Öncü 'stil ikonu' Müzeyyen Senar

Öncü 'stil ikonu' Müzeyyen Senar
Öncü 'stil ikonu' Müzeyyen Senar
Türk müziğinin en önemli temsilcilerinden Müzeyyen Senar'ı ebediyete uğurladık. Ardında bize emanet ettiği saygı dolu miras, sadece sesi ve bilgisiyle değil, göz önünde olan bir insanın yaşam tarzıyla da nasıl gerçek 'ikon' olabileceğine dair önemli ipuçları taşıyor.
Haber: BARIŞ ÇAKMAKÇI - baris.cakmakci@gmail.com / Arşivi

Bundan birkaç yıl önce genç bir editör arkadaşım yazacağı bir yazı için “ Türkiye ’de stil ikonu denince eskilerden aklına kim geliyor?” diye sormuştu. Bugün bildiğimiz ‘stil ikonları’ çerçevesinde konuya odaklanmaya çalışıp, sadece güzel ve bakımlı olduğu ya da şık giyindiği için ikonlaşmış isimler aramıştık. İki üç gün boyunca özgün stiliyle örnek teşkil eden, gözlerin üzerinde olduğu başarı hikayeleri var mı diye kafa yorduk durduk. Fakat geçmişten bulduğumuz isimlerin hepsi ya şöhretleri ya da başarılı kariyerleriyle kitleler üzerinde uyandırdıkları hayranlıkları ölçüsünde ‘ikon’du. Hiçbiri saçına tüy taktığı ya da absürt kıyafetleriyle gündem yarattığı için şöhretli değildi.

AJDA PEKKAN

Akla ilk gelen stil ikonları
Bizim bulduklarımız arasında herkesin aklına bir çırpıda gelen isimler vardı: Sapsarı saçları ve Avrupai üslubuyla Ajda Pekkan, uzun bakımlı tırnaklarıyla Emel Sayın, nice genç kızın sol yanağına göz kalemiyle ben koydurtan Belgin Doruk, insanı delen bakışlarıyla Türkan Şoray... Bunlara Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Gönül Yazar ya da Seyyal Taner’i de ekleyebilirsiniz. Liste uzayıp gider.

EMEL SAYIN

Sonrasında bir noktanın altını çizmek gerektiğini fark ettik. Hayat, Ses, Kadınca gibi mecmuaların kapaklarını süsleyen, iç sayfalarında boy boy posterleri yer alan ve evliliklerinden ayrılıklarına kadar haklarında çıkan her haberin çılgınca takip edildiği bu isimlerin o dönemde ikon sayılmasının nedeni, çektikleri filmler ve/veya doldurdukları plaklardı elbette. Üretim hem şöhretlerinin hem de sürdürülebilir başarının tek kriteriydi. Hepsi de bunun bilincindeydi üstelik. Yıllar geçtikçe acı tatlı hikayelerini ve rekabete dayalı şöhret sisteminin bilinmeyen entrikalarını öğrenip ayakta kalma çabalarını takdir etmemek de işten değildi.

Öncü ikon Müzeyyen
Bugün düşünüyorum da, tüm bu isimleri düşünürken aklımıza gelmeyen bir isim olmuştu. O da, haftabaşında ebedi yolculuğuna uğurladığımız ‘Cumhuriyetin Divası’ Müzeyyen Senar’dan başkası değildi elbette. Hakkında birkaç gündür her yerde yazıldı, çizildi. Tanrı vergisi sesinden Atatürk’ün huzurunda söylediği şarkılara, ezberinde kaç şarkı bildiğinden bir yılda kaç plak doldurduğuna kadar pek çok hikayesini dinledik, okuduk. ‘Müzeyyen Abla’nın gözümüze çalınan fotoğraflarında yüzü hep gülen, dostlarıyla omuz omuza duran, sofrada keyiflenmesini bilen ve dimdik duran anaç bir kadın figürü var. Fakat dikkati çeken bir diğer nokta da, bu karelerin hepsinde Müzeyyen Senar hep çok şık ve hep çok gösterişli. Yani bugünkü popüler kullanımıyla söyleyecek olursak, tam anlamıyla bir ‘ikon’ gibi... Üstelik 97 yıllık yaşamı boyunca sadece bizim jenerasyonun değil, annelerimizin hatta anneannelerimizin de ikonu o.

MÜZEYYEN SENAR

Ünlü sanatçı yıllar boyu gazinoların ve plak yapımcılarının iş garantisi olan, birçok bestekârın yeni şarkılarını ilk defa geçmek istediği, Alaattin Yavaşça’nın deyimiyle “herkesin aşık olduğu”, Selim Arı’nın uğruna besteler yaptığı bir isim aynı zamanda. Benzeri örnekleri başka bir sanatçıda bulmamız mümkün olmayan daha pek çok hikayesi var Senar’ın. Mesela Türk resminin duayeni İbrahim Çallı bir gün şövalesini ve paletini alır, resmini yapmak üzere Senar’ı evinde ziyaret eder. Ya da edebiyatımızın usta isimlerinden Neyzen Tevfik kendisini önceden arayarak “münasip bir zamanda kabul etmesini istirham” eder. Hayranlık uyandıran bu başarının ardında Senar mütevazi kimliğinden asla ödün vermez.

Fakat yeteneğinin verdiği olgunluk ve özgüvenle hareket etmesini de her zaman iyi bilir. Nezaket sınırlarını hiçbir zaman aşmayan ünlü yıldız, içinde bulunduğu radyo ve gazino sisteminde de öncüdür. Bunu da bakın şu sözleriyle anlatır: “O zaman hanımlar sırada oturur, fasıl yaparlardı. Solist yoktu. Ben 1935’te Belvü Bahçesi’ne gittiğim zaman kabul etmedim sırada oturmayı; solist olarak çıktım. Benden sonra zaten herkes solist oldu.”

MÜZEYYEN SENAR

Kalıplara sığmıyor
Senar'ın açtığı çığır sadece müzikte değil, sinemada da geçerli. 1942 yılında başrolünü Fahri Kopuz ile paylaştığı halk hikayesi Kerem ile Aslı bir ilki barındırıyor mesela. Senar, bir sinema filminde yer alan ilk kadın ses sanatçısı unvanını da üstleniyor böylece. Ardından çekilen filmlerde de başka bir kimlikte değil, bir şarkıcı olarak kendisini oynuyor.

MÜZEYYEN SENAR ve ZEKİ MÜREN

Ünlü sanatçının giyimi de hep kendine özgü, ama asla sıradan değil. Radi Dikici hazırladığı Müzeyyen Senar biyografi kitabında ‘modayı takip etme konusunda özel bir merakı olmamasına rağmen kıyafetleri arkadaşları tarafından her zaman çok beğenilirdi’ die belirtiyor. Sahne aldığı her gazinoda, katılacağı programlarda, fotoğraf çekimlerinde ya da oynadığı her filmde gardırobuna kendi karar veren Senar, Mualla Özbek gibi döneminin ünlü modacılarıyla çalışmayı tercih ediyor. Üstelik sadece gece değil, günlük yaşamında da çok şık. Mesela, 1966’da konser için gittiği Londra’da Harrods mağazasından beğenerek aldığı bir tuvaleti konser yerine giderken takside unutur. Ama o kadar şıktır ki, konukları bekletmemek için günlük kıyafetiyle sahneye çıkar.

MÜZEYYEN SENAR

1973’te katıldığı ilk televizyon konseri için siyah-beyaz yayında daha iyi bir görüntü vermek için siyah bir elbise tercih eder. 1976 yapımı Analar Ölmez filmi için de pek çok tuvalet diktirir, role göre aralarından kendisi seçer. Bu kıyafetleri çeşitli gazinolarında yıllarca değiştirerek kullanır. Arşivlerdeki fotoğraflarından dönemin modasına uygun giyinen biri olduğu anlaşılsa da, renkli kişiliğini yansıtan zamansız bir şıklığa sahip olduğu da açıkça ortada.

Sizden ricam hatırlatın, bundan sonra soran olursa Türkiye’de ikonluğun tarihini Müzeyyen Senar’la başlatalım.