Okan Bayülgen: Kızıma televizyon izletmiyorum

Okan Bayülgen: Kızıma televizyon izletmiyorum
Okan Bayülgen: Kızıma televizyon izletmiyorum
Okan Bayülgen ve ekibi çarşamba geceleri Sahne İstanbul'da acayip bir iş yapıyor; Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası. Senaryosunu Selin Atasoy'un yazdığı bu cinayet tiyatrosunda oyuna katılan izleyiciler, ipuçlarını takip ederek katili bulmaya çalışıyorlar. Okan Bayülgen, sahneyi, televizyonu, projelerini ve kızıyla ilişkisini, Hürriyet gazetesinden Ömür Gedik'e anlattı.

Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası’nın diğer gösterilerden farkı ne ki bu kadar tuttu?

- Bütün gösteri sanatlarında benzer illüzyon kuralları geçerlidir. Shakespeare ile direk dansı arasında bile bu anlamda fark yoktur.

Nasıl yani!

- Işıklar altındaki insan bizi sahnede yaptığı işle oyalıyor, şaşırtıyor, büyülüyor, uzun süre meşgul ediyorsa, kendisini alkışlatıyorsa ve her şeyi unutturacak kadar ciddi bir illüzyon sağlıyorsa, yaptığı iş değerlidir ve tutar. Bütün gösteri sanatları benzer kurallarla yürür.

Sanat deyince aklına ilk ne geliyor?

- Sanat deyince akla sıkıcı şeyler geliyor. Ben ise gerek televizyonda gerekse sahnede her şeyi bir gösteri dünyasının içine sokuşturuyorum. Bu dünyada işini iyi yapanlar mübah. Ne kadar sıkıcıysa bir film, o kadar sanat yapılmıştır derler ya. Hayır, Federico Garcia Lorca’nın söylediği gibi, “Sanatta en büyük günah sıkıcı olmaktır”.

Eğlenceli Cinayetler Kumpanyası, Okan Bayülgen olmasa tutar mıydı?

- Tutardı, çünkü format ilginç. Ama benim bu konuda bir köprü görevi gördüğüm, hayata dair birkaç espri ile seyirciyi ısıttığım bir gerçek. Oyun içinde de müdahalelerde bulunuyorum, finali de hep birlikte yapıyoruz.

Nereden çıktı bu cinayeti eğlenceli hale getirme fikri?

- Bu format İngiltere ve Avrupa’da var. Oyunumuzun yazarı Selin Atasoy bahsetti bana. İngiltere’de bu işleri yapan adamı bulduk. Uzun saatler birlikte çalıştık ama onun getirdiği işi yapmaktan vazgeçtik.

Aaaa, neden?

-Adamın getirdiği metnin basitliği, kostümlü oynanması dışında pek de ilgi çekici olmaması bizi bu işten soğuttu.

Ve siz yeni bir şey yarattınız...

- Selin Atasoy ağır dramatik ama kimi yerlerde de komedi dozu yüksek olan bir oyun yazdı. Biz bunu kaliteli yemek, kaliteli oyuncularla ve seyirciden de insanları oyunun içine çekerek oynamaya başladık. Şimdi paylaşılamayan bir iş oldu. Hem kurumsallardan gelen teklifler hem de her çarşamba gecesi buradaki oyunumuzun doluluğu bu işin tuttuğunun göstergesi.

Oyun kadar yemekler de konuşuluyor...

-Sahrap Soysal’ın usta işi yemekleri oyunun da bir parçası. Mönüyle birlikte bir broşür veriyoruz ve Sahrap Soysal oyun kadar ilgi çekiyor gerçekten.

Ekipte tanıdık isimler var. Nasıl bir araya geldi bu kadro?

- Burcu Kara, Kerim Atabeyoğlu gibi oyuncular dizi ve filmlerden tanınıyor. Almıla Uluer gibi akademik ekolden gelen bir oyuncunun aramızda olması ayrı güzel. Emrah Kolukısa gibi, Yücel Özeke gibi operadan değerli adamların bizimle olması da öyle. Ortaya garip bir oyunculuk şekli ve neredeyse İngilizler’e geri satacağımız bir şey çıktı.

Bir orkestra da var sahnede...

- Oyunda müzik de var. Şarkılar ve oyunun gerilim müziği dahil canlı olarak yapılıyor.

Senaryo nasıl, entrikalı mı?

- Aşk var, seks var, aldatma var, para var, çok zenginlik var, ruh fakirliği var. Türk Dallas’ı. Büyük bir şirket yemeğinde ortaya çıkan bir cinayet. Herkesin gözü önünde kirli çamaşırlar, özel hayatlar ortaya seriliyor. Özellikle kadın seyirci ilgiyle izliyor. Sonra belgeler ortaya çıkıyor ve seyirci ipuçlarıyla katili bulmaya başlıyor.

ÇIPLAKLIK AYIP DEĞİL

 

Oyuna ikinci, hatta üçüncü kez gelenler var. Yeni gelenlere kopya vermiyorlar mı? En azından ödülü kazanmak için...

- Asla. Ki bu da beni şaşırtan bir başka unsur oldu.

Neden şaşırdın? Güvenimiz kalmadı kimseye, öyle değil mi?

- Türkiye’de kısa bir süre önce bir güven endeksi açıklandı ve ahlaki çöküntü içinde olduğumuz belgelendi. Bunda televizyonların, sanatçıların payı irdeleniyor. Ama diğer yanda katili bilerek gelip hediyeler de çok iyi olduğu halde arkadaşlarına ipucu vermeyen bir seyircimiz var. Ve ben bu yüksek ahlakı için seyircime teşekkür ediyorum.

İşlenen cinayet ne kadar ürkütücü? Seyirciler izlemeye gelirken yatıştırıcı alsınlar mı!

- Seyircimize saygımız var. Cinayet seyircinin gözü önünde işleniyor ama ölüm göz önünde gerçekleşmiyor. Tabanca sesi rahatsız edici değil, kan göstermiyoruz, ışıklar asla tamamen kararmıyor.

Seks satar cümlesi ne kadar doğru sence?

- Türkiye’de seks satmaz, satamaz, satmaya çalışılamaz. Biz herhangi bir yerli pop sanatçısının klibinde bile ne kadar açıklık görüyoruz! Bak Amerikalılar’a, bak Avrupa’ya. Bizim “Kısmetse Olur”umuz da, “Survivor”da ne kadar aşk var, ne kadar seks var. İnsanları bir adaya götürüyorsun, evlendirmeye çalışıyorsun, ikinci gününde kavga çıkarıyorsun.

Yurtdışında bu işler aşk, seks, romantizm üzerinden ilerliyor halbuki...

- Aynen öyle. İsimsiz insanların televizyon kahramanına dönüştüğü işler tüm dünyada aşkla, seksle, romantizmle satıyor. Türkiye’de bunlar olamayacağı için daha ilk günden milleti kavga ettiriyorlar. Bizde çıplaklık ayıp.

Sence?

-Eğer herhangi bir pornografik efektle desteklenmiyorsa saf çıplaklık ayıp değildir. Çıplak doğduk, çıplak gideceğiz. Saf çıplaklıktan tahrik olmak sapıklıktır.

EN BÜYÜK ADRENALİNİ KIZIM YAŞATIYOR

Yoğun bir iş hayatın var, özel hayatına, kızına vakit kalıyor mu?

- Ben en çok zamanımı kızıma ayırıyorum. Cumartesi program sonrası adrenalinle sabaha kadar uyumuyorum ama uykusuz da olsam pazar günü kızımı görüyorum. Bana hayatta en büyük adrenalini yaşatan kız bu. Bir babanın kızına olan aşkı ve duygusu, hayatında ne eşiyle ne bir başka kadınla boy ölçer.

Nasıl bir babasın? 

- Ebeveynler olarak kendimiz için de yaşamalıyız. Trafik, iş, para kazanma koşulları derken, boşanmalar yüzünden ya da anne baba beraber olsalar da çocuğu yeteri kadar göremediklerinden çocuğu putlaştırıp başköşeye koyuyor. Bu çocuklar bizim gibi büyümüyor.

KIZIMA TELEVİZYON İZLETMİYORUM

Sekse, çıplaklığa tavırlıyız da, aşka da mı tavırlı bu ülke insanı?

- Dizilere bak, aşk yanlış anlaşılmasaydı insanlar bu kadar kavga ettirilir miydi... Herkes birbirini yiyor dizilerde. Temiz bir aşk hikayesi yok ekranda. Daha yeni gencecik bir kadını kaybettik. Türkiye’de kadına, çocuğa şiddet diye bir şey var. Ama televizyonlar hâlâ şiddet dolu. Türkiye televizyonlar aracılığı ile ahlaken korkunç bir çöküntüye doğru sürükleniyor. Bu işten kim para kazanıyorsa çocuğunu okula koruma ile göndermek zorunda kalacak. Çünkü o okullarda şiddet olacak.

Kızına televizyon izletiyor musun?

- Tabii ki izletmiyorum. Kızımın birden çok evi var ama hiçbirinde televizyon izlenmiyor.

HER AKŞAM RADYODAYIM

Senin televizyon seyircin ile tiyatro seyircin farklı mı? Ya da sen bu iki yerde farklı şekilde mi oluyorsun? 

- Ben bütün gösterilerimde aynı tavrı güderim. Televizyonda da zeki bir iş yapmaya çalışırım, tiyatroda da. Şimdi Virgin Radyo’dayım her akşam 18.00 ile 20.00 arasında.

Geçen gün radyo programını dinliyordum, çok güzel bir konuya, bizi esir alan bağımlılıklarımıza değindin. Ne düşünüyorsun bu konuda? Kendi adına var mı bağımlılıkların?

- Kendi adıma da var ama ben bütün bu bağımlılıklardan -sigara hariç- her şeyden kendimi kurtarırım, kurtardım.

İş bir bağımlılık değil mi senin için? Çok çalışıyorsun!

- İş benim umudu kesmemle ilgili. Bütün dünyadan umudu kesmiş, artık 52 yaşını doldurmakta olan bir adamım ve binalar çirkin, sokaklarda yürünemiyor, sürekli trafikte tepişiyoruz ama İstanbul’da olmak zorundayım. Çünkü yaratıcı ve üretimi zor işler yapıyorum. Bunun için bir metropolde yaşamak zorundayım.

YENİ ŞEYLER DENEMEYİ SEVİYORUM

Bu da bir bağımlılık değil mi? İşi bırakamıyorsun...

- Hayır, değil. Çünkü ben bu üretimi, yeni şeyler denemeyi seviyorum. Şöhreti sevmiyorum ama şöhretin yeni üretimler için işe yaramasını seviyorum.

Farklı işleri aynı anda yapıyorsun. Yorucu olmuyor mu?

-Konuştuğum dili çok seviyorum. Her gün o dili biraz daha bilgelikle biraz daha akıllı, daha da güzel konuşmak için uğraşıyorum. Türkiye’nin en iyi seslendirmecilerinden biriyim. Türkiye’nin en iyi oyuncularından biriyim ki bunu genelde düşünmem ve oyunculukla ilgili bir derdim yoktur. Hep iyi bir fotoğrafçı, iyi bir tiyatro adamı olmaya çalıştım. Çünkü bence insanın mutlu olmasının tek yolu bu. Hem bir şey üretmek, hem de ürettiğinle insanları mutlu etmek.

Sende “ben onları mutlu edeyim, herkes de beni sevsin” durumu var mı?

- Tabii ki hepimiz sevgi açlığı içerisindeyiz. Hatta bu sosyal medya acayipliği bizdeki bu sevilme, takdir edilme arzusunu neredeyse histeriye dönüştürdü.

Sen de ismini yazıp aratıyor musun sosyal medya hesaplarında?

- Bunu herkes yapar. Bunu yapmaya mecburuz. Biliyorum, kimi yabancı basında veya televizyonlarda adını Google’lamak bir problemmiş gibi gösteriliyor. Ama ben bunu yapmak zorundayım. İşim, çocuğum ve sorumluluklarım var. Hele Türkiye’deki magazin gibi bir basınla baş etmeye çalışırken bütün kariyerim boyunca her gün adımı Google’lamak zorundayım. Acaba nasıl bir felaket bekliyor beni yarın gazetelerde, televizyonda diye.

ŞÖHRET OLMAK İÇİN MAYMUNLUK YAPMADIM

Çocuk sorumluluk anlamında ne getirdi sana?

- Çocuktan sonra basına fotoğraf vermemeye çalışıyorum. Bir de istemiyorum, tecavüze uğramış gibi hissediyorum. Sokakta bir adam arabanın camına kamerayı dayayıp tak tak gözümün içine flaş patlatıyor. Kendimi orada vahşi doğada yakalanmış aslana benzetiyorum. Birazdan bana kötülük yapacakmış gibi geliyor, gözbebeklerim büyüyor, bir de altına “yakalandı” yazıyor. Ama magazin basınına ne kadar dost olduğumu da herkes bilir, sarılır öperim de.

Neden görüntülenmek istemiyorsun? 

- Ben bu işe ilk başladığımda da ne Televoleler’de ne de başka programlarda şöhret olmak için maymunluk yaptım. Şöhret olduktan sonra da değişmedim. Gece Kuşu’nu yaptığım ilk dönemlerde belliydi. O yıllarda evli olduğum eşim de ben de fotoğrafımızın çekilmesini istemiyorduk. (Hürriyet)