı bulunulan AIAS’la (International Association of Independent Art and Design-Bağımsız Sanat ve Tasarım Kurumları), Erasmus-Socrates’le iletişime geçilmiş. Ve uluslararası danışmanlar var tabii.
Trienal bu yıl 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti etkinliklerine eklemlenmiş durumda. Erkmen’e göre, bu çatı da etkiyi güçlendiriyor ama en önemli şey, dünyanın dört yanından okulların gelmesi. “Farklı eğitim modelleriyle yetişmiş öğrenciler bir araya gelirken bu kurumların teorisyenleri de trienale katkı sağlıyor. Artık haberleşme olanakları çok kolaylaşmış görünüyor ancak hiçbir iletişim teknolojisi, genç sanatçı ve tasarımcıların yüz yüze gelmeleri, seslerini duyurmaları ve düşüncelerini birbirlerine doğrudan aktarmaları kadar etkin olamıyor. Sanat eğitimi veren kurumların en genç üyelerinin, geleceğin genç sanatçı ve tasarımcılarının birbirlerini tanımaları, sanatlarını tartışmaları, yeni sanat teknolojilerini birbirlerine öğretmeleri ve kendi ülkelerine taşımaları çok önemli. Aynı şekilde bizim öğrencilerimiz de bu sanat platformunda nerede durduklarını öğreniyor, bu platformda ne kadar başarılı olduklarını görüyorlar” diyor Erkmen.
Peki öğrenciler de, eğitmenler de böyle iç içe geçerken, sürekli dünyayla birlikte sanatın da hızla küreselleştiğinden söz edilirken, trienalin en çarpıcı bölümü olan sempozyumun başlığından ne anlamamız gerekiyor? ‘Batı ve Doğu sanatları arasında hâlâ net ayrımlar var’ demek mi bu? Erkmen sempozyumdaki ‘Sanat ve Tasarımda Doğu-Batı Etkileşiminin Yansımaları Nelerdir?’, ‘ Kültürel Farklılıklar-Algılama ve Yaratım Süreci’, ‘Tasarım Eğitiminde Deneysel Yaklaşımlar’ gibi başlıklardan yola çıkarak anlatıyor: “Elbette Doğu ve Batı arasında hem sanat anlayışları hem de sanat eğitiminin uygulanışı açısından farklılıklar var. Bizim tartışacağımız bu farklılıkların neler olduğu, Batı’da ve Doğu’da sanatçı ve tasarımcıların küresel düzeydeki sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmelere katkıları... Küreselleşmenin Batı’da ve Doğu’da sanatçı ve tasarımcıları nasıl etkilediği de, sanat ve tasarımda yeni teknolojilerden yararlanmak konusunda Batı ve Doğu arasında ne gibi farklar bulunduğu da var tabii...”
Bir de ‘güzel sanat’ etkinliklerinde çok sık rastlanmayan bir bölüm var trienalde: Çok sayıda ülkeden öğrencilerin imza attığı kısa filmler gösterilecek. Nazan Erkmen, sinemayı ‘Tüm sanatların toplamı’ olarak anıyor, “Biz yedinci sanat olarak adlandırılan sinema sanatının çok önemli bir misyonu olduğunu düşünüyoruz. Bu etkinlik dahilinde yer alması büyük bir zenginlik” diyor. Ona göre iç mimarlıktan fotoğrafa, fotoğraftan resme, resimden heykele, heykelden müziğe, tüm sanat dallarının anlatım yöntemlerini sinema bir şekilde bünyesinde barındırmakta. Dolayısıyla kısa filmler bu etkinliğin önemli bir tarafını oluşturuyor.  
Nazan Erkmen’in sevinçle eklediği son cümlelerse etkinliklerin ‘elbette’ herkese açık olduğu: “Ne kadar çok katılım olursa o kadar mutluluk duyacağız. Sergiler 7 Haziran saat 17.00’de sergi açılışları ve ödül töreniyle fakültemizde başlayacak. Aynı gün Caddebostan Kültür Merkezi’nde (CKM) ve Üsküdar Valide-i Atik Külliyesi’nde izleyicilere sunulacak. 8-9 Haziran tarihlerinde de sempozyum ve CKM’de film günleri yer alacak.”
Eylül ve ekim aylarındaysa Beşiktaş Belediye Başkanlığı Mustafa Kemal Sanat Galerisi’nde ‘İstanbul’ konseptli diploma projeleriyle birlikte yine trienal katılımcılarının eserleri Avrupa yakasında da izleyicilere sunulacak.

Hamamın banyoya etkisi, köy enstitüsü ve Bauhaus...
Bildirilerin yanı sıra 19 afiş sunumunun da yer alacağı sempozyumdaki başlıklar herkesin takip etmek isteyeceği kadar çeşitli ve renkli. Dijital teknolojileri sanata dahil eden, köy enstitüleri ve Bauhaus’u birlikte değerlendiren, Azerbaycan kuyumculuk sanatını belki de ilk kez gündeme getiren, çizgi film sanatında stüdyo sistemini anlatan sempozyumların gene de sanat insanlarını ilgilendirdiğini düşünebilirsiniz. Peki ‘Globaleziz Tasarım’, ‘Tasarımda İntihal’, ‘Sosyal ve Kültürel Değişimin Mekân Tasarımına Etkileri: İstanbul Kahvehaneleri ve Cafe’leri’, ‘Kültürler Arasındaki Farklılığın Mutfak Tasarımına Etkileri’, ‘Türk Hamam Kültürünün Batı Kökenli Banyo Tasarımına Etkileri’ ve ‘Kimlik Üzerine Görsel Sorular’ başlıkları ilginizi çekmez mi?
Nazan Erkmen, “Bu sempozyumla şu an sanat ve tasarım alanında tartışılan konuların ve kavramların masaya yatırılması amaçlanıyor. İstiyoruz ki bu sempozyum bu tartışmaları teorik bir platforma taşısın ve tüm disiplinler tarafından tartışılır hale getirsin. Sempozyum kataloğunun aynı gün sunularak teorik tartışmaların kalıcı hale getirilmesi ayrıca önemli” diyor.
Onun favorilerini soruyoruz, ayrım yapmakta zorlanıyor ama Prof. Alexander Uhlig’in vereceği ‘Design Follows Technology’ ve Prof. Peter Sonderen’in ‘Why Margins Always Are the Centre: Shifting Places’ başlıklı bildirilerini özellikle merak ediyor.

Hangi ülkeler var?
ABD, Almanya, Arnavutluk, Avustralya, Avusturya, Azerbaycan, Belarus, Belçika, Birleşik Arap Emirlikleri, Bosna Hersek, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Çin, Finlandiya, Fransa, Güney Kore, Hindistan, Hollanda, İngiltere, İran, İspanya, İsrail, İsviçre, İtalya, Kazakistan, Kıbrıs, Kırgızistan, Kosova, Letonya, Macaristan, Makedonya, Malezya, Meksika, Mısır, Moritus, Özbekistan, Peru, Polonya, Portekiz, Rusya, Slovenya, Türkiye, Ukrayna, Ürdün.