Öncü bilim insanı Pasteur Unesco listesine girdi

Öncü bilim insanı Pasteur Unesco listesine girdi
Öncü bilim insanı Pasteur Unesco listesine girdi

BNF-Gallica Arsivi

Kuduz aşısı ve pastörizasyon tekniğiyle ismini bilim tarihine yazan, Fransız bilim insanı Louis Pasteur, Unesco'nun Dünya Hafızası Listesi'ne girdi. Böylece bu özel listeye ilk defa bilimsel bir girişim alınmış oldu...
Haber: ASLI ULUSOY-PANNUTİ - asli@siradisiparisrehberi.com / Arşivi

PARİS - Paris’te, Seine nehri kıyısında, 1600’lerden kalma kubbeli mimarisiyle hemen göze çarpar, Fransız Enstitüsü. Paris turlarım sırasında otobüsle önünden geçtiğimiz, hatta yakın zamana kadar âşıkların asma kilitleriyle adını dünyaya duyuran Âşıklar Köprüsü’nün hemen yanı başındaki Fransız Enstitüsü’nün iç mimarisi, dışı kadar etkileyici doğrusu. Fransız Kültür Gazetecileri Derneği üyesi olarak katıldığım toplantı öncesinde gezdiğim avludan, iç mekâna her köşede bir şıklık… Sabahın erken saatlerinde yapılan kahvaltılı basın toplantısının konusu da mekân kadar şık ve ilginç doğrusu: On yıl kadar önce Türkiye’deki taze peynirden aldığım brucella hastalığıyla İtalya’da hastanede ateşli yattığım sırada adını sıkça duyduğum, icadı ‘pastörizasyon’ tekniğiyle kafama kazıdığım dev bilim insanı Pasteur’ün arşivleri… Bu arşivler geçenlerde Unesco’nun 1992’de oluşturduğu ‘Dünya Hafızası Programı’na kaydoldu.  İşte Unesco Fransa Komitesi Başkanı Gerald Grunberg ile Bilimler Akademisi’nden Eric Postaire’in katıldığı toplantıdan notlar...

UNESCO DÜNYA HAFIZASI PROGRAMI NEDİR?
Öncelikle belirtelim: Dünya Hafızası, Unesco’nun herkesin bildiği Dünya Mirası Listesi’nden farklı bir program. Dünya Mirası Listesi 1972’den beri dünyadaki anıtsal yapı ve mekânları kendine konu edinirken, Dünya Hafızası kültürel miras üzerine kurulmuş. 1990’larda belgeye dayalı, kültürel mirasın hassaslığı ve önemi konusunda başlayan bilinçlenme, Unesco’yu bu alanda birtakım önlemler almaya itmiş. Özellikle Mısır’daki efsanevi İskenderiye Kütüphanesi’nin inşasıyla gündeme gelmiş bu konu. Yeni kütüphanenin orijinaliyle tabii ki bir ilgisi yok ama önemli olan bir simge mekânın diriltilme, hatırlatılma çabası muhakkak. Arkasından Dünya Hafızası Programı gündeme gelmiş. Sadece basılı belgelerin değil aynı zamanda ‘görsel-işitsel’ mirasın da korunması fikri doğmuş. Saraybosna Milli Kütüphanesi’nin yok olma tehlikesi de bu programı iyice harekete geçirmiş.

Fransa’nın Unesco Komitesi Başkanı Gerald Grunberg (üstteki kare), bu programda dijital kayıt yöntemlerine verilen önemin altını çiziyor: “Ancak dijital tekniklerle her türlü kültürel miras sonsuza kadar korunabilecekti çünkü. Üstelik böylece kültürel mirasa zarar vermeden ulaşma imkânı doğuyordu ve bu bir çeşit devrimdi.”
1992’de oluşturulan Unesco Dünya Hafızası Programı’nın iki hedefi var: Birincisi, belgesel mirasın korunması, yani ülkeleri bu konuda en iyi şartları sağlamak için gereken önlemleri almaya teşvik etmek. İkincisi ise bu mirasın mümkün olduğunca çok insana ulaşmasını sağlamak. Program, Unesco’daki bir sekreterlik ile 60 civarındaki üye ülkenin milli komiteleri arasında işliyor. 2002’de oluşturulan Fransız Komitesi’nin başkanı Grunberg, geçenlerde Paris’te yapılan Unesco toplantısının, Işid’in kütüphaneleri, arşivleri yakıp yıktığı bir gündemde gerçekleştirildiğini vurguluyor: “Olağanüstü değerdeki Tombuktu elyazmalarının bir bölümünü yaktılar. Gerçek bir dram!” Unesco’nun toplantı sonunda çok detaylı hazırladığı bir metinle devletleri sanal, dijital, materyal her ne halde olursa olsun belgesel mirası korumaya yönelttiği bir metin hazırlayıp, bu metni önümüzdeki günlerde üye ülkelere göndereceğini söylüyor, Grunberg.
Uluslararası programa 8. yüzyıl tarihli Mappa Mundi gibi tek bir belge ya da çeşitli dokümanlardan oluşan arşivler de kayıt olabiliyor. Bilim insanı Louis Pasteur’ün arşivleri de böylece gelmiş gündeme. Listeye kayıt olmak için devletlerin yanı sıra kişiler de başvurabiliyor. Tabii sunulan belgenin belli şartları karşılaması gerekiyor. İlki orijinal yani belgenin ‘gerçek’ olması şartı. İkincisi tüm dünyada değer taşıması yani eşsiz ve yeri doldurulamaz olması. Üçüncüsü ise kendi döneminde, bulunduğu yerde etkili, önemli bir sosyal, ruhani rolünün olup olmadığı. Bundan sonrası elindeki belge ya da belgelerle başvuruda bulunan kişi ya da kurumun, söz konusu kültürel mirası korumak için yapacağı planlar, alacağı önlemler ile araştırmacılara ve topluma ulaşması için dijital ortama aktarma çalışması.

LİSTEDEKİ İLK BİLİMSEL GİRİŞİM
Gelelim Louis Pasteur Arşivleri’nin Unesco’nun Dünya Hafızası Listesi’ne giriş serüvenine… Bu aşamada söz Bilimler Akademisi’nden Eric Postaire’de (üstteki kare). Postaire, “Bizim için çok önemli olan, bir bilimadamının bilimsel girişiminin ilk kez Unesco’nun listesine girmiş olması. Umarız bir gün başka bilimadamları da girer” diye başlıyor söze. Pasteur’den kalma mirası koruma refleksinin Pasteur Enstitüsü’nün başlıca prensibi olduğunu, bilim insanının Joura’daki 19. yüzyıl tarihli evinin kendileri için kültürel ve bilimsel anlamda büyük önem taşıdığını vurgulayan Postaire, dünyaca ünlü bilim insanının evrensel yaklaşımının kıymetinin altını çizmek için daha öteye gitmek istediklerini ve böylece Unesco’nun Dünya Hafızası Programı ile karşılaştıklarını vurguluyor.

Pasteur laboratuvarında...

Böylece Bilimler Akademisi ile Pasteur arşivlerinin yüzde 80’ine sahip Fransız Milli Kütüphanesi BNF ortak bir çalışmaya girişmişler, arşivleri dijital ortama taşımışlar. Unesco’nun Fransa Komitesi ile bir buçuk yıl süren işbirliğinin sonunda, 2013’te adaylıklarını koymuşlar. Ekim 2015’te gelen olumlu yanıt, akademi için gurur verici. 2016, Fransız Bilimler Akademisi’nin kuruluşunun 350’nci yıldönümü. Kutlamalar çerçevesindeki ilk etkinlikse Pasteur üzerine olacak. Bilim insanının doğup büyüdüğü, deneylerini yaptığı Jura bölgesindeki Arbois şehrindeki 19’ncu yüzyıl tarihli ev, bu kutlamanın başlıca adreslerinden biri.

SÜTTEN ÖNCE ŞARABI ISITMIŞ!
Peki, tam olarak neler var bilim insanının Unesco’ya giren arşivinde: Anne babası, eşi, öğrencileri ve yakınlarındaki çiftçilerle olanlar dahil tüm yazışmaları, laboratuvar notları başta olmak üzere özel ya da bilimsel alanda bıraktığı her şey. Tarihe 3. Napolyon olarak geçen Louis Napolyon Bonapart’la görüşmeleri de bunlar arasında. Bonapart’ın Pasteure’e yaptığı, “Savaşa giden denizcilerimin şarabı kolayca bozuluyor, asitleşiyor. Bir şeyler yap” şeklinde özetlenebilecek talebi, bilim insanının şarabı ‘ısıtmasıyla’ yani ‘pastörize etmesiyle’ çözülmüş. Anlaşılan sütten önce şarabı ısıtıyor Pasteur! Pasteur’ün 1865’te lisansını aldığı ‘pastörizasyon’un 150’nci yılı nedeniyle geçenlerde bir kitap yayımladıklarının altını çiziyor,  Eric Postaire. Louis Pasteur’ün bir özelliği de öğrencilerini dünyanın başka yerlerinde, kimi zaman Afrika’da, kimi zaman Vietnam’da araştırmalara yönlendirmiş olması. Pasteur Enstitüsü’nün bugün dünyadaki uluslararası ağı bu öğrenciler sayesinde ortaya çıkmış.

Doğumunun 100. yılı, öğrencisi olduğu Paris Ecole Normale Superieur'de kutlanırken...

PASTEUR BUGÜN YAŞASAYDI…
Kristalleri ayrıştırarak kuduz aşısına ulaşan Louis Pasteur’ün, dünyanın her yerinde geçerli sayılabilecek bilimsel girişimi, her konuya deneysel yaklaşımı ve yarattığı bilimsel tartışma  Bilimler Akademisi için çok önemli. Çünkü akademi teknolojiyi değil bilginin edinilmesi için gereken gözleme dayalı bilimsel girişimi her şeyin önüne koyuyor. Genç bilim insanlarının teknoloji tuzağına düşmeyip Pasteur gibi gözleme dayalı bir yaklaşıma sahip olabilmesi için, tatlı bir de fikir gelmiş akılllarına: Pasteur’ün 19’ncu yüzyıldaki çalışmalarının yanı sıra mutfağıyla, banyosuyla günlük hayatının görülebileceği Arbois’daki evinin tam karşısında son derece modern bir ortamda ‘21’nci yüzyılda Pasteur’ evi açmak! Böylece başta ‘küresel ısınma’ olmak üzere, “Günümüz problemlerine Pasteur nasıl yaklaşır, ne tür çözümlerin peşine düşerdi?” sorularına yanıtlar aranmak isteniyor; tabii bilimsel araçların, aletlerin tuzağına düşmeden..
Paris Ecole Normale Superieure'de öğrenciyken...

LOUIS VUITTON İLE LOUIS PASTEUR!
Birçok ülkede olduğu gibi Fransa’da da bir sürü sokağa, okula, caddeye adı verilen Pasteur’ün bulduğu yöntemin ‘pastörizasyon’ adıyla neredeyse tüm dünya dillerine girdiğini vurgulayan Eric Postaire, ilginç bir de karşılaştırma yapıyor: Çantanın ‘kralı’ Louis Vuitton ile bilimin öncüsü Louis Pasteur arasında! Bir kere her ikisi de Fransa’nın Jura bölgesinde, bir yıl arayla, 50 km mesafede doğmuşlar. Her ikisinin de adı Louis. Her ikisi de Türkçe’de ‘Evrensel Sergi’, ‘Uluslararası Fuar’ adlarıyla anılan bilimsel sergilere, Fransızca adıyla ‘Expositions Universelles’e katılmışlar. Her ikisi de 3. Napolyon ile karşılaşmışlar, Pasteur ‘pastorizasyon’ tekniğiyle direkt Napolyon’a çalışmış; Vuitton ise hazırladığı bavullarla, eşi imparatoriçe Eugenie’ye. Ve sonuçta her ikisi de Fransa’nın adını dünyaya duyuran birer imparatorluğun kurucusu olmuşlar: “Biri lüks, diğeri bilim imparatorluğunu kurdu!” Bu iki dev ismin karşılaşıp karşılaşmadıkları bilinmiyor ama Postaire, “Benim bu konuda bir senaryom var” diyor gülerek. “Vuitton ile Pasteur Eyfel’in asansöründe karşılaşıp, fikir alışverişinde bulunmuş olabilirler. Nasılsa hiçbir tanık yok bunu onaylayacak ya da tersini söyleyebilecek...”  

ARŞİV FOTOĞRAFLARI: BNF - Gallica