Olgunluk yaşa değil başa bakar

Olgunluk yaşa değil başa bakar
Olgunluk yaşa değil başa bakar
'Yüzyılda bir rastlanacak' yetenekteki ABD'li kemancı Hillary Hahn, İş Sanat'daydı. Hahn'la klasik müzik endüstrisinden virtüoz-eser ilişkisine kadar uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.

Eleştirmenlere göre yüzyılda bir rastlanan yeteneklerden. İlk Grammy’sini 2001’de daha 22 yaşındayken Brahms’ın keman konçertosu yorumuyla kazandı. Ateşli bir klasik müzik takipçisi değilseniz bile onun kemanını ‘Köy’, ‘Aşkın Karanlık Yüzü’ gibi filmlerde duymanız olası. Kemanın ABD ’li yıldızı Hilary Hahn, İş Sanat’a geldi, Frankfurt Radyo Orkestrası eşliğinde bir konser verdi. Fırsat bildik, sorularımızı yönelttik.
Son yıllarda ufuk açan üç farklı proje gerçekleştirdiniz. Kemanınızı insan sesiyle buluşturan Bach projesinden başlayalım. Bu deneyimden neler kaldı geriye?Bach’ın kantatlarını, pasyonunu seslendirdiğimiz bu projenin, pek çok yeni fikre ilham vermesini bekliyordum. Bir bariton ve sopranoyla turneye çıkmak ilginç fikirdi. Fakat umduğum gibi olmadı. Pek çok zorlukla karşılaştım. Üslup, yaklaşım farklılıkları gündeme geldi. Evet, sesle kemanın yan yana gelmesi heyecan vericiydi. Tüm eğitimim boyunca çalgıcının insan sesini taklit etmesi gerektiği söylenmişti. Çocukluğumda da şarkı formuna uzak değildim. Babam hobi olarak kilise korosunda söylüyordu. Zemin katta prova yaparken dinlerdim. Yine de insan sesini kemanla taklit etmenin ne demek olduğunu anlamakta zorlanmıştım. Çok farklı iki mekanizma. Yıllar geçtikten sonra, şancılarla çalışıp onları yakından gözlemledikten sonra benzerlikleri, farklılıkları anlayabiliyorum. Şarkı söyleme tekniklerinden kemancı olarak kendime ders çıkartabiliyorum. Şancı bir arkadaşıma bunu söylediğimde “Ne diyorsun, bana da hep kemanı taklit et diyorlar” cevabını vermişti.
Repertuvarınıza almak için olgunlaşmayı beklediğiniz eserler var mı?
Bu konuya yaklaşımım farklı. Olgunluk kişiye özel bir şeydir; yaşla otomatik olarak gelen bir özellik değildir. Hatta olgunluğa ulaştığınızı sandığınız anda bile yolun başında olabilirsiniz. Kuşkusuz sanatçı gelişim sürecini fark eder, eriştiği seviyeyi hissedebilir. Bu durumda bile, bir eseri ele almak için doğru zaman olduğunu düşündüğünüz an, gerçekte doğru zaman olmayabilir. Ayrıca beklemeyi tercih ederseniz bu an hiçbir zaman gelmeyebilir. En iyisi yorumcunun sevdiği, istediği eseri çalışmaya başlaması…
‘27 Hilary Hahn Bisi’ projesi size İspanya’dan Japonya’ya, Yunanistan’dan Hindistan’a bestecilerle tanışma fırsatı verdi. Farklı coğrafyalardan bestecilerle çalışmalarınızı gelecekte de sürdürecek misiniz?
Başlayalı 10 yıl oldu ama hâlâ işin başında olduğumu hissediyorum. Gerçekleşmesi için ne kadar çok çalışmak gerektiğini hayal bile edemezsiniz. “Bestecilere bis olarak çalacağım eserler sipariş vereceğim, bu sayede bislerde birbirinden çok farklı eserler çalabileceğim” demiştim. Hiç bu kadar basit değilmiş. Albüm yayımlanana kadar müzikler epeyce farklı aşamalardan geçti. Eserlerin prömiyerleri yapıldı. Dinleyicilere ulaştı. Onlar görüşlerini bildirdi, ardından eserler kaydedildi. Önemli olan kaydedilmesiydi. Çünkü konserde bir kez duyuyorsunuz. Oysa albümü birkaç kez dinleyip esere yaklaşmak, tüm detaylarıyla kavramak mümkün. Sonuçta bu müzikler notaları elime ilk aldığım noktada değiller, sadece konserlerimde duyulmuyorlar, kaydedilmiş olarak dünyada dolaşıma girdiler. Bu çalışma konusundaki fikirlerimin, eserlere getirdiğim yorumun gelecekte nasıl bir dönüşüm geçireceğinden çok eserlerin kendi geleceklerini merak ediyorum.
2001’de size Grammy kazandıran, İstanbul ’da da seslendirdiğiniz Brahms konçertosuna yaklaşımınız zaman içinde nasıl gelişti? Herhalde ödül sonrasında bir süre ‘aşk ve nefret’ ilişkisi yaşamışsınızdır…
Neden?
Grammy alan sanatçılar albüm repertuvarını seslendirmek üzere dünyanın dört bir köşesinden davet alır genellikle. Aynı eseri üst üste çalmak bir süre sonra eserden nefret etmelerine neden olur.
Benim durumum biraz farklıydı. Ödül açıklanınca pek çok kutlama aldım. Fakat konser talepleri açısından hiçbir etkisi olmadı (kahkahalar). Aslında Grammy’ye aday gösterilmek, kazanamasanız bile büyük onur. Ödül kazanmak ise yorumunuzun onaylanması, takdir edilmesi anlamına geliyor. Fakat klasik müzik kategorisindeki Grammy’nin etkisinin konserlere yansıması imkansız. Çünkü sözleşmeler birkaç yıl önceden yapılıyor. Ödül açıklandığında medyadaki yansımasına bakıp, heyecanlanıp konser teklif edenler, iki yıl beklemek zorunda kalıyor. Pek çok şehirde çaldım bu konçertoyu. Bu şehirlere tekrar yolum düştüğünde, farklı programla gidiyorum. Böylece repertuvarımdaki eserler belirli bir dönem çalınıyor, sonra dinlenmeye alınıyor. Menajerler istese bile, pratik nedenlerden her yerde, her zaman istenilen eseri seslendirmek mümkün değil. Kimi zaman orkestra uygun olmuyor, kimi zaman şef istemiyor. Gittiğiniz şehirde kısa süre önce başka bir kemancı bu eseri yorumlamış oluyor. Bazı eserlerin prova süreleri uzun, benim tur programıma uymuyor. Benim açımdan tekrarı en bıktırıcı eserler, orkestra üyelerinin otomatiğe bağlayarak çaldıkları... Beethoven, Mendelsohnn, Sibelius’ta prova zamanından sahnedeki tavıra, ilk provadaki yorumlarına kadar tüm konular risklidir. Önemli olan aynı noktaya birlikte varabilmek, ortak dil geliştirmektir. Bir eseri seslendirmek ile ortak yorum geliştirmek farklı şeylerdir. İkincisi zaman, çaba ister. İşbirliği çabası, ortak çalışma arzusu varsa, hızlı bir şekilde sonuca ulaşabilirsiniz.