Onca yoksulluk varken...

Onca yoksulluk varken...
Onca yoksulluk varken...
Bosnalı yönetmen Danis Tanoviç, 'Bir Hurdacının Hayatı'nda kamerasını yoksul hayatların ayakta durma mücadelesine çeviriyor. 'Dökü-drama' tekniğinde çekilen film gerçek karakterleriyle son derece etkileyici bir çalışma.
Haber: UĞUR VARDAN - ugur.vardan@radikal.com.tr / Arşivi

Bütün ‘suç’ Kusturica’nın mıdır bilemem ama Balkanlar ve peşi sıra arka fonda hafiften dağılan ‘Yugoslav mozaiği’ olunca, Romanları anlatan filmlerin yolu romantizme, şarkılı türkülü cümbüşlere, hafiften gerçeküstücü olaylara ve bitmez tükenmez bir enerjiye çıkar. ‘Aynı mahallenin çocuğu’ Danis Tanoviç ise bize bu dünyaların farklı bir yüzünü, insanı derinden sarsacak bir gerçekçilikle göstermeye çalışıyor. Bosnalı yönetmenin ‘Bir Hurdacının Hayatı’ (‘Epizoda u zivotu beraca zeljeza) adlı son filmi, adeta ‘İtalyan Yeni Gerçekçiliği’nin izlerini günümüzde de süren ve bu takibi, gerçek hayat hikâyeleri üzerinden tanımlayan muazzam bir sinema deneyimi sunuyor.
Önce kısaca öykü diyelim: Tuzla’ya bağlı kıyıda köşede bir yerleşim bölgesinde yaşayan Nazif, hayatını eski arabaları parçalayarak elde edilen hurdaları satarak kazanmaktadır. Evde onu bekleyen karısı Senada ve her daim ortalığa neşe saçan cıvıl cıvıl iki küçük kızı vardır. Lakin bir gün Senada rahatsızlanır. Karnı ağrıyordur. Doktora giderler, düşük yapmıştır ve karnındaki bebeğin acilen alınması gerekiyordur. Fakat bu iş için yaklaşık bin Bosna Markı gerekmektedir. Kendilerine göre yüklüce bir miktar olan bu parayı Nazif’in kısa sürede bulması imkânsızdır. Hiçbir tıp merkezi, bu işi parasız halletmeye yanaşmaz ve aile, bu sorunla nasıl baş edebileceklerinin yollarını arar… 

Her daim dayanışma 

‘Bir Hurdacının Hayatı’, gerçek bir çıkmaz sokak öyküsü. Filmin ana karakterleri çırpındıkça battıkları bir denizde kıyıya bir şekilde ulaşmanın yollarını arıyorlar. Yönetmen Tanoviç, bir gazete haberi sayesinde farkında olduğu bu hayatları ve yaşanmış gerçek öyküyü, aynı insanlarla hafif kurgusal rötuşlara soyunarak perdeye taşımış (yani ‘Dökü-drama’ dediğimiz bir filme dönüştürmüş). ‘Bir Hurdacının Hayatı’, öyküsü ve yaşanan deneyimlerin yanı sıra bu filme hayat veren gerçek karakterleriyle de hem sıradışı hem de bir o kadar muhteşem…
Tanoviç bu insanları perdeyle buluştururken kamerasını sadece onların hayatlarında ve evlerinde gezdirmemiş, hikâyesinde komşuluk ilişkilerine, dayanışma ruhuna, ‘kötü gün dostu’ portrelerine de yer vermiş. Karşılaşılan derdi bertaraf etme yolunda her adımda önlerine çıkan engelleri elbirliğiyle aşma, menfaat beklemeksizin fedakârlığa girişme, elde avuçta ne varsa paylaşma ruhu ve tavrı, bütün bu insanların ortak kültürü olarak peliküle tüm gerçekliğiyle yansımış. Biz bu hayatları ve aralarındaki o artık yaşadığımız ‘Kapitalizmin son evresi’ çağına ait olmayan ilişkileri izlerken evet, canımız acıyor, bir anlamda vicdanlarımızla baş başa kalıyor ve bir tür film üzerinden günah çıkarma yoluna giriyoruz. Ama bir de ‘bardağın dolu tarafı’ndan bakalım meseleye! Salondan ‘Nazif ve çevresi’ üzerinden insanlığın henüz ölmediğine dair bir umudu taşıma türü bir psikolojiyle ayrılıyoruz!..
‘İroni’ yapmaya çalışıyorum elbet, bu sistem ayakta oldukça biz Nazif’in ve benzeri hayatların farkına ancak Tanoviç gibi ‘bağzı’ yönetmenler el attığında tanıklık edecek, filmi izlerken hayıflanacak ve sonrasında kendi meşguliyetimiz içinde kaybolup gideceğiz. Yine de sinemaya şükretmek lazım, bazen bizi insanlığımızla, nereden gelip nereye gittiğimizle ilgili hatırlatmalara soyunuyor. Hoş, içinden geçtiğimiz günlerde bu cepheden hayata bakanlar için tür sorgulamaları yapma fırsatları sürekli önümüze geliyor. Birilerinin öte dünyadan yana görünüp bu dünyanın nimetlerine ilişkin bitmez tükenmez zaaflarını çarşaf çarşaf okuyor ya da izliyoruz, böylesi bir tabloda Nazif gibilerin öyküleri nedir ki diyebilirsiniz ama mesele galiba bu tür meseleleri ve zor denklemleri sinemaya taşımak. 

Bize yönelik mesajlar! 

Aslında ‘Bir Hurdacının Hayatı’, izlediğim her karesinde bu toprağın sinemacılarına dair çok şey söylüyordu ama bu tartışma, bir ‘film eleştirisi’nin sınırlarını fazlasıyla aşar. Kısaca şunu söyleyeyim, 70’lerde ‘Umut’u çekmek aslında bu coğrafyada da bir anlamda ‘Nazif ruhu’nun çok çok önceden ifade edildiğini gösteriyor. Şimdilerin sinemacılarının asıl sorunu ise Nazifleri görmezden gelmek gibi bir niyetle yola çıkmasalar da onun öyküsü üzerinden anlatılacak şeylerin sınırlı olduğuna hükmetmek. Ve dahi değişen Türkiye ’nin yeni yüzünü yansıtmak adına bu ülkenin son dönemde yaşadığı onca değişimi, siyasi ve kültürel kabuk değiştirmeyi önemsemeden kendi (en iyi bildiği) hikâyelerinu anlatmak ve bu yolla geleceğe kalacağını düşünmek… Bu da bir tercih… Önemli olan nasıl anlattığın elbet ancak bana kalırsa bu yolla sinemacı olabiliyorsun ama bir entelektüel, düşünce adamı, vicdan sahibi sanatçı gibi yan kimliklerde problem yaşıyorsun. Bence tabii ki…
Gelelim ‘Bir Hurdacının Hayatı’ndan yola çıkarak açtığımız bu parantezi kapamaya. ‘Tarafsız Bölge’ adlı kalburüstü ‘anti-militarist’ çabasıyla tanıdığımız Danis Tanoviç, bu son çalışmasında Nazif Mujiç, Senada Alimanoviç çiftinin yanı sıra kızları Semsa ve Sandra Mujiç’i de gerçek hayattaki rol ve konumlarıyla perdeye taşımış. Film Berlin’de Büyük Jüri Ödülü’nün yanı sıra en iyi erkek oyuncuyu da almıştı. Sonuç itibariyle uzaktan uzağa ‘Bisiklet Hırsızları’na da selam sarkıtan bu muhteşem çalışmayı kaçırmayın derim…

BİR HURDACININ HAYATI

Orijinal Adı: Epizoda u zivotu beraca zeljeza Yönetmen: Danis Tanovic
Oyuncular: Nazif Mujic, Senada Alimanovic,
Semsa Mujic Yapım: 2013 /Bosna, Fransa Süre: 75 dk.


    ETİKETLER:

    Sinema

    ,

    Fransa

    ,

    Türkiye

    ,

    haber

    ,

    hayat

    ,

    Aile

    ,

    Erkek

    ,

    suç

    ,

    film

    ,

    ,

    dolu

    ,

    siyasi

    ,

    Selam

    ,

    Balkanlar