Ölüm pornosu!

Ölüm pornosu!
Ölüm pornosu!
Kathryn Bigelow, beş Oscar adaylığı bulunan son filmi 'Zero Dark Thirty'de, Usame bin Ladin'in infazına giden süreci, en kaba hatlarıyla ve pornografiye varan şiddet estetiğiyle anlatıyor.
Haber: ŞENAY AYDEMİR - senay.aydemir@radikal.com.tr / Arşivi

Kathryn Bigelow’un ‘Oscarlık’ yeni filmi ‘Zero Dark Thirty’, obsesif CIA ajanı Maya’nın, her şey olup bittikten, Usame bin Ladin öldürüldükten sonra kendisine tahsis edilen uçaktaki gözyaşlarına odaklanarak yapıyor finalini (Bunu söylemekte sakınca yok, çünkü film Ladin öldürüldüğünde bitiyor aslında).
Bu finalde ve gözyaşlarında benzer dramatik ‘an’lardan farklı bir şey var. Maya’nın gözyaşlarının nedeni açık edilmiyor. Sevinçten mi üzüntüden mi belli değil! İkisi de değil aslında, büyük bir rahatlamanın (orgazmın) ardından gelen sevinç, hüzün, suçluluk ve boşluk duygularının birbirine karıştığı bir ‘an’ın ifadesi bu aslında. Böylece Bigalow’un baştan sona bir tür ‘şiddet’ (ölüm) pornosu olarak tasarladığı film, Ladin’in öldürüldüğü zirve anından sonra gelen rahatlamanın fotoğrafıyla bitiyor.

Seyirciyi hazırlamak

‘The Hurt Locker/ Ölümcül Tuzak’ filmiyle Amerika’nın ‘reel politik’ alında kamerasını ön cepheye taşıyan Bigelow, bu kez 2001’deki 11 Eylül saldırılarının sorumlusu olan Usame bin Ladin’in yakalanıp infaz edildiği süreci anlatıyor. Genel olarak CIA’in ama özelde çaylak ajan Maya’nın çalışma arkadaşları öldürüldükten sonra saplantı haline getirdiği bu görevin izini süren yönetmen, ‘Ölümcül Tuzak’ta da birlikte çalıştığı senarist Mark Boal ile birlikte yine.
Film elini daha ilk sahneden açık ediyor aslında. Karanlık bir fonda, 11 Eylül saldırılarında İkiz Kuleler’de mahsur kalan insanların telefondaki yardım çığlıklarıyla açılıyor film. Böylece seyirci ilk anda, o an orada olan insanların yaşadıkları dehşetle baş başa kalıyor. Bigalow’un bu girişinin bir nedeni var. Çünkü birkaç saniye sonra CIA ajanlarının bir El Kaide militanını ağır işkenceden geçirdiği başka bir sahneye geçeceğiz. İkiz Kuleler’dekilerin çaresizliğinin verdiği sıkıntının ardından gelen bir rahatlama, “3 bin masum insanı öldürdünüz” tiratları arasında ağır vahşet.
Bigelow ve Boal, “İşkenceyi meşru ve gerekli gösteriyor” eleştirilerini “Biz olanı gösterdik” diye yanıtlıyorlar. Ama asıl belirleyici olan, olanı nasıl gösterdiğiniz. Hemen öncesine ve sonrasına ne koyduğunuz. İşte Bigalow’un filmin girişindeki bu tercihi açık bir onaylama bir bakıma. Ama hakkını yemeyelim, filmin bir noktasında, genç bir CIA elemanının Maya’ya gözden kaçan bir belgeyi gösterdiği anı “Bakın aslında bütün bu işkencelere gerek yoktu. Daha dikkatli olsaydınız her şey gözünüzün önündeydi” diye de okuyabiliriz belki.

Chastain olsan ne yazar

Tam da bu noktada benzer ama ‘kurmaca’ bir hikâye anlatan ‘Homeland’ dizisini anmakta fayda var. İzlemeyenlerin (izlenmesini tavsiye ederim) tadını kaçırmadan, ‘Zero Dark Thirty’nin obsesif CIA ajanı Maya ile ‘Homeland’in benzer karakterli Carrie’si arasındaki mesafenin aslında Bigalow’un niyetini de ortaya koyduğunu söyleyelim. ‘Homeland’in CIA ve ‘teröristleri’ ne kadar iki yönlüyse Bigelow’unkiler o kadar tek yönlü. ‘Homeland’deki çift yönlülük dizinin meselenin iki tarafına da eşit olmasa da ‘anlayışla’ yaklaşmasında değil yalnızca, karakterlerin de ikili dünyalarına yeterince alan açıyor.
Oysa Bin Ladin’i yakalamayı bu kadar kafasına takmış, bütün hayatı bu olmuş Maya ile ilgilenmiyor Bigelow. Filmin bütün motivasyonu Bin Ladin’in öldürüldüğü operasyon sahnesi üzerine kurulu. Tam da bu nedenle iyi bir oyuncu olduğu tartışma götürmez Jessica Chastain’in çok özel bir performans gösterdiğini söylemek de zor. İnfaz sahnesindeki özel özgüven vurgusu, başka bir ülkede operasyon yapmanın, insanları infaz etmenin hukuk dışılığı gibi alanlara dair en ufak bir imada bulunulmaması gibi çokça çiğnenen yorumlara girmiyorum bile.
Ezcümle; ‘Zero Dark Thirty’, Ladin’in öldürülmesinin yarattığı ‘rahatlama’ duygusunu ziyadesiyle sömüren, üstelik bunu yaparken dramatik bir yol yerine açıkça ‘pornografik’ bir estetiği tercih eden bir iş. Bigelow’un ABD ’lilere yaptığı şey; herkesin gözü önünde olan bir olayı bir kez daha insanlara izletip bundan ‘haz’ duymalarını sağlamak. Tıpkı kendi sevişme görüntülerini çekip sonra bunu seyrederek tahrik olmak gibi. Kameranın arkasında Bigelow’un olması filmi biraz daha kaliteli yapıyor ama ‘iyi’ yapmadığı kesin...